logo

Sihirbaz


İsmail Kılıçarslan
i.kilicarslan@gmail.com

Derler ki Samiriye’de icra-ı sanat eyleyen o sihirbaz, Allah’a rüşvet vermeye çalıştığı için öldü.

Hikâye uzun ama biz kısasını yazalım. Biz az yazalım, siz çok anlayın.

Derler ki bu sihirbaz işinde mahir mi mahir biriymiş. Güya kaybolan eşyaları bulur, güya havada yürür, güya hastaları iyileştirirmiş. Elbette kaybolan eşyaları önce çalar, elbette havada özel bir düzenekle yürür, elbette kendi yoldaşlarına hasta numarası yaptırarak onları iyileştirirmiş.

Böylelikle de kârına kâr, servetine servet ekler, şehir şehir, kasaba kasaba dolaşarak sihirbazlığa devam edermiş.

Ta ki şehre, Hz. İsa Efendimiz’in bir havarisi gelene kadar…

Kudüs’te hem Yahudilerin hem de Roma’nın bin türlü zulmüne uğrayan ilk Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın vaz’ ettiği hak dini yaymak için Filistin’in ve Ceziretü’l-Arab’ın her bir yanına hicret etmişler. Kelâmı ve akideyi yaymak için tebliğ çalışmalarına başlamışlar.

İşte o ilk Hristiyanlardan biri de yolunu Samiriye’ye düşürmüş. Kadınları peçeli, erkekleri pazulu, sert iklimli, sert kurallı bir yermiş burası.

Havari, şehrin pazar yerinde görmüş sihirbazın sahnesini. El çabukluğu ile bin türlü numara yaptıktan sonra güya felçli bir çocuğu da iyileştirmiş ki meydan bu gösteri ile coşmuş. Fakat gel gör ki, sihirbazın karşısına gerçekten yatalak durumda bir kadıncağız getirmiş halktan biri. “Madem hastaları iyi ediyorsun, bu yatalak hastamızı da iyileştir” demiş.

İşte böyleyken böyle olur. El çabukluğu ile, üçkağıt ile, sahtekârlık ile iş görenin foyası dökülüverir en nihayet.

Zor durumda kalan sihirbaz elleriyle kadının bedenini sıvazlamış ama onda gerçekten hasta olan birini iyileştirecek güç nerede? Halk sihirbazı yuhalamaya, eline geçirdiklerini adama atmaya başlamışken Hz. İsa’nın yoldaşı “Hele durun!” diyerek fırlamış sahneye. Elini yatalak kadıncağızın yüzüne koyup, “Kudreti yüce olan Rabbimiz’in adıyla ve onun gücüyle şifa bulasın” diye dua buyurmuş.

Allah’ın izniyle kalkıvermiş kadın ayağa. Havarinin eteklerine kapanıp, “Malım mülküm, varım yoğum senin olsun” demiş. Havari de, “Bizim yolumuz yoksulluk yoludur, fukaralık yoludur. Bizim yolumuz tek olan Allah’a iman yoludur. Güç O’nundur, kudret O’nundur. Hepinizi Rabbimiz’e iman etmeye ve Hz. İsa’nın yolunu takip etmeye davet ediyorum” demiş.

İşte Samiriye’de insanların fevç fevç kendi ata dinlerini bırakıp Nasrânî olmaları böylece başlamış.

Körler, cüzzamlılar, yüzü iltihaplı yara olanlar, kolu-bacağı olmayanlar, kötürümler akın akın havarinin karşısına gelip şifa istemişler ondan. Havari de, “Şifa yalnız Şafi olandandır. Kudret Rabbimiz’dedir” diyerek dua buyurmuş onlara. Allah’ın izniyle her biri şifasını bulmuş.

Manzarayı gören sihirbaz, malını mülkünü satıp bir keseye doldurmuş ve dolgunca keseyi havarinin ayaklarının dibine bırakıvermiş. Demiş ki: “Ey yüce kişi. Bilirim ki senin parayla işin yoktur. Ama isterim ki bu servetimle Samiriye’ye Rabbin adının bolca zikredileceği bir ibadethane yapasın. Dinini o ibadethanede gönül rahatlığı ile anlatasın.”

