logo

16 Kasım 2019

İmanın tabiatı ve imancılık


Mustafa Öztürk
m.ozturk@gmail.com

İman dinî-ahlâkî tecrübenin medarıdır. Bu yüzden, imanın tabiatı adamakıllı biçimde irdelenmesi gereken bir konudur. İslam kelam geleneğinde iman “tasdik” kavramına bağlanarak tanımlanır. Fakat tasdik denen şey, imandan ziyade, aklın ve akıl yürütmenin çok işlevsel olduğu ve belirleyici denebilecek bir rol oynadığı önermesel inançla alakalıdır. Kaldı ki iman kelimesinin tasdik manasına geldiği yönündeki hâkim görüş, İbn Teymiyye’nin de uzun uzadıya anlattığı üzere sağlam bir lisani temele dayanmamaktadır. Gerçekte iman, Arap dilindeki kelime kökü itibariyle güven duygusuna dayalıdır. İbrancada da iman “güven” manasındaki “emunah” kelimesiyle karşılanır. Güven (itimat) bilgi, kanıt, ispat konusu olan şeylerden öte, insanın duygu dünyasıyla alakalıdır. İman-gayb ilişkisi de meselenin bilgi, kanıt ve ispatla alakalı olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü gayb, akıl ve duyular vasıtasıyla hakkında bilgi edinilemeyen varlık alanını ifade eden bir kavramdır. Bu açıdan bakıldığında, İslam kelamında “isbât-ı vâcib” diye adlandırılan hudûs, nizam, gâiyyet gibi delillerin tartışmasız şekilde Allah’ın varlığını kanıtlamaktan öte, inançsız birini bu konuda az çok müspet kanaat sahibi kılmaktan fazla bir işlev görmedikleri anlaşılır.

***

Allah’ın varlığı nesnel/objektif/somut bir hakikat meselesi olmadığından, inanmak isteyen kişi, peşinen iman kararı almayı ve Allah ile mutlak teslimiyete dayalı sübjektif bir ilişki kurmayı seçmek durumundadır. İslam kelamcıları imanın salt güven duygusu temelinde bireysel ve öznel bir tecrübe olmasını problemli gördüklerinden, meseleye akıl ve düşünce temelinde az çok nesnel bir boyut katmaya çalışmışlardır. Bu çaba kuşkusuz takdire şayandır; fakat sonuçta her türlü ilmî ve entelektüel çabaya rağmen imanın bireysel ve öznel bir tecrübe olduğu da tartışma götürmez bir hakikattir. Klasik İslami kaynaklarda, “sağlam hale getirmek, tasdik etmek” manasındaki “akd” kökünden türeyen itikâd terimi de “iman” karşılığında kullanılır. Oysa iman başka, itikad çok daha başkadır. Nitekim “Ehl-i Sünnet itikadı” denilmesine karşın, “Ehl-i Sünnet imanı” diye bir tabir kullanılmamaktadır.

İman, deyim yerindeyse, sivil ve bireysel, itikâd ise resmi ve kurumsal niteliklidir. Ayrıca iman duygu temelli ve dinamik olduğu için artar ve eksilir. İtikâd ise statik olduğundan ne artar ne de eksilir. Bir benzetme yapmak gerekirse, iman aşk denilen duygunun kendisi, itikâd da aşkın tanımı gibidir. Kısacası, iman tepeden tırnağa öznelliktir. Daha açıkçası, iman, Kierkegaard’ın dediği gibi müminin kendi varlığını Tanrı huzurunda bulundurma çabasının içtenlikli ifadesidir. Nitekim Hz. İbrahim’in Allah’tan aldığı işaretle oğlu İshak veya İsmail’i kurban etme hususunda sergilediği kendinden emin ve istekli halin aklî ya da nesnel bir temele dayanmadığı, bunun koşulsuz bağlılık ve güven (iman) duygusundan başka şekilde açıklanmasının pek mümkün olmadığı şüphesizdir. Tam bu noktada, “fideizm” (imancılık) kavramı akla gelmektedir. Fideizm, dinî hakikatlerin ve bilhassa iman gibi öznel tecrübelerin temellendirilmesinde akıl ve aklî yetilere abartılı bir anlam ve işlev yükleyen çevrelerce burun kıvrılan, hatta kimi çevrelerde domates fidesi gibi absürt çağrışımlara konu olacak kadar kendisine bigane kalınan bir görüş olsa da imanın tabiatını anlama ve açıklama hususunda bize göre en ikna edici felsefî ve teolojik yaklaşımı temsil etmektedir. Herkesin ittifakla kabul ettiği bir tanımı bulunmamakla birlikte fideizm hakkında şunlar söylenebilir: Dinî hakikat akıl yürütme veya delile değil, nihai olarak iman tecrübesine dayanır. Dinî görüşleri belirleme ve kabullenmede iman ilk, akıl ikinci sırada yer alır. İman aklın ürettiği gerekçeler olmadan da sübut bulur. İmanın makul ya da kabul edilebilir olup olmadığı rasyonellikle ilişkisiz bir konudur. Dinî inancı veya imanı rasyonel temellendirmeye tabi tutmanın lüzumu yoktur.

***

Bir kişi düşünün ki akıl yürütme ve delil tedarik etme peşinde koşarak imana ulaşmaya çalışmaktadır. Böyle bir kişinin kendini içinde bulacağı hâl, iman edip etmeme yönündeki kararını süresiz olarak ertelemek mecburiyetinde kalacağı bir hâl olacaktır. Şayet kişi bu konudaki kararını ertelemezse, her an gözden geçirilmeye ve gerektiğinde tashih edilmeye açık olan böyle bir karar, muvakkat olarak verilmiş bir karar olmak durumundadır. Bu kararın kesinlik ve nihailik gibi vasıflardan yoksun olacağı kuşkusuzdur. Hâlbuki iman hem kesin ve nihai bir kararı hem de koşulsuz bağlılık ve sadakati gerektirir. İnancını hiçbir zaman sona ermeyecek bir rasyonel araştırma prosedürüne bağlayan kişinin dinî bağlılığını da sürekli olarak erteleyeceğini söylemek kehanet olmasa gerektir. Bir inanca sımsıkı bağlanabilmenin temel şartı bu inancın bilişsel ve rasyonel bir temele sahip olup olmadığı meselesinin sorgulanmaması, dolayısıyla inancı terk etmemekte kesin kararlı olunmasıdır. Sözün özü, imanın olmazsa olmazı denebilecek şey, aslında tutkuya benzer bir duygu ve koşulsuz bağlılıktır. Aklın tasarrufuna havale edildiğinde böyle bir duygunun ve koşulsuz bağlılığın ortaya çıkma imkânı pek yoktur. Çünkü akıl her zaman delil ve gerekçe peşinde koştuğundan, zihin ve fikir hep huzursuz olur. Oysa iman huzursuzluk değil, huzur ve sükûndur. Kendi imanını rasyonel açıdan temellendirme gayretinde olan herkese saygım sonsuzdur; fakat en azından benim iman konusunda böyle bir temellendirme ihtiyacım yoktur. “Âmentü billâh” (Allah’a iman ettim, güvendim) demek benim bilgim değil, güven duygumdur ve ben bu güven duygusunu yaşamaktan son derece mutlu, son derece huzurluyumdur.

(KARAR)

Etiketler:
Share
225 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...