logo

11 Eylül 2019

Meşakkatli günler yaklaşıyor


Yusuf Ziya Cömert
y.comert@gmail.com

Diyelim, Amerikalılar Suriye’de Arap Baharı başlattı. Bizimkiler de bahar rüzgarına kapıldı ve politikasını ‘aman geç kalmayalım’ diye ABD’nin tutumuna göre belirledi.

Ne olacaktı?

Esed devrilecekti.

Çok uzak olmayan bir gelecekte. Mesela bir yıl içinde, iki yıl içinde.

Hatta belki birkaç ay içinde.

Doğru olabilir miydi bu?

Olabilirdi.

Belki yetkililerimiz bizim bilmediğimiz bazı gerçeklere vakıftı.

Fakat, anlaşıldı ki vakıf değillermiş.

Bizim bilmediğimiz bazı gerçeklere vakıf olmak bir yana, bizim bilindiğini varsaydığımız bazı gerçeklere de yeterince vakıf değillermiş. İran’a, Rusya’ya vakıf değillermiş.

Bunu bir tarafa koyalım.

Daha çok merak ettiğim bir şey var.

Arap Baharı’nı başlatan ABD, Arap Baharı başlatıldığı istikamette sonuçlanınca ortaya nasıl bir Suriye çıkacağını öngöremiyor muydu?

Suriye’de, Beşar Esed rejimi izale edilince, orada laik olmayan, İslami çizgileri ağır basan, dolayısıyla İsrail’le başı hoş olmayacak bir rejim doğacağını düşünememiş miydi?

Suriye’deki muhalefet gözle görülür hale gelince mi Amerikalılar’ın aklı başına geldi de Arap Baharı’nın Suriye ayağından vaz geçtiler?

Suriye’de Baas’ın dışında kurulması muhtemel her hangi bir rejimin İsrail’i Esed’den daha çok rahatsız edeceğini Suriye siyaseti hakkında asgari bilgilere sahip olan herkes bilebilir.

Batılılar’ın kör tarafına mı denk geldi Suriye?

Yoksa “Amaan, karışsın, nasıl olsa bize bir şey olmayacak, yesinler birbirlerini” diye mi düşündüler?

Bu çelişkili durumun mantıklı bir izahına henüz rastlamadım.

“Amaan, karışsın” demeleri mantıklı, ama bir delili yok.

Bunca komplo teorisinin arasına bir de benimkini ilave edemem.

Şimdilik ABD’nin öngörüsüzlüğünü birinci sıraya koyuyorum.

Çünkü, bir çok alanda çelişkili işler yapabiliyorlar, kah yanılıp kah düzeltiyorlar. Suriye’de de iç savaş başladıktan sonra kafalarına dank etmiş olabilir.

Fakat İsrail bölgenin tam içinde. Herkesin yattığı kalktığı yeri bilir.

Bu yüzden, İsrail yanılmıştır demek zor.

Suriye’deki muhtemel gelişmeleri okumaya en müsait rejim, İsrail. Öyle ki, bölgenin bugün geleceği noktayı bile bir alternatif olarak dikkate almış olabilir.

Eh, bugün gelinen noktanın da İsrail açısından sakıncası yok.

***

Öyle oldu, böyle oldu derken Suriye savaşı Idlib’e dayandı.

Idlib, Hatay’daki Samandağ ve Altınözü’nün karşısında.

Afrin gibi Türkiye’ye bitişik.

Esed rejimi, Rusya’nın ve İran’ın desteğiyle Suriye’nin geri kalanında hakimiyetini aşağı yukarı tesis etti.

Bir Türkiye sınırı kaldı.

Fırat’ın batısında Türkiye ağırlığını koydu. Doğusunda ABD ve PYD var.

Eğer işler yolunda giderse ABD’yle birlikte bir güvenli bölge kuracağız.

Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu iş öyle üç beş helikopter uçuşu ile, beş on araç devriyesiyle, birkaç yüz askerin bölgede bulunması ile olacak iş değildir” demesine bakılırsa Türkiye’yi tatmin edecek bir gidişattan söz edilemez.

Şunu da ekledi Erdoğan: “Anlaşılan o ki müttefikimiz bizim için değil terör örgütü için güvenli bir bölge oluşturmanın peşinde…”

Şu halde, Türkiye, kendi güvenliği için Fırat’ın doğusunda başka adımlar atabilir.

Bu adımlar bu ay mı atılır, Ekim’e, Kasım’a sarkar mı, şartlar gösterecek.

