logo

30 Kasım 2019

Sen öğretmen misin birader?


Mustafa Öztürk
m.ozturk@gmail.com

Konya Valisi Cüneyit Orhan Toprak, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle düzenlenen bir programda ayak ayak üstüne atarak oturan bir kişiye gözü ilişince keyfi kaçtı ve o kişiye dönüp “Sen öğretmen misin birader?” dedi. Ardından “Öğretmen gibi otur da bir görelim, ya! Allah Allah…” diye ekledi ve daha sonra azarlama seansı serzeniş modunda devam etti… Ne yazık ki bütün bir toplum olarak buna benzer manzaralar görmeye aşinayız. Çünkü devlet katından, özellikle mülki amirler vasıtasıyla fırça yemeye alışmış, alıştırılmış bir toplumuz. Bu yüzden, ilerleyen zamanlarda, Konya’da yaşanan olayın benzerlerine şahit olmamız muhtemel değil, mukadderdir. Dolayısıyla bunu söylemek kehanet filan değildir.

***

Konya valisi hadisesini birkaç yönden kritik etmek gerekir. Öncelikle sayın valinin “sen”li hitap tarzının kesinlikle nahoş olduğunu not etmek gerekir. Hele de öğretmen olduğunu düşünerek azarladığı kişiye, “Valinin karşısında ayak ayak üstüne atarak oturulmaz” mealinde sözler söylerken, kendisini devleti temsil makamında görmesi ve buna rağmen “Sen öğretmen misin birader?” diye hitap etmesi gerçekten sakildir. Çünkü bir kişi makam ve mevkii itibariyle devleti temsil konumunda ise bu konum -tabir caizse- dolmuş duraklarındaki değnekçi üslubuyla konuşmaya müsaade etmez. Valilik makamında devleti temsil ettiğini düşünen bir kişi bu makamın mehabetine rağmen böyle bir hitapta bulunmayı kendine yakıştırabiliyorsa, o zaman burada ciddi bir temsil sorunu var demektir. Yine burada işgal ettiği makamın ağırlığını kaldıramama ya da o makama yaraşır mehabeti taşıyamama sıkıntısı var demektir.

Valinin karşısında ayak ayak üstüne atarak oturma meselesine gelince, devlet ricalinin de hazır bulunduğu mekanlar, ortamlar ve toplantılarda oturtmanın elbette bir âdâbı vardır, olmalıdır. Bu tür ortamlar ve toplantılarda koltuğa kaykılmış, yayılmış veya ayak ayak üstüne atılmış vaziyette oturmak, en hafif tabirle şık değildir. Bunu söylemek, devleti kutsamak ya da onu fetiş gibi algılamak filan değildir. Nasıl ki kısa pantolon, terlik, şapka gibi tatil kostümleriyle devlet dairesinde mesaiye gitmek veyahut nasıl ki çizgili pijamayla sokakta gezmek genel âdâba mugayirse, öğretmenler günü vesilesiyle tertip edilen bir toplantıda koltuğa yayılmış, kaykılmış veya ayak ayak üstüne atılmış vaziyette oturmak da o toplantının mehabetine mugayirdir.

Fakat şu da var ki beşer hata ve nisyan ile malul bir varlıktır. İnsan dalgın olabilir; hatta fiziki olarak hazır bulunduğu ortamı zihnen terk etmiş halde, o an kafasına üşüşmüş birçok sorunla başa çıkmaya çalışıyor da olabilir. Bu yüzden, farkında olmadan, bulunduğu ortamın havasına mugayir bir hal ve tutum sergileyebilir… Hata ve nisyan faktörü ya da “insanlık hali” diye tabir edilen durum dikkate alındığında, nahoş bir hal ve tutum içinde olan insanı cümle âlemin içinde azarlayarak uyarmanın yakışık almadığı kendiliğinden anlaşılır. Bu noktada, “Hayır, tam da böyle uyarmak gerekir” diye düşünenler çıkabilir; ancak böyle düşünenleri empatiye davet edip, “Peki, birisi sizi herkesin içinde bu şekilde azarlasa, ne hissedersiniz?” diye sormak gerekir.

