logo

04 Mart 2017

”Bunların teröre yardım ve yataklıktan yargılanmalı”

Almanya ile olan toplantı gerilimiyle ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Benim konuşmam engelleniyor, Cemil Bayık’ı Kandil’den bağlıyorlar. Bunların teröre yardım ve yataklıktan yargılanması gerekiyor” dedi.

erdoğanCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen Yeşilay Zümrüdüanka Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada, artık geleneksel hale gelen, geçen yıldan itibaren de ülke sınırlarını aşıp uluslararası bir boyut kazanan bu ödüllerin insanların bilinçlenmesine katkı sağladığını söyledi.

Ödüle layık görülen sporcuları, sanatçıları, medya mensuplarını, akademisyenleri, kurum ve firmaları tebrik eden Erdoğan, Yeşilay Zümrüdüanka Ödülü’nün, diğer ödüllerden farklı olarak sahibine çok ciddi sorumluluklar da yüklediğini, “En Yeşilaycı” payesini taşımak, böyle bir şerefe nail olmanın kolay bir iş olmadığını dile getirdi.

Bu ödülün, başarının, emeğin, özverinin, takdirin yanında, uzun soluklu bir görev mesuliyeti demek olduğunu ifade eden Erdoğan, her bir ödül sahibinin iş ve özel hayatında bundan sonra çok daha dikkatli bir şekilde hareket edeceğine inandığını söyledi.

Bu ödül organizasyonunu, her yıl başarıyla tertip eden başta Yeşilay Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk olmak üzere herkesi gönülden tebrik ettiğini belirten Erdoğan, ayrıca her yıl 1-7 Mart tarihleri arasında kutlanan Yeşilay Haftası’nın, Türkiye ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1920 yılından bu yana bağımlılıklar ve zararlı alışkanlıklarla mücadele eden Yeşilay’ın 97. yaşını kutlayarak, ebediyete irtihal eden tüm hizmetkarlarını da rahmetle andı.

Yaklaşık bir asırlık tecrübeyle yoluna devam eden Yeşilay’a, üstlendiği görevlerden başarılar dileyen Erdoğan, Ordinaryus Prof. Dr. Mazhar Osman’dan Eşref Edib’e, Şeyhülislam İbrahim Haydari Efendi’den Prof. Dr. Ayhan Songar’a kadar, Yeşilay’ın gönüllerde taht kurmasını sağlayan herkesi şükranla yad ettiğini belirtti.

Yeşilay’ın sadece ülke sınırları içinde faaliyet göstermediğini hatırlatan Erdoğan, Türkiye’nin marka kuruluşu olarak dünyanın farklı yerlerinde Yeşilay derneklerinin kurulmasına, kapasitelerinin arttırılmasına rehberlik ettiğini söyledi.

“MÜCADELENİN ADETA BAYRAKTARLIĞINI YAPIYOR”

Yeşilay’ın birçok ülkede alkol, tütün, uyuşturucu madde, kumar gibi zararlı alışkanlıklarla ve teknoloji bağımlılığıyla mücadelenin adeta bayraktarlığını yaptığını belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Risk gruplarını belirleyerek, farklı araçları devreye alan Yeşilay çocuklara ve gençlere öncelik vererek çalışmalarını sürdürüyor. 97 yıl önce din adamları, tabipler ve eğitimcilerden oluşan bir avuç gönül insanını Hilal-i Ahdar Cemiyeti altında bir araya getiren kaygılara bugün yenileri eklenmiştir. Özellikle dünden bugüne tüm emeği geçen başkanlarından yöneticilerine tekrar tebriklerimi ifade etmek isterim. Bütün bu tehdit ve tehlikelerin vehameti karşısında onlar dik durdular. Zor şartlar oldu ama mücadeleden yılmadılar. Bu mücadeleyi sürdürdüler. İnanıyorum ki bundan sonra da mevcut yöneticiler aynı şekilde bu mücadeleyi sürdürecekler ve böylece bu mücadeleden ben başarıyla çıkacağımıza inanıyorum.”

