logo

20 Ağustos 2014

Zihinsel taşlaşma


Atasoy Müftüoğlu
basaksehirnet.com@gmail.com

Irkçı, mezhepçi, hizipçi kısıtlamalar ve aşırılıklar çoğaldıkça, ahlaki ve insani yanımız azalıyor. Bu tür kısıtlamalar, aşırılıklar ve yozlaşmalar hepimizi tanınamayacak hale getiriyor. Kabileci, milliyetçi, mezhepçi önyargılar ve fanatizmler yüzünden, insanlığın bütününü içerisine alan İslami vizyonu/perspektifi/ufku bütünüyle kaybediyoruz. İslami bilginin, düşüncenin, fikrin, tasavvurun, ırkçı/mezhepçi çıkarlar ve beklentiler doğrultusunda kullanılması, çarptırılması, suiistimal edilmesi hepimizi ahlaki bir felakete sürüklüyor. Kim olursak olalım, öteki olduğumuz andan itibaren, yanlış yargılara mahkum edilmiş oluyoruz. Etnik/mezhepçi/hizipçi gerilimler, çatışmalar, bölünmeler İslam toplumlarında asla yaşanmaması gereken büyük bir bilinç körlüğünü yansıtıyor.

İslami zihin dünyamızın, pozitivist modelin/yöntemin, yaklaşımın emperyalizmine maruz bırakıldığı tarihten başlayarak günümüze kadar İslam bir folklor olarak algılanıyor. İslam’ın geçmiş zamanlarla ilgilenmesi, toplumsal sorunlarla değil, bireysel sorunlarla ilgilenmesi isteniyor. İslam’ın, pozitivist dünya görüşünün emperyalizmine maruz bırakıldığı günden bu yana Müslümanlar olarak tarihsel/ahlaki/mistik yorumların dışına çıkma iradesi gösteremiyoruz. Bu iradesizlik sebebiyle bugünün dünyasında aziz İslam’ın ve Müslümanların siyasal sesi/ifadesi/iradesi/tavrı yoktur. Bugünün dünyasında Müslümanların nerede/nasıl/ne yönde hareket etmeleri gerektiği konusunda Batılı seküler-liberal özne karar veriyor. Toplumlarımız siyasal ve ekonomik anlamda Batılıların müdahalesine muhtaç durumdalar. İslam’ın toplumsal, siyasal, ekonomik anlamından/içeriğinden/amaçlarından hiç söz etmiyoruz. İslami çalışmalar/etkinlikler, insanlığa ve dünyaya yönelik önerileri olmayan, içe dönük ıslah çalışmalarıyla sınırlı hale geliyor.

VAHHABİLERİN YAĞMASI

Tasavvufi ilgiler/yapılanmalar ve dil, İslami bütünlüğün önüne geçiyor. Müslüman topluluklar bir yanda herkese cennet vadeden bir anlayışla, bir diğer yanda herkese cehennem tehdidi savuran bir başka anlayışla karşı karşıya bulunuyor. Kendi yorumlarını mutlaklaştıranlar, başka hiçbir yorum, çaba, düşünce, etkinlik ve eyleme saygı duymadıkları için İslami iklim çölleşiyor. İslam’ın, tarihi/kültürel/medeni/ edebi/ hukuki/siyasal/estetik bütün boyutlarını ve birikimini reddederek, İslam’ı katı/lafızcı fıkhi boyutlara hapseden yeni bir püritenlik/yeni selefilik, kendi yorumları dışında kalan bütün yorumları barbarca tekfir ve tahkir edebiliyor. İçerisinde bulunduğumuz günlerde, 1802 yılında Vahhabiler tarafından Kerbela’ya yönelik olarak gerçekleştirilen katliam ve yağma aynen bir kez daha yaşanıyor. Müslümanlar bu tür katliam ve yağmacılığı durdurabilecek hiçbir güce/kuruma/dayanışmaya sahip değiller. Bu tür gelişmelerle ilgili olarak yapısal sorgulamalar/hesaplaşmalar/eleştiriler yapılamıyor olması üzüntü vericidir.

