logo

16 Kasım 2019

Kadınlar çok inceldi adeta marazileşti, erkekler ise gittikçe hissizleşiyor…


Ayşe Böhürler
a.bohurler@gmail.com

Geçenlerde bir arkadaşım instagramda rastladığı bir balayı fotoğrafını göstererek ‘’tuhaf değil mi’’ diye sordu. Gerçekten tuhaftı!

ir seccade ortasında özel tasarlanmış namaz giysileriyle oturan genç bir kız; genç kızın bir tarafında hurma diğer tarafında Paris bileti duruyor. Seccadenin dört bir yanı mumlarla çevrelenmiş. Romantizm ve uhreviyat içeren bu tasarım kilise formunu da cami formunu da çağrıştırıyor…

Resme bakınca bir tarafıyla İslami, diğer taraflarıyla ise karmaşık sembollerle örülü ‘’bir şey’’ görüyorsunuz. ‘’Bir şey’’ diyorum, çünkü ne olduğunu tanımlayamıyoruz, arabesk ama tuhaf… Hem de baştan aşağı tuhaf, tutarsız anlamsız, özetle paçoz… Bu resmin sadece bir reklam olmasını umut ediyorum.

Sadece bu da değil! Sosyal medyada özel anlarını paylaşma hevesi, tüm evlilik törenlerinin görselleştirmelerine de abartılı sahnelerle yansıyor. Şatafatlı törenlerle evlenme isteği evliliğin önüne geçiyor. Yansıyan resimlerdeki sahnelerde paçoz tabii ki. Kimi haremden kimi Hint yahut Arap geleneklerinden, kimi ise filmlerden taklit edilen ritüellerle çıkıyor ortaya. Arada bir de Türk gelenekleri boy gösteriyor. Paylaşılan fotoğraflardaki sahneler beğeni almanın ötesinde taklit ediliyor, tatbik etmeye çalışıyor. ‘’Filancanın kınası, falancanın düğünü ‘’gibi tembihlerle…

Elbette düğün şenlikli bir iştir ve herkes tercihine göre tören yapabilir. Elbette bu özel anda eğlenmek gençlerin de hakkıdır ama… Sosyal medyadan ya da dizilerden görülüp taklit edilen, kendi gerçekliklerine aykırı, abartılı, şatafatlı başlangıçlarla; yıldızlaşarak, yaldızlanarak evliliğe adım atmak doğru mu?

Bu şatafatın ardından gelen gerçek hayat hayal kırıklığı oluşturmuyor mu?

Sanki dev bir sahnede günlerce süren bir performans sergileniyor. Tören bitip izleyici dağılınca geriye kalan çoğu zaman hayal kırıklığı olabiliyor. Bu durum yeni değil elbette. 1931 yılında Şukufe Nihal de bir yazısında şunları söylüyor:

‘’Evlenmeden önce birbirlerinin en zarif veçhelerini gören gençler, yaldızlardan silkinerek hakiki şahsiyetlerine bürününce birisi yahut her ikisi de yanıldıklarını anlıyorlar…’’

‘’Medeniyet İlerledikçe İzdivaç Azalıyor Mu? ‘’

Nihayet dergisi bu ay ki sayısında ‘’Evlenmeyi Erteliyoruz çünkü…’’ başlığıyla bir dosya hazırlamış. Yukarıda yaptığım alıntıda derginin yazarlarından Beyza Karakaya’nın ‘’Bir Cumhuriyet Meselesi olarak … ’ isimli yazısından. Yazıyı okurken yıllar mı karıştı acaba diye tarihlere bakıp bakıp durdum. Ama karışmamışJ

Şukufe Nihal 1931’de bir başka yazısında diyor ki;

‘’Kadınlar çok inceldi. Adeta marazileşti, erkekler ise gittikçe hissizleşiyor…’’ Bu tesbit de bugüne ne kadar uyuyor. Şukufe Nihal o dönemde de şikayet edilen ‘’izdivaçların azalmasının’’en önemli sebebi olarak iktisadi sorunları görüyor.. Bugün kendi başının çaresine bakamayan erkek bir de karısının çocuğunun geçinmesini boynuna almak için elbette düşünmek zorundadır. Sonra muhtelif sebeplerden aile samimiyeti aile cazibesi azalmıştır. Eskiden erkeğin eğleneceği sığınacağı yegane yer yuvası idi. Şimdi yuvanın haricinde ki cazibe öyle kuvvetli ki gençler temiz bir köşe aramak, bütün bir ömürde tek bir kadına bağlanmak ihtiyacından müstağni kalıyorlar…’’ gerçekten bir iki kelime değişse tıpkı bugünü anlatıyor diyebiliriz. Dönemin erkek yazarları da bu konuyu dert edinmiş. ‘’Medeniyet ilerledikçe izdivaç azalıyor’’ sorusu her dönem gündemde olacağa benziyor.

