logo

20 Kasım 2019

Kendi insanının sesine kulak vermeyen…


Elif Çakır
e.cakir@gmail.com

Başlığa çektiğim ifade Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’a ait. Evvelsi gün Ombudsmanlık Konferansı’nda yaptığı konuşmada şöyle diyor:

“Kendi insanının sesine kulak vermeyen, tam tersine itirazları hoyratça bastırmaya çalışan devletler çok büyük yıkımlarla karşılaşabiliyor.”

Sayın Erdoğan’ın açıklamasındaki “kendi insanı” tanımının ve “itiraz” kavramının altını çizdim.

Nedir kendi insanı?

Yabancı olmayan, dışardan olmayan, içeriden olan, aileden olan, oraya ait olan. Bir ülkenin vatandaşları o ülkenin kendi insanıdır.

İtiraz ne demek? Ortaya atılan bir düşünceyi ya da alınan bir kararı benimsemeyerek karşı çıkma. İçinde olduğu hali ya da kendisine sunulan bir şeyi kabul etmeme, doğru bulmama.

Şimdi de “kendi insanı” tanımını genişletelim. Aileden akrabaya, mahalleden kurumlara, şirketlerden siyasi partilere ve sivil toplum kuruluşlarına kadar “kendi insanı” vardır. Mesela siyasi partilerin kemikleşmiş tabanları kendi insanıdır. Siyasi partilerin teşkilatları kendi insanlarıdır. Siyasi partilerin milletvekilleri, belediye başkanları kendi insanlarıdır.

Yani kendi insanlarının seslerine kulak vermediğinde, itirazları bastırdığında, eleştirilere kulaklarını tıkadığında sadece siyaset büyük sorunlarla karşılaşmaz, “devletler büyük yıkımlarla karşı karşıya” kalmaz.

Kendi insanının hoşnutsuzluğuna, memnuniyetsizliğine, rahatsızlığına kulak tıkayan iktidarlar da erime başlar. İçeriden gelen “işler yolunda gitmiyor” uyarılarına kulak tıkayan, çıkan itiraz seslerini susturan siyasi partiler de yıkıma uğrarlar.

***

Kendi insanından gelen eleştiriye kulak vermek neden önemlidir?

Çünkü dışarıdan birilerinin bir ülkenin devlet yönetimi hakkında söyledikleri ile o ülkenin insanlarının söyledikleri arasında ciddi fark vardır. Birisi tamamen gerçeği yansıtmayabilir ama diğeri tamamen gerçeği yansıtıyordur.

Sayın Erdoğan’ın söylemi ile “Bir ülkede halk bunalmış ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse orada yargı sisteminde bir sorun var” demektir.

Bir ülkenin Adalet Bakanı “2019 yargıya güven yılı olacak” vaadinde bulunurken, yargı mensuplarının gözlerinin içine baka baka kamuoyunun önünde “Yargının lügatinden pardon sözünü sileceğiz” dediği halde yargı misliyle, vicdanları yaralaya yaralaya “pardon” demeye devam ediyorsa…

Yaşanan hukuksuzluklara, yozlaşmaya, çürümeye, adaletsizliklere karşı ülkenin muhalifleri değil artık iktidar partisinin kendi insanları itiraz etmeye başlamışsa…

O ülkede sorunlar var demektir.

Sonuçta Sayın Erdoğan da kendi insanlarının seslerine kulak tıkandığında, büyük siyasi sorunlarla, kayıplarla karşılaşacağını biliyor.

***

Nitekim AK Parti de tabandan yükselen itiraz seslerini duyduğunu, “bu benim gönül verdiğim parti değil” hoşnutsuzluğunu dikkate aldığını, sorunu gördüğünü ve kabul ettiğini “kendi insanına” gösterebilmek için teşkilatlarda “metal yorgunluğu” tasfiyesini başlatmıştı.

Hatırlayacaksınız, sayın Erdoğan partisinin teşkilatlarında yaptığı ve bütün televizyon kanallarının yayınlandığı konuşmalarında “metal yorgunu” olanların gözünün yaşına bakmayacağını söylemiş, parti mensuplarını kamuoyu önünde azarlamış, milletvekillerine “kibirli, halktan kopuk olmamaları” hususunda sert ayarlar vermişti.

Ancak AK Partinin sorunun kaynağı olarak gösterdiği yer ile “kendi insanlarının” sorunun kaynağı olarak işaret ettikleri yerler bambaşkaydı. Demek ki AK Parti ya gerçek anlamda kendi insanlarının diline yabancı kaldı veya bilinçli bir şekilde yabancı kalmayı tercih etti.

Ve 2019 belediye seçimlerinin sonucu AK Partinin büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldığını ortaya koydu.

AK Parti’nin en büyük handikaplarından biri içinde bulunduğu durum. İktidara geldiği 2002’den 2011 yılına kadarki döneminde, Türkiye’nin adalet, demokrasi, hukuk, ekonomi gibi alanlarda attığı reformist adımlar “eski Türkiye” ile mukayese ediliyordu ve yaptığı her güzel adım hanesine artı olarak yazıyordu. Eski Türkiye’nin antidemokratik uygulamalarını kaldıran, temel hak ve özgürlük alanlarını genişleten, adalet sorunlarını çözmek için yargı reformlarına imza atan bir AK Parti vardı ve AK Parti geçmiş iktidar dönemleriyle mukayese ediliyordu. Terazinin bir kefesinde Eski Türkiye’nin sorunları, diğer kefesinde ise bu sorunları çözen bir siyasi iktidar vardı.