Savaşların sadece cephede olmadığını dile getiren Erdoğan, “Asıl savaş, manevi toplumsal alanda verilendir. Zira milleti çözen, devleti çökerten asıl saha burasıdır, maneviyat alanıdır, medeniyet alanıdır, kültür alanıdır. Bu değerleri kaybederseniz çökersiniz. İçtimai yapısı bozulan, değerler hiyerarşisi alt üst olan, uğruna mücadele edecek hiçbir kutsalı kalmayan bir milleti, bir kez değil her zaman mağlup edersiniz.” dedi.

İşgal güçlerinin 1920 yılında İstanbul Limanı’na demirledikleri gemilerden kasa kasa bedava alkollü içki dağıttığını hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bu boşuna değildi. Böylece milletimizin direniş azmini törpülemek, onurunu, benliğini söküp almak istiyorlardı. Kendileri bir gün çekip gitse de zaman, savaşın izlerini yavaş yavaş silse de en kalıcı zararın manevi tahribat olduğunu biliyorlardı. Bu mücadele çok daha sinsi bir şekilde günümüzde de devam ediyor.

Bugün de sinema, basın-yayın organları, dergiler, gençlerimize sunulan rol modeller üzerinden aynı emellerini gerçekleştirmek istiyorlar. O gün bedava içki üzerinden kimliksiz hale getirilen nesiller, bugün terör örgütleriyle ideolojiler üzerinden kişiliksiz hale getiriliyor. Hatta Gezi Olayları’nda olduğu gibi fırsat bulduklarında yine gençlerimize bedava alkol dağıtmaktan geri durmuyorlar. Oyun aynı oyun, senaryo aynı senaryo. Değişen bir şey yok. Sadece kendi çıkarını düşünen, sürekli haz peşinde koşan, hedonist bir nesil için ellerindeki tüm araçları kullanıyorlar. Bu sorunun sadece ülkemize münhasır bir mesele olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Küresel düzeyde uyuşturucu kültürü özendirilerek, farklı düzenlemelerle meşrulaştırılarak, toplumu ayakta tutan sütunlar dinamitleniyor. Türkiye mevcudiyetini hala koruyan güçlü aile yapısı, sosyal ve kültürel bağları sayesinde hamdolsun bu dalganın etkisini nispeten azaltabiliyor.”

“GİDEREK BÜYÜYEN BİR TEHDİT HALİNE GELDİĞİNİN FARKINDAYIZ”

Bu sorunun giderek büyüyen bir tehdit haline geldiğinin farkında olduklarını vurgulayan Erdoğan, “Bununla birlikte mücadeleyi kendimizle birlikte tüm kardeşlerimiz, tüm insanlık için yürütmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu açıdan Yeşilay Cemiyetimizin yurt dışında, dost ve kardeş ülkelerde yaptığı çalışmaları son derece kıymetli görüyorum. İnsan onurunun korunması, toplumsal yapının muhafazası noktasında yürütülen projeleri takdirle karşılıyorum, bilhassa geleceğimizin teminatı olan gençlerimize, bu vatanı emanet edeceğimiz çocuklarımıza çok değerli buluyorum. Onların ilgisini çekecek çalışmaların hem sayısını hem de etki gücünü artırmalıyız. Çok daha fazla insana ulaşmamız, onların derdine merhem olmamız gerekiyor. Eyyamcı değil, milli ve yerli bir gençlik için herkesin daha fazla gayret göstermesi şarttır.” diye konuştu.

Erdoğan, Başbakanlık döneminde olduğu gibi Cumhurbaşkanı olarak da bu gayretleri desteklemeye devam edeceğini belirtti.

