logo

09 Mayıs 2019

Ramazanın eskisi yenisi


D.Mehmet Doğan
m.dogan@gmail.com

Artık eskisi kadar “nerde o eski ramazanlar” muhabbeti yapılmıyor. Bu ibadetin bizde kendine mahsus bir kültürü var. Elbette ramazanla ilgili hükümler değişmiyor, fakat kültür değişiyor. Mesela, eskiden devlet büyüklerinin evleri iftar için açık sofraya dönüştürülürmüş. Bugün böyle bir uygulama yok. O zaman da bugünün “iftar çadırı” yok!

Vaktiyle devletliler kendi keselerinden ve kendi hanelerinde iftar verirken, şimdi ekseriya devlet bütçesinden iftar çadırları kuruyor. Bir taraftan iftar yemekleri alabildiğine genişlerken, diğer taraftan gittikçe daralıyor. Bir iki eş dost akraba karşılıklı davetinden öte aile sofralarının dışa açıldığı görülmüyor.

Ramazanı fertler tutuyor. Devlet veya belediyeler değil. Onun sevabı da tutanlara olacak. Kısası, evlerimizi iftar için açmamız işin doğrusu olmalı.

Bu bahsi fazla uzatmayalım, ramazanın gelişi ve gidişi de her şeye rağmen ihtilaf konusu olmaya devam ediyor. “İslâm ülkeleri” bir türlü aynı gün oruca başlayıp, aynı gün bayram edemiyor. Türkiye bu konuda epey çaba sarf etti. Hilâlin görünmesi ile ilgili gözlemler, hesaplar zamanımızda çıplak gözle değil, teknikle yapılmalı, denildi. Bunun pek de kabul görmediği anlaşılıyor. Belki de bu yuvarlak yeryüzünde hilâli aynı gün veya gece görmek mümkün olmuyor. Fakat ihtilafın daha çok bölgemizde ortaya çıkmasına ne demeli? Bir aralar Suudi Arabistan ayrı, Mısır ayrı, Suriye ayrı takvimle ramazana giriyordu.

Biz ramazanın geleceğini takvimden biliyoruz. İlan edilen gün oruç başlıyor. Hilâli çıplak gözle görme kültürü geri plana düştü. İşte eski, fakat hayli eski, dört asır kadar önce bir ramazan başlangıcı var ki, şairlere konu olmuş.

Bağteten sâbit olup gurre firâşında imâm

Hâb içün yatmış iken etdi terâvîhe kıyâm

Lâle devrinin şairi Nedim bakın ne anlatıyor: İmam uyumak için yatmışken, ayın ansızın hilâl şeklinde sabit olmasıyla teravihe kalktı!

Bu elbette “yarın ramazan başlıyor” demektir!

Bunun tarihî bir olay olduğu anlaşılıyor.

Ben Ahmet Refik’in Lâle Devri kitabında rastlamıştım; o da dönemin kaynaklarına atfen yazıyor. Şabanın 26. Cuma günü imiş. Devlet erkânı Ferahabad kasrında eğleniyormuş. 3. Ahmed, meşhur veziri İbrahim Paşa (Damad) ve şeylühislâmdan başlıyarak erkân orada. Müneccimler pazartesi gün dahi hilâlin görülmeyeceği fikrinde. Fakat bir de bakılıyor ki kandiller yakılıyor ve ahali davul dövülerek teravihe davet ediliyor…

Böyle cümbüşlü bir gecede can sıkıcı bir hâl…

***

İşin aslını devrin vak’a nüvisi (resmî tarihçisi) Âsım Efendi anlatıyor. Ayasofya baş kayyumu olan iki yüzlü lânet olası mutaassıp Arnavud’un doğru yanlış sözlerini tasdik için gereken bir iki ırgad ile “elhamdülüllahi teala ramazan göründü” yolunda duyurusu, erkek ve çocuklardan oluşan kalabalık güruh ile kadı efendinin huzurunda şehadet etmeleri ile ramazan sabit oldu, diyor…

Bu tam mânasıyla ramazan öncesi keyfeden büyüklerin zevkine limon sıkmak. Nedim’e göre bu durumda ne yapıyor büyükler:

Baş kaldırmadılar öğleye dek uyhudan

Yevm-i şek zevkine hazırlanan ahbâb-ı kirâm

Büyükler, ramazanın başlamayacağını sanıp öğleye kadar uykudan baş kaldırmadılar!

Şiirde “yevm-i şek” tabiri geçiyor. Yani “şüphe günü, tereddüt günü”.

“Ahbab-ı kiram”, halkın gece teravih kılmasına rağmen ramazanın başlangıcı olduğu tesbit edilemeyen gün sayıp öğleye kadar uyumaya devam ediyorlar.

Ramazanın erken ilânı din adamlarının yönetimin zevk ü sefaya dalmasına bir tepkisi olabilir mi? Büyük ihtimalle böyle bir tepki var.

Nitekim Nedim:

Bilemem ben de şâhidde mi takvimde mi

Hele bir kizb var ortada budur sıdk-ı kelâm

“Ben de bilemem ancak sözün doğrusu şu ki, ortada şahitten yahut takvimden kaynaklanan bir yalan var…”

Hayırlı ramazanlar dileği ile…

(KARAR)

Etiketler:
Share
516 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...