Müslümanlar olarak içerisinde bulunduğumuz zihinsel taşlaşmayı istikrar olarak değerlendiren bir geleneğimiz var. Bu taşlaşma nedeniyle toplumlarımız yüzlerce yıl aynı metinleri okuyor, tekrar ediyor, anlatıyor. Bunca zaman boyunca başkaca hiçbir şey yapılmamış gibi, aklımızı/zihnimizi/bilincimizi katılaştıran edilgenleştirici bir gelenek asla sürdürülemez. İnsanlığa, dünyaya, tarihe kapalı zihinsel hapishanelerde yaşamak, yaşamak değildir, bir başka şeydir. Toplumlar düşünmedikleri için, sıradanlaşıyor, sıradanlaştıkça kötürümleşiyor.

DÜŞÜNMEK, GENÇ KALMAK DEMEKTİR

Aziz İslam’ı, bir antikacı ilgisi içerisinde muhafaza etmeye çalışmak, bugünün dü9nyasını etkileyebilecek hiçbir özgün içeriğe sahip olmamak demektir. Geçmişimizde ne olduğumuzdan çok, bugün ne olduğumuz üzerinde yoğunlaşmamız çok daha önemlidir. Bugün, bütün toplumları etkileyen büyük tarihsel dönüşümlerle ilgili hiçbir çözümleme çabamız yok. Güncel gündemin içerisinde boğuluyoruz. Kronolojik bir hafızaya sahip olduğumuz, niteliksel bir hafızaya sahip olmadığımız için, olaysal tarihle çok ilgilendiğimiz, yapısal tarihle hiç ilgilenmediğimiz için, ikinci el bilgiler, yorumlar ve tercihlerle hayatlarımız sürdürüyoruz. Güncel gündeme mahkum olmak, yüzer-gezer kimlikler/kişilikler/karakterler oluşturuyor. Sahici varoluşları temsil edemediğimiz için, İslami teatral maskaralıklara dönüştüren uygulamalarla gereği gibi hesaplaşamıyoruz. Teatral maskaralıklar anlamların boşaltılmış olmasıyla ilgilidir. Günümüzde bilgelik, yalnızca bir gösteri biçiminde somutlaşıyor. Yalnızca iman eden, ancak bilmeyen, fark etmeyen, yapmayan, iç ve dış dünyanın gerçeklerine nüfuz etmeyen/edemeyen, kuşatıcı düşünemeyen ve akledemeyen topluluklara dönüşüyoruz.

Hiç kimsenin imtiyazlı olmadığı, peygamberler için bile çizilmiş sınırların olduğu bir sistemde bugün, Müslüman kitlelerin ufkunu kapatan binlerce imtiyazlı/dokunulmaz ‘mübarek zat’lar var. Bireyler her durumda kendi eylemlerinden sorumludurlar, bu eylemlerinin sonuçlarına da katlanacaklardır. İslam hiçbir şekilde kimi imtiyazlı sayılan/sayılabilen kişi ve grupların tekeli altına alınamaz. Uluhiyetle aracılık ve ortaklık olamaz. Allah’a ulaşmak için bir aracıya ihtiyacımız yoktur. Eleştirel yeteneklere sahip Müslüman özneler hiçbir irade/iktidar/ideoloji tarafından araçsallaştırılamaz. Eylemde bulunmayan, içerik üretmeyen hareketsiz bir toplumun iyimserliği, hastalıklı bir iyimserliktir. Allah’ın sınırlarını gözettiğimizde, koruduğumuzda, bu sınırlar doğrultusunda hareket ettiğimizde ibadetlerimizin/dualarımızın bir anlamı olabilir.

Hiçbir yazar/düşünür/alim/üstad okuyucularının, bağlılarının, beklentilerine bütünüyle karşılık veremez. Kişilik sahibi, onur sahibi, sahici bir yazar/düşünür/alim hiçbir biçimde kendisini pazarlayamaz. Sahici kişilikler sorumluluklarını gösteriş arzusu duymadan yerine getirirler.

Share
710 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...