Uyuşturucu dendiği zaman akla sadece alkol, sigara, puro, tiner gelmemesi gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Birçok alanda artık uyuşturuculuk almış başını gidiyor. Gençlerimizi hep birlikte koruma altına almamız şart. Eğer biz zihinleri bundan kurtaramazsak geleceğimiz, yazık olur, elden gider. Ben en basitini yapıyorum. Birisini sigara içerken gördüğümde yanına yaklaşıyorum. Paketi gördüğüm zaman cebinden çıkarıp alıyorum, üzerine tarihi yazıyorum, imzayı attırıyorum. Bak diyorum, sadece seni kurtarmıyorum eğer eşin de evde sigara içmiyorsa, eşini de kurtarıyorum. Çünkü sen eşine de zarar veriyorsun. O pasif içici, sen aktif içici durumunda oluyorsun. Eşine zarar vermeye hakkın yok. Bu vücut Allah’ın sana emanetidir, bu vücuda ihanet etmeye de hakkın yok. Hem cebine zarar hem vücuduna zarar. Bazıları buna uyuyor, bazıları uymuyor olabilir ama sözü alıyorum. Paketi de alıyorum. Elimde epeyce var. Bu mücadeleyi istiyorum ki halkımın tümü sürdürsün, hep beraber bu akşam bir kararı verelim.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, her devletin öncelikli vazifesinin vatandaşının can, mal, beden ve ruh sağlığını güvence altına almak olduğunu söyledi.

Bunun anayasanın amir hükmü olduğunu, anayasanın amir hükmü olduğu halde bunu uygulamakta devlet olarak zorluk çekildiğini veya birilerinden utanıldığını anlatan Erdoğan, “(Acaba medya ne der, yazılı görsel medya acaba nasıl çılgınlıklar yapar, o ne der?) demeyeceğiz. Bulunduğumuz görev alanında biz şuna bakacağız, bu sorumluluğumuz bize ne getirir, bunu başarıyla nereye taşırız, buna bakacağız. Bize bir sorumluluk var, bunu halletmemiz lazım. Bu madde anayasamızın 58. maddesi. Devletin bu konuda yetki ve görevleri, açık ve net bir şeklide ifade edilmiştir. Biz de milletimizin bize yüklediği sorumluluğu, hakkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

“14 YILDA BİRÇOK DÜZENLEMEYİ HAYATA GEÇİRDİK” 

Erdoğan, Yeşilay’ın bunun için olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yeşilay, ‘Her şey bir sözle başlar.’ diyor. Bizler de bu anlayışla milletimize verdiğimiz sözleri tutmaya gayret ediyoruz, olay budur. Bu çerçevede geçtiğimiz 14 yılda, gerek İhsan Bey ve ekibi gerek ondan sonraki arkadaşlar, hep birlikte bir süreci hareketli bir şekilde başlattılar. Şimdi de bu süreç kararlılıkla devam ediyor. 14 yılda birçok düzenlemeyi hayata geçirdik ancak bu sürecin hiç de kolay olmadığını sizler de çok iyi biliyorsunuz. Sigara, alkol, uyuşturucuyla mücadele gibi vatandaşın sağlığını birebir ilgilendiren mevzularda dahi çok büyük engellerle karşılaştık. Başta muhalefet partileri olmak üzere, Türkiye’deki belli kesimler, sorunu başka taraflara çekmeye gayret ettiler. Alkol düzenlemesi gibi son derece masum, son derece basit bir meselede iftiralarla yalanlarla ortalığı ayağa kaldırdılar. Hiç ilgisi olmadığı halde konuyu hayat tarzı tartışmalarına çekerek, kendilerince yeni cepheler açmak istediler. ‘Alkol yasaklanıyor, yaşam biçimimize müdahale ediliyor’ diye haftalarca milletin gündemini işgal ettiler. Kimin elinden geldik de alkol şişesini aldık yahut hangi alkol satan yeri yasalara uygun olduğu halde kapattık. Böyle bir şey var mı? Yok. İsteyen bunu istediği gibi yaptı ama biz sadece burada tebliğ görevini yaptık. Vatandaşımızın can, mal, akıl güvenliği ve nesil güvenliğini korumak için bu adımları attık. Onun için bu tebliğimizi yapmak durumundayız. Bu tartışma üzerinden toplumumuzu kutuplaştırmanın, milletimizi birbirine düşman etmenin peşine düştüler. Hamdolsun muvaffak olamadılar, olamayacaklar. Milletimiz, sağduyusu, basireti ve ferasetiyle bu kesimlerin ucuz politikalarına prim vermedi.”