AŞKI BEKLEMEK

Nihayet’de Şahika Gökmen ve Anıl Eralp isimli iki akademisyenin istatistikler üzerinden ilk evlenme yaşını yükselten faktörleri araştıran yazısı da dikkatimi çekti. 25 Yaş ve üzerini geç evlenme yaşı kabul eden araştırma bulgularına göre bizim sebeplerimiz batı toplumlarında öne sürülen argümanlarla örtüşüyor. İlk evlilik yaşını etkileyen faktörler arasında cinsiyet, eğitim, iş durumu, yerleşim yeri gibi kriterlerin yanında ‘’ aşkı beklemek’’ de yer alıyor. Sosyal bilimcilerin dikkatlerine sunulur…

NİYE EVLENEYİM Kİ KAFAYI MI YEDİM…

Çok daha önce yazdığım ‘’Din yorgunluğu ‘’ isimli yazıda sosyal hizmetler ve gençler üzerine çalışan İstanbul Üniversitesi’nden Ömer Miraç Yaman’ın yorumlarından bahsetmiştim. Ömer Miraç Yaman’ın gençlerin ve dindarların evliliğe bakışları üzerine tespitleri de dikkat çekiciydi.

Ömer Miraç Yaman, gençleri gerçek hayatı tanımadıklarını, hayatın pratiklerinden uzak oldukları için de beklentilerinin yüksek olduğunu söylüyor. Diğer taraftan evliliklerde ‘’önce zahmet sonra rahmet’’ anlayışının kaybolduğunu söylüyor. Dindar kesim için yaptığı değerlendirmeler de ayrıca zihniyet değişimini göstermesi açısından önemli…

‘’Dindarlar için artık evliliğin bir çile çekme bir zahmet ama bununla birlikte bir rahmet bir bereket olacağı’’ fikri aşındı. Allah’ın evliliklerimiz üzerinde söz sahibi olduğu noktasında gönüllerimizde yer kalmadı. Dizilerdeki hayat hayatımıza gidi. Evliliğe hem Allah‘ın kurduğu dertli bir süreç olarak bakmıyor, hem de hayatının Hawai’de balayı yapma kıvamında geçmesini istiyor ’’…

Asıl çarpıcı olan ise mütedeyyin kesimde yaygın olan, kadınları suçlayan söylemlerin tersine erkeklere ilişkin tespitleri ‘’Modern literatür üzerinden gidersek erkeklik tükenmiş durumda. Bedeninizin cazibesinin ön plana çıkartılınca insanlar gördükleri şeyin peşinden gidiyorlar… Günümüzde erkeklerin erk sahibi olmaktan ziyade ergen kalma gibi bir durumları var. Erkekliğin geri çekildiği bir süreç yaşıyoruz….’’

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
127 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sakin yıllar

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kuşaklardır Bağdat’ta kumaş ticaretiyle meşgul bir aileye mensup olan Şeyh Muhammed Ârif Cumeylî, dört oğlunu yanına alıp hatıra fotoğrafı çektirdiğinde, sene 1938’di. Irak’ın Enbar bölgesinden Bağdat’a yerleşen Cumeyle aşiretinin üyelerinden Şeyh Muhammed Ârif, kumaş ticareti ve terziliğin yanında, İslâmî ilimlerle de meşgul olmuş, kendi çevresinde “âlim” sıfatıyla tanınan bir isim haline gelmişti. Cumeylî’lerin tek şöhreti ticaretteki dürüstlükleri ve dindarlıkları değildi. O dönemde Irak’ta bütün ağırlığıyla hissedilen İngiliz nüfûzuna karşı...
  • Duvardaki muz ya da şu acayip piyasa

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    Besim Dellaloğlu hocanın ne dediğini anlıyorum elbette. Şöyle yazdı: “Siz sanatı hâlâ eser, yapıt, tual, pentür, malzeme mi sanıyorsunuz? Orada sanat olan muz değil. Koli bandı da değil. Orada sanat olan olay, edim, tavır fikir, provokasyonun ta kendisi. Ve muzcu başardı. Sanatı bir kez daha tartışmaya açmayı başardı. Üstelik hepimizi tartışmaya dâhil ederek. Sanat belki de artık sanatın sınırlarını tartışmaya devam etmeyi de içeriyor. Bir bakıma hepimizi sanat eleştirmeni, hatta sanatçı kılarak…” En azından Trabzon Belediyesi’nin duvara ban...
  • Greta Sendromu ya da Sindirella Masalı

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    Sindirella masalını hepimiz biliriz, birçok kez okumuş ve seyretmişizdir. Rivayete göre, bu meşhur masalın ilk versiyonunun tarihi, Milattan Önce altıncı yüzyıla dayanır. Avrupa’da 500 çeşidi bulunan masalın bildiğimiz son uyarlaması ise Fransız yazar Charles Perrault ve Grimm Kardeşlere ait. Biz, hem Disney hem de Hollywood yapımlarında bu masal senaryosunu dünyanın en çok tutan senaryo kalıbı olarak izledik. Şimdi nereden çıktı bu masal girişi derseniz çok haklısınız elbette! Biz televizyoncuların zihni, bir meslek alışkanlığı olarak hep çağr...
  • İddiaları ve gerçekleştirdikleri arasında İslamcılık

    14 Aralık 2019 YAZARLAR

    İslamcılığı yeni veya yinelenmiş sorular etrafında tartışmaya açan Yetkin Düşünce dergisinin merkezi sorusu İslamcılığın iddialarıyla gerçekleştirdikleri arasındaki fark. Bununla bir muhasebe tutmaya çalışıyor, İslamcı iddialara sahip olanları hesap vermeye çağırıyor, belki kendisi de hesap vermeye çalışıyor. Bu bağlamda benimle gerçekleştirdikleri uzunca söyleşiden, derginin değerli yöneticilerinden müsaadeyle, konuyla ilgili bir kesitle daha baş başa bırakmak istiyorum. İslamcılık Türkiye’de nasıl bir imkan ve zafiyeti içinde barındırmakta...