logo

02 Aralık 2019

Osmanlı’da sanayi var mıydı, çabuk söyle!


Mustafa Karaalioğlu
m.karaalioglu@gmail.com

Soruya cevabım var ama merak etmeyin bir cevabı epeyi aşmış bulunan bu mevzunun esasına girecek değilim. Hakan Erdem gibi bir tarihçi bile, ecdadın sınayi ve ticari hallerinden bahis açtığına açacağına neredeyse bin pişman iken o kadar malumatım da cesaretim de yok. Hoş, bilhassa tarih mevzuunda laf etmek, yazıp çizmek için malumat gerekmez oldu ama muhitimizde şükür ki edep diye bir şey var. Buralarda sadece, tarihi şifre çözmek ve kodları ayıklamak zannedenleri değil; kaynaksız, dipnotsuz ve kendi siyasi görüşleri namına tarih yazanları da sevmezler. Okurlarımız da affetmez, övünmek gibi olmasın…

Tarih meraklılarının bildiği gibi Hakan Hoca yeni nesil tabir edeceğimiz ve esasen eski nesilde de misalleri olduğu halde şimdilerde sayıları azalan hakikat arayıcısı bir tarihçidir. Eleştirilmeyi umursamadan bulduğunu ve bildiğini yazma cesaretine sahiptir. Şahsen bilim ahlakına, metodoloji disiplinine itimat ettiğim ve müşkül meselelerde referans kabul ettiğim bir alimdir. Öteden beri yazıları ve konuşmaları tarihçiler arasında değerli birer kaynak kabul edilir. Prof. Dr. Hakan Erdem malum KARAR gazetesindeki yazılarında da hafta sonları şahane bir anlatımla meraklılarını tarihte dolaştırıyor.

Mesele şu… Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz 10 Kasım’da “Osmanlı’da okuma yazma oranı çok düşükmüş. Osmanlı’nın kendi silah sanayisi yokmuş. Hepsi de yalandır, iftiradır” demişti. Cumhurbaşkanı böyle deyince tabiatı gereği gazete ve televizyonlar Osmanlı’da sanayi vardı/yoktu tartışması başlattılar. Hakan Hoca da bir programda Osmanlı’da sanayinin varlığı lehine bir “canlı yayın tebliği!” sundu. Sundu lakin değil mi ki Cumhurbaşkanı’yla aynı safa düştü ve değil mi ki “Osmanlı karanlık, Cumhuriyet mükemmel” ezberinin uzağında kaldı… Bir hücum başladı ki sormayın gitsin. Hakan Hoca’nın ima edilen siyasi görüşe uzaklığını bir yana bırakalım. İnanmadığı bir sözü bedeli ne olursa olsun asla söylemeyeceğini bilmeyenler, onu tarihçi namıyla ortalıkta dolaşanlarla karıştırmış olacaklar saldırıya geçtiler.

Hakan Erdem’in neyle suçlandığı ve aslında ne dediği ve kendisine saldıranlara ne cevap verdiği tekmili birden dünkü yazısında (Osmanlı’da sanayi var mıydı?) mevcut. Sadece bu polemikle sınırlı değil, Osmanlı’nın yıkılışına dair sarsıcı görüşler içeren mükemmel bir makale yazmış. Kaçıranlar, kaçırmasın; kesip saklasın hatta.

Hoca’nın karşı karşıya kaldığı haksız hücum, ülkede her seviyede kamplaşmanın ve tartışma adabının perişan halini anlatıyor. Bilim adamının, yazarın, düşünce insanının mutlaka bir siyasi kampa ait olma mecburiyetiyle yaftalanması ve müteakiben de muhakkak surette her konuda o kamp neyi emrediyorsa onu söyleme zarureti ilgili ilgisiz herkesi kuşatıyor. Demirden bir cendere çevremizde giderek daralıyor. İktidar adamıysan veya oraya yazılmışsan Osmanlı’dan bugüne cümbür cemaat eksiksiz ne deniyorsa öyle konuşacaksın, Kemalist kampın listesindeysen de tam zıddı. Siyasi kamplar senin umurunda değilmiş, arada gri alanlar varmış, bilim ahlakı yahut düşünce namusu taşıyormuşsun külahlara anlat onu. Akıl, bilim, ahlak vicdan emrettiği için kendi kampının hilafına tek kelime edersen hainsin; hatta slogan atmakta zayıf kalırsan dahi münafıksın. Ya hep, ya hiç… İki tarafta da ne dost tavsiyesine itibar vardır, ne bilime hürmet. Hakan Erdem kederlenmesin. “Osmanlı’da silah sanayisinin zerresi yoktu” deseydi aynı akıbet yine kendisini bekliyor olacaktı. Bu kez Osmanlıcı kamp hücum edecekti.

Üzerinden asır geçmiş Cumhuriyet’te farklı fikre hala saygı yok iken Osmanlı’da sanayi olsa ne farkeder, olmasa ne?

(KARAR)

Etiketler:
Share
447 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...