“ATTIKLARI ÇAMURLARIN HEPSİ DE KENDİ SURATLARINA YAPIŞMIŞTIR” 

Erdoğan, gelecek haziran ayında alkol düzenlemesinin yürürlüğe girmesinin 4 yılının dolacağını hatırlatarak, “Bu 4 yılda hangi vatandaşımız bu düzenleme nedeniyle sıkıntı yaşadı, kimin hayat tarzına müdahale edildi, muhalefetin iddialarının hangisi doğru çıktı? Elbette hiçbiri. Söylediklerinin hiçbiri gerçekleşmedi. Esasen bunlar çamur at, tutmasa da izi kalır mantığıyla hareket ediyorlar. Şundan emin olun, attıkları çamurların hepsi de kendi paçalarına, suratlarına yapışmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.

Sadece bu hareketin dahi ülkedeki muhalefetin seviyesini göstermesi açısından oldukça ibretlik olduğunu düşündüğünü belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aslında biz ülkenin ve milletin geleceği için attığımız tüm adımlarda aynı tavra, söylem ve çarpıtmalara şahit olduk. Bu ülkenin gazete ve televizyonlarında, akademisi, sermayesi ve köşe başlarını tutanların bir kısmı, hakikat güneşini yalan ve iftira ile perdeleyebileceklerini sanıyorlar. ‘Makarnacı, kömürcü’ hatta ‘göbeğini kaşıyan adam’ olarak, ‘bidon kafalı adam’ olarak gördükleri bu yiğit milleti, hafife alıyorlar. ‘Onlar bilmez, her şeyi biz biliriz.’ Hep bu mantıkla hareket etmişlerdir. Bunlar milleti kendine düşman gören, bunun için de her fırsatta milletin değerlerine düşmanlık eden bir zihniyetin temsilcileridir. Bunlar ülkesine, bayrağına, ezanına, vatanına sahip çıkan milyonlara, bilhassa da gençlerimize kesinlikle itimat etmiyorlar. Ben de gençlerimize inanıyorum ve bu gençlik, bu milletin evlatları, kendisini 15 Temmuz gecesinde ispat etmiştir. O hainler, alçakların F-16’larla saldırdığı anda, feda-i can etmesini bilmiştir. Bombalar atılırken onlar feda-i can ederek, kendilerini ispat etmişlerdir. Onlar orada saldırıya geçmiş, modern silahlarla donatılmış olan ne yazık ki bir grup FETÖ eşkıyasının karşısında dimdik durmak suretiyle hatta paramparça olmayı göze alarak, orada feda-i can etmişlerdir. 248 şehidimize onların şahsında tüm şehitlerimize, 2 bin 193 gazimize, şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize Rabbimden şifalar diliyorum. Onlar hiçbir milletin gençliğinin ortaya koyamadığını ortaya koydular. Bu gençliğin alnı öpülür. Bu gençlikle iftihar edilir. İnanıyorum ki 15 Temmuz’daki gençlik, gelecek nesillere çok büyük örnek teşkil edecektir. Tıpkı Çanakkale’nin Seyid Onbaşısı gibi onlar da tarihin Seyid Onbaşıları gibi anılacaktır.”