Idlib’de durum daha acil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen yıl, Idlib’de bütün umutlar tükenmişken Putin’le görüşerek büyük bir katliamı önlemişti.

Bugünlerde yeniden aynı eşiğe geldik.

Rejim, şiddetli bir saldırı başlatırsa ne olur?

Geçen yıl ertelenen katliam bu yıl olabilir.

Allah korusun! İnşallah umulmadık yerden bir çare bulunur.

Bir ikinci mesele.

Türkiye yeni bir sığınmacı akınıyla karşı karşıya gelebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sınırı açarız’ uyarısı Avrupa’da makes bulur mu? Şüpheliyim.

Sanki Suriye iç savaşının insani yükünü Türkiye’nin sırtına yüklemişler, kımıldamıyorlar.

Türkiye kapıları açabilir mi?

Açarsa Avrupa rahatsız olur ama bunun Türkiye açısından da sakıncası var.

İçişleri Bakanı Soylu söylemişti; sınırlar açılırsa, Türkiye’ye daha çok sığınmacı gelir.

Yani, iki arada bir deredeyiz.

Belki Suriye’nin masada konuşulacağı günlere yaklaşıyoruz.

Ama, Idlib’de ve Fırat’ın doğusunda zor, meşakkatli günlere de yaklaşıyoruz.

Ah! Suriye işine bu kadar bulaşmamayı başarabilseydik!

(KARAR)

Etiketler:
Share
38 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Maskeli balo ya da kuruntu

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Böyle bir kıssa okumuştum: Adamın birinin, bir gece yarısı arabasının lastiği pat­lamış. Otomobilden inip tekeri onarmaya teşebbüs etti­ğinde bakmış ki, krikosu yok. Uzakça bir mesafede gö­rünen bir ışığı fark edince: “Gidip oradan kriko isteyeyim, demiş, gene de talihli sayılırım!” Işığa doğru yürürken de aklından geçiriyormuş: Şimdi bu adam, gecenin bu saatinde kendisini rahatsız ettiğim için kızacak, belki benden bir miktar para bile isteyecek. Eğer böyle yaparsa, ben de ona, bu yaptığının komşuluğa sığmadığı­nı söylerim. Gene de ona, ...
  • Adaletin olmazsa olmazları

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Şu beş temel esasın korunmasının İslam’ın ana hedefi ve gerçekleştirmek istediği öncelikli değerler olduğu bilinir: Yaşama hakkı (hayat), inanma hakkı (din), düşünme hakkı (akıl), Mülk edinme hakkı (mal), onur ve haysiyet hakkı (ırz). Bunların her birine aynı zamanda özgürlük de diyebilirsiniz. Bunlara ‘beş zorunlu umde’, zaruriyyat-ı hamse denir ve İslam’ın diğer bütün hükümleri bunların gerçekleştirilmesi içindir. İnsanlar bu temel haklar mümin olanla olmayan için fark etmez. İnsan olan herkes bu haklara sahiptir. Yine bilindiği gibi İslam ü...
  • Suret-i haktan atış yapma

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Soner Yalçın, Sözcü’nün 6 Eylül 2019 tarihli nüshasında Ak Parti’den ayrılıp parti kurmak isteyenlerin partiyi ve dolayısıyla halkı böleceklerini, bu bölünmenin İslam tarihi boyunca hep olageldiğini, bu olayın kendisine, iktidar hırsının Tebük seferi dönüşünde bazı büyük ashabın da içlerinde bulunduğu bir grubu Peygamberimiz’e (s.a.) başarısız kalan bir suikast tertip etmeye sevk etmesini, iktidar hırsının bu noktada kalmayıp O’nu eşine öldürtüp yerine geçmek istemelerini, O’nun vefatından sonra da bölünmenin devam etmesini… hatırlattığını yazm...
  • Öcalan teröristti de, Demirtaş değil miydi?

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Bir propagandadır gidiyor.. CHP’nin “Biz Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyen eşbaşkanın partisi ile işbirliği yaptığını söylediğimizde. Hemen karşımıza çıkıyorlar: “Ha ha.. Siz de Apo’nun kardeşini TRT’ye çıkarıp, seçimde ondan medet umdunuz.” Saadet partisinin bile, “PKK’lıların cenazelerine katılmayan milletvekillerine disiplin soruşturması açarım” diyen eşbaşkana sahip çıkan HDP ile bazı bölgelerde işbirliği yaptığını söylediğimizde, “Ha ha.. AK parti de tam seçim öncesinde, avukatların Abdullah Öcalan’a ziyaretine izin verip, ord...