logo

02 Aralık 2019

Makamostrofobi


Yusuf Ziya Cömert
y.comert@gmail.com

Ortaokul veya lise çağında, okulun koridorlarında dalgın dolaşırken, ya da koşarken, ya da okulun bahçesinde ansızın bir öğretmen, bir müdür muavini sesi duyarsınız.

“Önünü ilikle!”

Neden iliklemeniz gerekiyor önünüzü?

Öğretmeninize saygı göstermek için.

Tamam, ilikleyeyim öyleyse.

Öğretmeninize ya da başka bir büyüğünüze bir şey anlatıyorsunuz, bir şeyi izah ediyorsunuz. Konuşma tarzınız elinizle tarif etmeyi de içeriyor. Yani gayri iradi konuşurken elleriniz de bazı şekiller yapıyor.

“Elini aşağı indir!”

Tamam, indireyim.

Oturduğunuz mekana birisi girdi. Siz başka bir şeyle meşgulsünüz. İçeri gireni fark etmediniz ya da meşguliyetiniz ağır bastı, içeri girene alaka gösteremediniz, ayağa kalkmadınız.

Rahatsız oldu içeri giren abi. Kendini tutamadı, gelip sordu size.

“Kimsin sen?”

“Falan oğlu filan.”

“Büyüklerin, içeri bir büyük girince ayağa kalkılacağını öğretmedi mi sana?”

Yine bir mekanda, mesela bir konferans salonunda oturuyorsunuz. Konuşmacıyı dinliyorsunuz. Nasılsa, o an için bacak bacak üstüne atmışsınız.

Geçenlerde Konya valisinin yaptığı gibi bir çıkış.

“Öğretmen misin sen?”

“Öğretmen gibi otur da görelim.”

Eski terbiyede böyle şeyler önemliydi gerçekten.

Bize öğretilmişti.

Öğretmene saygı duymakla ceketinin önünü iliklemek arasında bir bağlantı kuramıyorsak da, ilikliyorduk önümüzü.

Sadece kafamız bozuk olduğu zaman iliklemiyorduk. (Yusuf Er’in kulakları çınlasın.)

Bir büyüğüm bulunduğum mekana girince, eğer fark ettiysem girdiğini ayağa kalkarım, karşılamak gerekiyorsa karşılarım.

Ama bir vali veya başka bir makam sahibi konuşurken konferans salonunda dinleyiciysem, bacak bacak üstüne mi atıyorum, düz mü oturuyorum, farkına bile varmam.

Önünü iliklemek, ayağa kalkmak gibi terbiye görüntüleriyle bir sorunum yok. Yapan yapıyor zaten. Yapmayan da yapmıyor.

Fakat, ben bir mekana girince, içerideki insanlar ayağa kalkmadığı zaman sorun ediyorsam, canım sıkılıyorsa benim durumum nedir, iyi miyim ben?

Bir genç, karşımda dururken önünü iliklemiyorsa ve bu beni ifrit ediyorsa, hatta laf dokundurmaktan, uyarmaktan kendimi alamıyorsam neyim var benim? Sağlıklı mıyım?

Yoksa kendimin altını biraz fazla mı çiziyorum?

Bak, beni gör, ben müdürüm, amirim, muavinim, ‘üst’üm, ağayım, paşayım, hacıyım, hocayım, fark et beni demeye mi çalışıyorum?

Kendimin fark edildiğine dair açık alametler görmeyince insicamım mı bozuluyor?

Eğer öyleyse, kendime bir baktırmalı mıyım?

Konya’da Vali Bey’in muhabire çıkışması haberini izleyince böyle şeyler düşündüm.

“Öğretmensen, öğretmen gibi otur da bir görelim.”

Çok etkilenmiş vali bey. Belli ki konsantrasyonu bozulmuş.

Ben de etkilendim. Yazmak istedim, başka bir mevzu öne çıktı, bıraktım.

O gün dilime ‘makamostrofobi’ diye bir kelime bulaştı.

Tabii ki ‘klostrofobi’den mülhem.

Fakat bir dil kaidesi falan aramayın, olayın tuhaflığına uygun bir şekilde tuhaf bir bileşik kelime!

Bir çeşit kompleks, makam mevki takıntısı.