“BİZİM DERDİMİZ VAR, BİZ BU MİLLETE AŞIĞIZ” 

Erdoğan, anayasa değişikliği paketi tartışmalarında bu hastalıklı yaklaşımın tekrar nüksettiğinin görüldüğünü ifade ederek, “Cumhurbaşkanlığı sistemine niçin karşı çıktıklarını açıklayamadıkları için yine eski usullere başvuruyorlar. Ne diyorlar? Alkol düzenlemesini nasıl ‘hayat biçimimize karışılıyor’ diye çarpıttıysalar, yönetim sistemi değişikliğini de rejim değişikliği olarak göstermeye çalışıyorlar. Ne alakası var? İlk bunun karşısında ben olurum. 1923’te bu iş bitti. Şimdi yapılan, bir yönetim sisteminin değiştirilmesidir. Bu da bugünün işi değildir, 200 yılın işidir. Şimdi biz yönetim sistemini değiştirmek suretiyle geleceğe farklı bir adım atıyoruz. Parlamentoda sürekli tıkanan, sürekli patinaj yapan bir sistemi değiştirmek suretiyle diyoruz ki bizim adeta uçmamız lazım, bunun önünü açmamız lazım. Fakat bunu engellemek isteyenlerin bu ülkede sorumluluk diye bir şeyleri, bugüne kadar olmadı, olacağı da yok ve dikili ağaçları yok bu ülkede. Tabii ki dertleri de yok ama bizim derdimiz var, biz bu millete aşığız, biz dertliyiz.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne lafla çıkılamayacağını, bunun ancak icraatla mümkün olabileceğini vurguladı.

Ortalama 16 ayda bir hükümetin değiştiği bir ülkede güven ve istikrarın olamayacağını dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“İstikrarın olabilmesi, bizim iktidarlarımız döneminde yakalandı. İşte geldik, söz verildiği süre neyse bu sürelerde hükümetler değişti. Bu ilk defa 5 yıldı. Daha sonra ‘anayasa değişikliği yapalım’ diye o zaman bize söz verenler sözlerinde durmadıkları için 4 yıla düştü. Şimdi, inşallah, inanıyorum ki 16 Nisan’da yeniden 5 yıla hükümet etme dönemlerinin girmesiyle istikrarı yeniden yakalayacağız. İnşallah, şu anda terörle mücadelede başarılı operasyonlar neticesini verecek, bundan hiç şüphem yok ve biz bu ülkeyi terörizme ve teröristlere teslim etmeyeceğiz. Bundan hiç endişeniz olmasın. Devletin rejimi olan Cumhuriyet konusunda hiçbir geri adım yoktur. Tam tersine yürütmeyi doğrudan milletin emrine vererek demokrasiyi güçlendiriyoruz. Yani, milletin vekalet verdiği kişiler parlamentoda gensoru arkasına gensoru, güven oylamasında sıkıntılar, akıllarına estikçe gensoru veriyorlar… Biliyorlar ki buradan bu gensoru geçmez ama yine o gensoruyu veriyor. Niye? Dert, hükümeti çalıştırmamak. Güvenoyu, aynı şekilde. Şimdi asıl olan kim? Millet. Dolayısıyla 5 yılda bir millete gelecek, millet memnunsa ‘Devam’ diyecek memnun değilse ‘Geç kardeşim sen bu işi başaramadın’ diyecek. Aslolan budur.”

Yargının bağımsızlığının yanına “tarafsızlık” ilkesini getirdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kim, niçin karşı çıkar? Doğrusu bilmiyorum.” diye konuştu.