***

Devlet ile toplum arasındaki münasebetlerde karşımıza çıkan ve kendimi bildim bileli canımı çok sıkan temel sorunlardan biri, başta asker ve polis olmak üzere mülkiye ve yargı gibi resmi kurumlardaki yetkili ve etkili mansıpları temsil eden kimi zevatın devlet tarafından kendilerine verilen yetkileri sık sık halkı terbiye etmek için kullanmalarıdır. Kibir kurum satmak, kasınmak, surat asmak, somurtmak gibi hallere şahit olmayı sorun edinmekten vazgeçtik, çünkü artık bu tür hallere alıştık ve hayli aşinalık kesbettik; fakat hiç değilse resmi güç ve yetki kullanan devlet görevlilerinin tekdir, paylama, azarlamalarına muhatap olmayalım istedik. Şimdi, biz çok şey mi istedik? Kendilerine silah ve silahlı müdahale, yargılama yetkisi veya yönetme salahiyeti verilmemiş kamu görevlilerinin, mesela öğretmenlerin, akademisyenlerin, hekimlerin kamusal alanda zaman zaman şamar oğlanı muamelesi gördüklerini söylemek abartılı bir tespit olmasa gerektir. Belli ki devletimizin genetik kodlarındaki postal izi hala silinmemiştir… Fakat şunu unutmamak gerekir ki resmi güç, nüfuz, yetki ve salahiyetten saygınlık ve itibar devşirmeye çalışmak ya da “Sahip olduğum bu güç karşısında bana saygı duymalısın” demek, haddi zatında kendi ezikliğini ve aşağılık kompleksini bastırmaya çalışmak demektir. Gerçek itibar ve saygınlık, güç ve nüfuz dayatmakla değil, “ehl-i dil” olmakla kesbedilir.

(KARAR)

Etiketler:
Share
33 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Logoterapi

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    İnsanoğlu hata ve nisyan ile malul bir varlıktır. Bu yüzden, her insan hayatta çok kere yanlış hesap yapar, yanlış kararlar alır ve er ya da geç bu yanlışların dramatik ve trajik sonuçlarını gayet ıstıraplı şekilde yaşamak zorunda kalır. Bu sebeple insan geç de olsa yanlışını anlamak, bundan dolayı kendini sorgulamak ve bir daha benzer yanlışlar yapmaması gerektiği konusunda kendisiyle hesaplaşmak zorundadır; fakat kimi insanlar ya kendi hatalarını kendilerine dahi itiraf edemeyecek kadar yüksek bir gurur ve onur katsayısına sahip olduklarından...
  • İslam dünyası neden mi geri kaldı?

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    90’lı yıllar Türkiye’de İslami kesimin entelektüel altın çağıydı. Kitapçılar, vakıflar buluşma mekanlarına dönmüş, yayınevleri sürekli yeni kitaplar basıyor, ülkenin en canlı entelektüel tartışmalarının kalbi ise dergilerde atıyordu. Bilgi ve Hikmet, Yeni Zemin, Tezkire, Köprü, İzlenim, Umran, Kitap Dergisi ilk akla gelenler. Müslümanların modern dünyayla ilişkilerinin masaya yatırıldığı, birlikte yaşam, demokrasi, laiklik konularında Medine Sözleşmesi gibi tezlerin ileri sürüldüğü bu dergilerden Bilgi ve Hikmet, 1993 yılında yayına ba...
  • Beni mahcup eden Bakan

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kaç kez eleştirdim Kültür ve Turizm Bakanlığını. Yurt dışında sergileri dolaşan bir sanatçıya sahip çıkmaktan daha önemli ne işleri olabilir diye. 19-12/06/ekran-resmi-2019-12-06-235557.png Bırakın ülkenin dünyaya sanatla tanıtılmasına desteği, davete rağmen kültür ataşeleri lütfedip katılmıyordu bile. Peç, Viyana derken şeytanın bacağı, Bakü’de kırılmıştı. Büyükelçi ve ataşe, Haydar Aliyev Müzesi’nde sergi açan Ahmet Güneştekin’i yalnız bırakmamıştı. Ama önceki gün İstanbul’daki açılışta, tam da görmek istediğim düzeye taşındı bu i...
  • Başkanlık sisteminin tutmayan tahminleri

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti. Başkanlık sisteminin ak...