logo

07 Aralık 2019

Murad edilen nedir


Ayşe Böhürler
a.bohurler@gmail.com

Sibel Eraslan’ın son yazısındaki şu satırları okuduktan sonra bir açıklamaya ihtiyaç hissetmesine bir hayli içerledim. Ömrünü başörtülü kızların ve dindar insanların siyasetten eğitime hayatın her alanında var olmaları için mücadeleyle geçirmiş Sibel Eraslan’a ‘’İstanbul Sözleşmesi ‘’ nedeniyle söylenenler haksızlığın ötesinde büyük bir adaletsizlik ve körlük durumunu ortaya koyuyor. Öyle ki, Sibel şu satırları yazmak zorunda kaldı: “İstanbul Sözleşmesi konusu açıldığında her seferinde adeta FETÖ ofisleri gibi çalışarak hakaretâmiz ve pornografik linçleri yaşamaktan gerçekten usandım. İslâm annelerini kaleme almış, edebiyat yolumu zamanı kuran mukaddes anneler üzerinden çizmiş bir yazarım. Benim yerim; aileden, çocuktan, anneden, babadan, büyükanneden, büyükbabadan, akrabadan, komşudan, duldan, yetimden, yolcudan, talebeden, yoksuldan, misafirden yanadır.Ama kendi dağılışımızı, yozlaşmamızı, çöküşümüzü sadece bir sözleşmeyle açıklayamayız diyorum.”

Biz hayatın sadece kendi gördüklerimizden ibaret olmadığını, insanın bin bir kötülük hali olduğunu gören bilen insanlarız. ‘İslâmî’ ismi altında bazı sivil kuruluşların yaptıkları kampanyaları da görüyoruz. Özellikle gençlerimizi dinden soğutan söylemlerin üzerine gitmek, evlatların kaydığı zemini, iç sebepleri görmek yerine bu konunun muhalefet kalkanı haline getirilmeye, Erdoğan ile seçmen kitlesini ayırmakta etkili bir araca dönüştürülmeye çalışıldığını da görüyoruz.

Ama bu söylemlerin ve endişelerin varsayımlar dışında hakikatte bir karşılığı yoktur. Keşke Müslümanlar yasalara, çerçeve sözleşmelere falan ihtiyaç kalmadan ailelerine eziyet etmeselerdi, onları bir emanet olarak görselerdi. Keşke rakamlar söylediklerimizi yalanlamasaydı.

Hamaset karşısında hakikat bambaşka…

***

“İstanbul Sözleşmesi’’ üzerinden yürüyen kampanyaları anlamakta zorlanıyorum. Burada erkekler yine kadınların arkasına sığınıyor. Bir kadın yazarın ya da bazı kadın sivil kuruluşların arkasına saklanarak siyasi muhalefetlerini mertçe değil de sinsi sinsi yürütüyorlar. Muhalefet yapacaklarsa kadını-kızı âlet etmeden tam da Resulüllah’ın “Özünüzde sözünüzde dosdoğru olun’’ tavsiyesi uyarınca yapmalarını tavsiye ederim. Ancak gençler özellikle genç kızların kalbinde de aklında da bu söylemler yer bulmuyor. Dindar insanların kadına şiddeti destekledikleri imajının oluşmasına katkı sağlıyor, gençleri dinden soğutuyor. Batının da Müslüman toplumlar için dünyada oluşturmaya çalıştığı imaj da tam bu değil miydi?

Bu itirazlar ‘cinsiyet’ kavramı etrafında toplanıyor. Ancak ‘Böyle yapılıyor’ diye söylenen her şey varsayım. İtiraz edenlerin bir kısmı cinsiyet eşitliği lafını elastik buluyor ve çocukların kendi cinsiyetlerini özgürce seçmeleri gerektiği fikrini dayattığını iddia ediyor ki sözleşmede böyle bir madde yok. Uygulama buna kapı açabilir varsayımıyla hareket etmek de tartışma zeminini sığlaştırıyor. Burada kilit nokta uygulamadır, sözleşmenin kendisi değil. Ayrıca araştırmalar eşcinsellik meselesinin ortaya çıkmasında ailenin bizzat kendisinin özellikle de baba tutum ve davranışının çok etkili olduğunu ortaya koyuyor.