“ANNELERİN AHI HEPSİNİ TUTACAK” 

Seçilme yaşının 18’e düşürülmesi konusunda, “Çocuklara mı bırakacağız Parlamentoyu?” diyenlerin olduğunu belirten Erdoğan, “Kendi gençliğine güvenmeyen bir zihniyet… Kendi gençliğine güvenmiyor.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“O gençleri, 14 yaşındaki genci, 15-16-17-18 yaşındaki genci Kandil’e götürürken ona güveniyorsun ve onlara orada silah eğitimleri vermek suretiyle bu ülkedeki garip gurebanın ölümünde onları kullanıyorsun. Onlarla iş birliği tutanlara da sesleniyorum. Siz de bu günaha ortaksınız. Kim olursa olsun ve Diyarbakır Belediyesinin önünde günlerce hüngür hüngür ağlayan o annelerin ahı hepsini tutacaktır. Şimdi soruyorum, seçmek mi zordur, seçilmek mi? Aslolan seçmek zordur. Bir zamanlar bir siyasetçi lider, ‘Ben Taksim Meydanı’na dört ayaklı merkep koysam seçtiririm’ diyordu. Bu ülke bunları da gördü. Biz, 21 yaşında bir çağı kapatıp bir çağı açan Fatih’in torunlarıyız. Yapılamaz diye bir şey yok. Görev kimde? Siyasetçilerde. Görev kimde? Eğitimcilerde. El ele vereceğiz ve vasıflı bir gençliği inşallah yetiştirip bunların içinde seçerek Parlamentoda onlar temsil yetkilerini alacaklar. Ben dünyada 22 yaşında, 23 yaşında, 24-25 yaşında dev firmaların CEO’larını tanıyorum. 24-25 yaşında dışişleri bakanlığı yapan gençler tanıyorum, dünyanın değişik ülkelerinde. Onlar yapıyor oluyor da benim Ahmet’im, Hasan’ım, Mehmet’im niye yapmayacak? Yapacak, yapacak, hiç endişe etmeyin. Bunları göreceğiz.”

“MİLLETE GÜVENMİYORLAR”

Yürütmedeki çift başlılığın sonlandırılmasından, istikrar ve güven ortamının garantiye alınmasından niçin rahatsızlık duyulduğunu anlamadığını dile getiren Erdoğan, şöyle dedi:

“Atalarımızın güzel bir sözü var: Gecenin hükmü sabaha kadardır. Olay budur. Bunların rahatsızlığı sistemden değil milletten. Olayın aslı bu. Bilseler ki millet kendilerine teveccüh edecek inanın bana Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sisteminin en hararetli savunucuları bunlar olur ama millete güvenmiyorlar, millete inanmıyorlar. Biz her zaman olduğu gibi bu konuda da tek merci olarak milletimizi tanıyoruz, milletimizin kararına teslim oluyoruz. Olayın aslı bu. İnşallah, el birliği ve güç birliği yaparak 16 Nisan Halk Oylaması’nda milletimizin büyük çoğunluğunun tercihiyle farklı bir dönemi başlatacağız. Ben şunu söylüyorum: İstikbal ve istikrar için, tek millet için, ‘evet’ diyorum. Tek bayrak için ‘evet’ diyorum. Tek vatan için ‘evet’ diyorum. Tek devlet için ‘evet’ diyorum. Hangi partiye gönül verirse versin o gün sandık başına giden tüm vatandaşlarımızın kendilerinin, evlatlarının ve ülkemizin aydınlık geleceği için ‘evet’ diyeceğine inanıyorum. Allah’ın izniyle necip milletimizin desteğiyle bu ülkeyi büyütmeye, güçlendirmeye devam edeceğiz.”