Havari, sihirbazın doğru yolu bulduğunu, Allah’ın ona hidayet nasip ettiğini düşünmüş ama sözleri orada durmamış sihirbazın. Demiş ki: “Tabii, sen de bunun karşılığında Rabbinin bana da hastaları iyileştirme, onlara şifa verme gücü bahşetmesini sağla.”

Havari, ayağının altındaki keseye bir tekme atıp, “Allah’a rüşvet vermek isteyene, O’nu parayla satın almayı düşünene lânet olsun” diye bağırmış.

O andan itibaren Samiriye göğünü kapkara bir bulut kaplamış. Sihirbaz, oracıkta, o karanlıkta acılar içerisinde kıvranıp ölesiye kadar da şehrin üzerindeki bulut kımıldamamış bir yere.

Derler ki o sihirbazın hatası Allah’ı satın almaya çalışmaktı. O’na rüşvet vermeye cür’et etmesiydi.

Derler ki o havarinin hatası da sihirbaza hidayet dilemek yerine ona lanet etmesiydi.

Ve derler ki o günden sonra o kara bulut, rüşvet ile iş yapmaya alışmış insanların, toplulukların, memleketlerin üzerinde gezinir ve cümle rüşvetçiler acı içerisinde ölmeden de oradan ayrılmazlar. Yalnız bir farkla: O bulutları ancak görmesini bilenler görür. (Yeni Şafak)

Etiketler:
Share
223 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ‘Belki Alman vatandaşı olurum’

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    NTV’de canlı yayında gencecik bir öğrenci, hayalinin ne olduğu sorulduğunda şu cevabı veriyor: “Almanya Köln Üniversitesi’nde tıp okumak istiyorum, ondan sonra da belki Alman vatandaşı olurum.” Sevinmemiz gereken taraf, bu evladımızın geleceğe dair hayallerinin olması, bilim tahsilinde zirveleri hedef seçmesidir. Böyle üstün yetenekli bir gence Türk vatandaşlığının niye cazip gelmediğini ise ciddiyetle düşünmeliyiz. Bu öğrencimizin sözlerini genelleştirmiyorum ama Türkiye’nin “dışarıya beyin göçü” diye bir sorunu vardır ve son yılla...
  • Bırakın da camilerimizde özgür olalım

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    Organize ruh hastası bir çete mensubu Ankara Çubuk’taki şehidimizin cenaze namazını kılmak üzere camiye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırıda bulundu. Talihsizliğe bakın ki 2016 yılında PKK’nın suikast girişiminin hedefi olan Kılıçdaroğlu, bu kez de gözü dönmüş şovenist kalabalığın saldırısına maruz kalıyor. En acı olanı da adeta bir akıl tutulması yaşayan bu kalabalığın, CHP genel başkanının sığındığı evi yakma tehdidinde bulunması... Bu haberi duyar duymaz şovenizmin camilerimizin kapılarına kadar dayandığını, kimlerin ib...
  • Kılıçdaroğlu tutuklandı tutuklanacak

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    Atılan işaret fişeğiyle paralel bir kampanya başladı medyada. Saldırgan Osman Sarıgün'ü sevdirme, saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu'ndansa nefret ettirme kampanyası... Başsavcılık, saldırganların terör ve organize provokasyon bağlantılarını soruşturuyordu. Sonucunu, paralel güdümlü medya açıkladı. Buna göre provokasyon bulgusu yok, terörle ilişkilendirilmesi kabul edilemez, planlı ve organize bir eylem değil, spontane gelişmiş doğal tepki, Sarıgün'e saldırgan demek bile saygısızlık, kelepçeli fotoğrafı vicdanları yaraladı, Kılıçdaroğlu suçu ...
  • 99 yıl sonra buraya mı gelecektik?

    24 Nisan 2019 YAZARLAR

    23 Nisanlar 1981’den beri Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanıyor. Bayramın 1921’de kabul edilen ilk adı Milli Hakimiyet Bayramı’ydı. Aslında açılışının birinci yıldönümü olan 23 Nisan 1921 günü, Meclis’in önüne 23 Nisan’ın bayram olarak kutlanması teklifi geldiğinde itiraz sesleri yükselmişti. İtiraz eden vekiller, İstiklal Harbi’nin sürdüğünü, ülkenin işgal altında olduğunu, bayram ilan etmek için erken olduğunu söylemişlerdi. İtirazlar üzerine teklifin sahibi Saruhan (Manisa) Milletvekili Refik Şevket (İnce) kürsüye çıkt...