logo

24 Aralık 2019

‘Beşlik simit’ten bugüne


D.Mehmet Doğan
m.dogan@gmail.com

Böyle iddialardan hoşlanmayız ama “simit Ankara mahreçli hoş bir yiyecektir” demekten çekinmeyiz. Bunu demekle başka şehirlerin simitlerinin olmadığını söylemiyoruz, hatta İzmir’in gevreğini de yok saymıyoruz.

“Ankara simidi” diye bir şey vardır ve tadı, lezzeti, kokusu ve bilhassa havası bambaşkadır. Şimdi sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde işte esasen bu simit revaçtadır. Şunu da kaydedelim: Bazılarının adı Ankara simididir, bazılarının tadı da!

Bir zaman gelecek de simit ciddi bir iktisadî nesne olacak, dense asla inanmazdık. Ama oldu. Böyle olmakla kalmadı, siyasî bir mesele haline de geldi.

Bundan seksen sene önce “simit dükkânlarda satılacak, simit ismi etrafında hızlı yemek mekânları, hatta lokantalar açılacak…” denilse, kim inanırdı? Hele “simit”in “saraylı” olacağına hiç ihtimal verilir miydi?

Ya simitçi dükkânlarının zincirler halinde bütün dünyaya yayılacağı… Daha geçenlerde umreden dönen bir dostum, Mescid-i Haram’ın çok yakınında böyle bir “saray”da kifaf-ı nefs ettiğini keyifle anlattı…

Londra’da, Berlin’de veya Nevyork’da…Türk usulü yeme içme mekânları…

Simit, düne kadar sokaklarda, sadece seyyarların sattığı daha çok çocuklara ve ucuza karın doyurmak isteyenlere, daha doğrusu midesini susturanlara mahsus bir yiyecekti…

Hatta bir aralar öylesine rağbetten düşmüş ki, Cumhuriyet’in 29 Ağustos 1934 günkü nüshasında “Simit gözden düştü. Halk galetaya rağbet ediyor” başlıklı bir haber yer alıyor. Simide rağbetin azalmasının sebebi olarak galetanın simitten yirmi para ucuz olması gösteriliyor…

“Para” günlük hayatımızda anlamı olmayan bir birim artık. Kırk para bir kuruş olduğuna göre, simitle galeta farkını bugünün nesline “yarım kuruş” olarak açıklayalım ve “yarım kuruş için simitten vaz geçer misiniz?” sorusunu soralım…Bu sorunun bana sorulmayacağı kesin!

Halkımızın kültür genlerine işlemiştir simit. Ünlü tarihçimiz Ahmed Refik’in 16. Asırda İstanbul Hayatı kitabında 3. Murat devrine ait bir vesikada bir önceki padişah 2. Selim zamanında sarayın simit fırınına tayin olunanların arasından vefat edenlerin yerlerinin nasıl doldurulacağı düzene sokuluyor.

Halkın simit muhabbeti için kaynağımız Evliya Çelebi…Türkçenin Evliya’sı İstanbul esnafı meyanında “esnaf-ı simitçiyan”ı da sayar, yani simitçiler esnafı. “Dükkân 70, neferat 300, pirleri Reyyan-ı Hindî’dir. Kabri Mısır diyarında Kına şehrindedir” der.

Yüzyılları atlayıp, 20. yüzyılın başına gelelim. İzmir doğumlu Venedikli bir Levanten’i dinleyelim: “İşçiler, hatta alt derecede memurlar açlıklarını simitle giderirler. Bir bardak çayla iki simit bir kahvaltı veya bir yemek yerine pekâlâ geçebilir.”

Simit ve çay…İşte vazgeçilmez ikili. Bir de peynir olursa; değmeyin keyfine! Sait Faik Abasıyanık; bu unutulmaz hikâyecimiz, faraza unutulsa… Simit ve çay muhabbeti bize mutlaka Sait Faik’i hatırlatır. 1950’lerin başında yayınlanan hikâye kitabı Havuz Başı’nda bir hikâyenin adıdır “Simitle çay”.

“Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım. Ama ne yaparsın, çaya kıyamadım. Simidin yanında, o da ikinci planda kalıyor, ama dostlukları da samimî bir dostluktur. Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz.”

Sait Faik millî hikâyecimiz, Simit de “millî yiyeceğimiz” desek, asla yalancı çıkmayız.

Çocukluğumuzda iki boy simit vardı, beşlik simit ve onluk simit. Yani beş kuruşluk ve on kuruşluk. Hatta bir de deyim vardır, şimdi neden böyle denildiği unutulsa da kullanılıyor: Beşlik simit gibi kurulmak. Yani, kendini mühim sayarak kasılmak…

Simit mühim bir iktisadî mahsul haline geldi, bütün dünyaya yayıldı. Muhtemelen simitten varlık sahibi olanlar, beşlik gibi kurulmaya başladı ve ekonominin kuralları devreye girdi. Simitçiler üzerinde bir olumsuz imaj meydana geldi.

Simitçileri değilse de simidi bu imaja kurban etmeyelim!

(KARAR)

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...