Bu konu bu tonda konuşulmaya devam ederse uzun vadede en çok dindar kitleye zarar verecektir. Aile birliğini sağlamayı, aileyi güçlendirmeyi sadece yasalarla gerçekleştiremeyiz, özel hayatımızda ve rutin halimizdeki güzel örneklerle başarabiliriz. Özel hayatında bambaşka telden çalıp sonra da ‘Vaay… İstanbul sözleşmesi aileyi mahvetti’ diyenlere akıl ve izanlı duruş dışında başka tavsiyem olamaz. İstanbul Sözleşmesi Türkiye’de kadına yönelik şiddeti önleyici mekanizmaların son halkasıdır. Toplumda yaygın olarak görülen (her 3 kadından birinin yaşadığı) sorunlardan dolayı ortaya çıkmıştır. Türkiye’de kadınların şiddet oranı bu kadar yüksek iken durumun başka çaresi de yoktur. Erkekler veya kadınlar, her kim buna karşı çıkarken göstereceği eforu iyiliği emredip şiddetten kadınları korumaya yöneltseydi çok daha faydalı bir iş yapmış olurlardı. Ayrıca ortaya çıkan istatistik veriler ve rakamlar da onları hiçbir şekilde doğrulamıyor…

2018 verileriyle Türkiye genelinde boşanmaların artış hızı binde 1,6 iken ortaya çıkan vaveylanın sebebini anlamak çok zor. En yüksek olduğu il binde 2.57 ile İzmir, binde 2.51 ile Antalya ve Muğla onu takip ediyor. En düşük olduğu il binde 0.2 ile Hakkari, Bitlis ve Şırnak. Boşanmalar en çok 30-39 yaşlarında yüzde 38.7’si evliliğin ilk 5 yılında yapılıyor. Rakamlar öyle akın akın boşanmaya giden, kadınları işaret etmiyor. Binde bir artış toplumsal ve teknolojik değişimin bu kadar hızlı olduğu bir dünyada çok az bile kabul edilebilir. Dünyanın değişimi bireyi sarsıyor. Her şeyden önce bu sarsılma elbette aileyi de etkileyecektir. Bu sarsılmada daha çok zarar gören kadını ve çocuğu korumak da devletin boynunun borcudur. Gerisi laf-ü güzaf…

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
237 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...
  • Tribünlerin adalet sorununu çözmek!

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Adalet Bakanlığı “Seri Muhakeme Usulü” ile “Basit Yargılama Usulünün” 1 Ocak itibariyle uygulanmaya başladığını “yargıda yeni dönem” başlığı ile duyurdu. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu’nun 24 Ekim 2019’da yasalaşan ilk paketindeki bu iki düzenlemeyi oldukça önemsiyor. Bu düzenlemelerin önemini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül şöyle anlatmıştı: “1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek yargı sisteminde yeni bir düzenleme var: Seri ve basit yargılama… Yeni sistemde daha hızlı, adil ve makul kararların verildiği bir süreç olacak. Bu usul vatandaşl...
  • Ünal Karaman’ın kaliteli vedası

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Belki daha önce de yazmışımdır. Ben, fanatik olmayan bir Trabzonspor taraftarıyım. Nasıl oluyor ‘fanatik olmayan’ taraftar olmak? En basit şekilde ifade edeyim. Trabzonspor’un bir haksızlık sonucu galip gelmesini istemem. Takım güzel oynasın ve kazansın. Bunu tercih ederim. Şenol, Kadir, Necati, Bekir, Turgay, Cemil, Ali Kemal, Hüseyin, İskender, Tuncay, Necmi... Bakın bunları ezberden saydım. Daha da sayabilirim. Trabzonspor’un şampiyonluklarını gördüm... Sonra İstanbul kulüpleri yeni çıkış yolları buldu. Daha zengindiler. Büyük...