Şimdi ise kendi reformist dönemleriyle mukayese edilen, demokrasi, adalet, temel hak ve özgürlüklerle ilgili kendi söylem ve yaptıklarıyla mukayese edilen bir AK Parti var.

Dünün sorunlarını çözen, bugünün ise oluşan yeni sorunların müsebbibi olan bir AK Parti var.

Bugün AK Parti bir şey söylediğinde bir de fiiliyatta ne yaşanıyor diye bakılıyor.

Dramatik olan şu: Kendi insanının sesine kulak verilmemesinin, tam tersine itirazların hoyratça bastırılmasının vahim sonuçlarının ne olduğunun bilincinde olan bir AK Parti var.

Sayın Erdoğan’ın yaptığı açıklama bunu gösteriyor.

Peki o zaman AK Parti’ye kurucu ilkelerini hatırlatan, doğruyu, iyi ve hak olanı tavsiye eden, “partimiz eleştirilere kulak vermeli” diyen, “kamuoyundan gelen sese kulaklarımızı tıkarsak, vatandaşa hizmet iddiamızın gerisinde kalmış oluruz” diyen Mustafa Yeneroğlu neden istifaya zorlandı?

Onun dile getirdiği sorunlar hiç parti içinde müzakere konusu edildi mi? Edilmedi.

Mustafa Yeneroğlu’nun sadece AK Parti’den değil milletvekilliğinden dahi istifasının istenmesi haklı itiraz sesinin bastırılması demek değil midir?

Üstelik lisan ile AK Parti’ye yanlışlarını, kusurlarını söyleyecek “Hazreti Ömerler, Hazreti Haticeler” arandığını söyleyip fiiliyatta Hazreti Ömer’in yaptığını yapanları sadece partiden değil Meclis’ten bile istifaya zorlamak…

Bu vesile ile Mustafa Yeneroğlu gazetemiz için yaptığımız mülakatı okumadıysanız mutlaka dönüp okuyun. Hatta değerli büyüğüm Ahmet Taşgetiren’in dün yazdığı gibi AK Parti’nin bütün kademeleri bu mülakatı okumalılar.

İnşa edici, yapıcı, iyiyi hakim kılmaya yönelik dostane tavsiyelerin sahibi niçin böyle hoyratça bir muameleye maruz kalmış diye de biraz düşünmeliler.

(KARAR)

Etiketler:
Share
279 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Logoterapi

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    İnsanoğlu hata ve nisyan ile malul bir varlıktır. Bu yüzden, her insan hayatta çok kere yanlış hesap yapar, yanlış kararlar alır ve er ya da geç bu yanlışların dramatik ve trajik sonuçlarını gayet ıstıraplı şekilde yaşamak zorunda kalır. Bu sebeple insan geç de olsa yanlışını anlamak, bundan dolayı kendini sorgulamak ve bir daha benzer yanlışlar yapmaması gerektiği konusunda kendisiyle hesaplaşmak zorundadır; fakat kimi insanlar ya kendi hatalarını kendilerine dahi itiraf edemeyecek kadar yüksek bir gurur ve onur katsayısına sahip olduklarından...
  • İslam dünyası neden mi geri kaldı?

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    90’lı yıllar Türkiye’de İslami kesimin entelektüel altın çağıydı. Kitapçılar, vakıflar buluşma mekanlarına dönmüş, yayınevleri sürekli yeni kitaplar basıyor, ülkenin en canlı entelektüel tartışmalarının kalbi ise dergilerde atıyordu. Bilgi ve Hikmet, Yeni Zemin, Tezkire, Köprü, İzlenim, Umran, Kitap Dergisi ilk akla gelenler. Müslümanların modern dünyayla ilişkilerinin masaya yatırıldığı, birlikte yaşam, demokrasi, laiklik konularında Medine Sözleşmesi gibi tezlerin ileri sürüldüğü bu dergilerden Bilgi ve Hikmet, 1993 yılında yayına ba...
  • Beni mahcup eden Bakan

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kaç kez eleştirdim Kültür ve Turizm Bakanlığını. Yurt dışında sergileri dolaşan bir sanatçıya sahip çıkmaktan daha önemli ne işleri olabilir diye. 19-12/06/ekran-resmi-2019-12-06-235557.png Bırakın ülkenin dünyaya sanatla tanıtılmasına desteği, davete rağmen kültür ataşeleri lütfedip katılmıyordu bile. Peç, Viyana derken şeytanın bacağı, Bakü’de kırılmıştı. Büyükelçi ve ataşe, Haydar Aliyev Müzesi’nde sergi açan Ahmet Güneştekin’i yalnız bırakmamıştı. Ama önceki gün İstanbul’daki açılışta, tam da görmek istediğim düzeye taşındı bu i...
  • Başkanlık sisteminin tutmayan tahminleri

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti. Başkanlık sisteminin ak...