“BUNLARIN TERÖRE YARDIM VE YATAKLIK YAPMAKTAN YARGILANMASI GEREKİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında AImanya’daki son gelişmelere değinerek, şunları söyledi:

“Bunlar, dikkat edin, yok bilmem Die Welt’in buradaki bir temsilcisi içeri alınmış, bundan dolayı değil, bir ay bu kişi, PKK’nın bir temsilcisi olarak, bir Alman ajanı olarak, bu kişi Alman Konsolosluğunda saklanmıştır, bir ay ve ‘bunu bize teslim edin, yargılansın’ dediğimizde de vermemişlerdir. Bunu bana Şansölye Merkel söylediğinde ben kendisine şunu söyledim. ‘Sizdeki teröristler tarafımızdan isteniyor, bize ne diyorsunuz ‘yargı bağımsızdır, tarafsızdır’ diyorsunuz. Biz şu anda bağımsız ve tarafsız yargımıza güveniyoruz, verin yargılansın.’ Önce vermediler, sonra nasıl olduysa verdiler ve yargı görevini yaptı, tutukladı. Şu anda yüzlerce, binlerce terörist Almanya’da terör estiriyor.

Düşünebiliyor musunuz benim Adalet Bakanım, hem resmi görüşmesini yapacak, hem de oradaki vatandaşlarımıza şu kampanyayı anlatacak, orası diyor ‘otomobil parkına uygun değildir onun için müsaade edemeyiz’ ve Adalet Bakanımızı konuşturtmuyorlar, Ekonomi Bakanımızı konuşturtmuyorlar. Ben video konferansla oradaki bir meydan mitingine katılacağım, anında, dünyada görülmemiş ya, iki saatte Anayasa Mahkemesi karar alıyor ve benim orada konuşma yapmamı, video konferansla, engelliyor. Fakat Cemil Bayık’ı Kandil’den oraya bağlıyorlar ve Cemil Bayık orada konuşmasını yapıyor. Teröre yardım ve yataklık yapmaktan bunların yargılanması gerekir. Olay bu kadar açık ortadadır.”

“AYAKLARI ÜZERİNDE DİMDİK DURAN BİR TÜRKİYE VAR” 

“Niye bu işi bu kadar köpürtüyorsunuz?” gibi söylemlerin olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Durun bakalım, daha işin başındayız. Daha çok uluslararası toplantılarda sizin bütün bu yaptıklarınızı meydana tek tek dökeceğiz. Artık o eski Türkiye yok, ayakları üzerinde dimdik duran bir Türkiye var. Çıkıyorlar bir kampanya… Neymiş? Kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu düşürmüş. Ne yaparsanız yapın, avucunuzu yalarsınız. Hiçbir şey tutturamayacaksınız. Onlar bu kararı alıyor, bakın 18 Mart Çanakkale Köprüsü, ihale ediliyor 10 milyar doların üzerinde bir bedelle yüzde 50’si yabancı, yüzde 50’si yerli olmak üzere ihale tamamlanıyor. Eğer Türkiye bu konuda güvenli bir liman olmasa buraya gelir de uluslararası sermaye yatırım yapar mı? Bakın şimdi önümüzde inşallah Boğaz’ın altından 3 katlı köprü ihalesi var. Burada çok önemli yatırımların, katılımların olacağını görüyorum. İnşallah bir de Kanal İstanbul projemiz var. O da çok ciddi bir rakam. Buna da aynı şekilde çok ciddi katılımların olacağına inanıyorum. Niye? Şimdiden bizimle görüşmeler başladı da onun için. Türkiye sıradan bir ülke değil. Bunların böyle yazılı, sözlü, şu bu… Şimdi de bir Venedik Komisyonu Raporundan bahsediyorlar. Bu Venedik Komisyonu Raporu dediğiniz ne biliyor musunuz? Sadece Avrupa Konseyinin bir teknik heyeti bu, grubu, oradan verdiği bilgiyi alıyor o kadar. Yani bunların bir kıymeti harbiyesi yok. İstediğin kadar rapor yaz, senin raporlarını biz tanımıyoruz, tanımayacağız da bunu bil. Bu raporlar karşısında el pençe divan duran bir iktidar var zannediyorlar. Yok böyle bir şey. Biz işimize bakıyoruz. Bizim tek gücümüz, millet. Biz yolumuza böyle devam ediyoruz.”

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
310 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

BAŞAKŞEHİRNET