Diyelim ki, (bu tanımı şimdi uydurdum) makamın fark edilmemesi, makamın ikinci üçüncü şahıslarda gerekli heyecanı mümkünse korkuyu uyandırmaması korkusu…

Nizamettin Özbek’in “İdare Et” kitabında (mizahi bir memur sözlüğü) ‘makamomani’ diye bir maddeye rastladım.

Buna rağmen ‘makamostrofobi’ kulağıma daha fiyakalı geldi.

Dün bizim manşette Yalova Üniversitesi’nde Rektör Prof. Suat Cebeci’nin bir toplantı sırasında içinde bulunduğu heyete makul veya gayrımakul bir eleştiri yönelten Doç. Dr. Ebubekir Sifil’i “Haddini bil, derhal dışarı çık” diye azarladığını okuyunca konu tazelendi.

Bu iki hoca da kamuoyunun az çok tanıdığı isimler.

Eni konu alim adamlar; daha düzgün bir iletişim yöntemi bulamıyorlar mı?

Eleştirmek kalktı mı? Sadece tasdik, sadece alkış mı?

Bir siyasetçi dostum dedi ki bir gün… “Alkış, alkış, alkış… Öyle şartlandık ki, öyle reflekse dönüştü ki, camide hutbe dinlerken elimi bacaklarımın altına sıkıştırıyorum, dalgınlıkla imamı alkışlamamak için.”

Eğer ‘zamanın ruhu’ bunu gerektiriyorsa; ayakta durmak, kafa sallamak, tasdik etmek, alkışlamak, önümüzü iliklemek, elimizi aşağı indirmek, tabii efendim, çok güzel buyurdunuz efendim demekten başka bir tepki göstermemiz sakınca teşkil ediyorsa işimiz zor.

Ne yapsak? Gidip biz mi kendimize baktırsak?

(KARAR)

Etiketler:
Share
465 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Logoterapi

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    İnsanoğlu hata ve nisyan ile malul bir varlıktır. Bu yüzden, her insan hayatta çok kere yanlış hesap yapar, yanlış kararlar alır ve er ya da geç bu yanlışların dramatik ve trajik sonuçlarını gayet ıstıraplı şekilde yaşamak zorunda kalır. Bu sebeple insan geç de olsa yanlışını anlamak, bundan dolayı kendini sorgulamak ve bir daha benzer yanlışlar yapmaması gerektiği konusunda kendisiyle hesaplaşmak zorundadır; fakat kimi insanlar ya kendi hatalarını kendilerine dahi itiraf edemeyecek kadar yüksek bir gurur ve onur katsayısına sahip olduklarından...
  • İslam dünyası neden mi geri kaldı?

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    90’lı yıllar Türkiye’de İslami kesimin entelektüel altın çağıydı. Kitapçılar, vakıflar buluşma mekanlarına dönmüş, yayınevleri sürekli yeni kitaplar basıyor, ülkenin en canlı entelektüel tartışmalarının kalbi ise dergilerde atıyordu. Bilgi ve Hikmet, Yeni Zemin, Tezkire, Köprü, İzlenim, Umran, Kitap Dergisi ilk akla gelenler. Müslümanların modern dünyayla ilişkilerinin masaya yatırıldığı, birlikte yaşam, demokrasi, laiklik konularında Medine Sözleşmesi gibi tezlerin ileri sürüldüğü bu dergilerden Bilgi ve Hikmet, 1993 yılında yayına ba...
  • Beni mahcup eden Bakan

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kaç kez eleştirdim Kültür ve Turizm Bakanlığını. Yurt dışında sergileri dolaşan bir sanatçıya sahip çıkmaktan daha önemli ne işleri olabilir diye. 19-12/06/ekran-resmi-2019-12-06-235557.png Bırakın ülkenin dünyaya sanatla tanıtılmasına desteği, davete rağmen kültür ataşeleri lütfedip katılmıyordu bile. Peç, Viyana derken şeytanın bacağı, Bakü’de kırılmıştı. Büyükelçi ve ataşe, Haydar Aliyev Müzesi’nde sergi açan Ahmet Güneştekin’i yalnız bırakmamıştı. Ama önceki gün İstanbul’daki açılışta, tam da görmek istediğim düzeye taşındı bu i...
  • Başkanlık sisteminin tutmayan tahminleri

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti. Başkanlık sisteminin ak...