logo

07 Temmuz 2019

Kadın üniversiteleri ve kadınların eğitiminin nesi kötü?


Ayşe Böhürler
a.bohurler@gmail.com

Bahçeşehir Üniversitesi Osaka’da bulunan Mukogava Kız Üniversitesi ile öğrenci değişim programı yapıyormuş. Bu öğrenci değişim programından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibinin G20 zirvesi nedeniyle Japonya’ya yaptığı seyahat sürecinde haberdar olduk. Daha önce Arkitera dergisinde bu okulun Mimarlık bölümüne ilişkin bir bilgiye de rastlamıştım.

Türkiye’de kadınların eğitimlerinin güçlendirilmesi, önlerindeki engellerin kaldırılmasına önem veren birisi olarak kız üniversiteleri çok ilgimi çekti. Bu konuyu neden heyecanla karşıladığımın nedenlerini de anlatmak isterim. İlkokuldan itibaren karma eğitimi de savunan birisiyim, ancak bölgesel koşullar ve kültürel alışkanlıklar nedeniyle, kızların yüksek eğitim oranlarının zayıf olduğu bölgelerde böyle üniversitelerin kurulmasının da kızların çemberlerini kırmasına büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Urfa Harran bunlardan birisi mesela! Maksadımız kızların eğitim seviyesini yükseltmek bağcıyı dövmek değil!

Defalarca yaptığım Güneydoğu ve Doğu Anadolu seyahatlerimde ve de hatta İç Anadolu’da dahi kızlarını güven içinde bir üniversiteye bırakmakta tereddüt ettikleri için onların eğitimine mani olan pek çok aile gördüm. Büyükşehirlerin kaosu, üniversitelerin etrafına çöreklenmiş kötü niyetli kişilerin varlığına dair ailelerin pek çok olaydan haberdar olmaları doğal olarak endişelerini artırıyor. Kızlarına güvenseler de endişe taşıyorlar ki bu da ebeveynler açısından son derece normal. Bu nedenle üniversiteye gidemeyen pek çok genç kız var. Bir kız üniversitesi bu kızlar için iyi bir eğitim fırsatı olabilir diye düşünüyorum. Kaldı ki kız liselerinin kuruluşu da Türkiye’de benzer amacı taşır. Ve bu amaca matuf olarak hepimizin eğitimine büyük katkı sağalmıştır. Ayrıca bu işlerin açık fikirli kapalı fikirli filan olmakla alakası yok. Ben de bir Anadolu kızıyım ve eğitim hayatımın her safhasında ailelerin bu tür endişelerine tanık oldum. Ayrıca kız annesiyim ve bir annenin endişelerini de anlayabiliyorum. Bu arada ezber şablonlar dışında kadın hareketi konusunda hiçbir şey bilmeden konuşup duran, bizim cenahtan birisi bir şey söylediğinde veryansın etmeyi yaşam biçimi haline getirip, sevgi pıtırcığı olduğu zannıyla hareket edenleri konunun dışında bırakıyorum. Konuyla ilgili olarak meslektaşım Sevilay Yılman’ın yazısını okumanızı öneriyorum. Sevilay Hanım Mukogowa Kadın Üniversitesi’nin 1939 yılında kurulduğunu, bu tür üniversitelerden Japonya’da 78 adet bulunduğunu ve ağırlıklı olarak kültür zemini üzerine eğitim verdiklerini çok güzel özetlemiş. Üstelik bu model de Amerika’dan alınmış. Ayrıca bu üniversiteler tıpkı bizim Üsküdar Amerikan Kız Lisesi ya da benim de okulum olan Erenköy Kız Lisesi gibi tarihi bir geçmişi de yaşatıyor. Bugün bu okulları tercih edenlerin sayısının azalması kız okullarını gereksiz hale getirmiyor. Bu üniversitelerde mesleki veya alan eğitiminin yanı sıra kadınların daha çok ihtiyacı olan becerileri geliştirmeye yönelik de eğitim veriliyor.

Ki bugün bu becerilerin gelişmesine de ihtiyaç var. Kadın hareketi sonradan başka yerlere evrilse de temelde kadınlar için adaletli bir toplum ve fırsat eşitliği talebiyle ortaya çıktı. Kadınlığın reddi kadınlara özgü beceri ve yetilerin reddi talebiyle değil.

Bugün gelinen noktada ise kadınsal denilen işleri yine kadınlar küçümsüyor, erkeklerin yaptığı işlere değer verip kadınların yaptığı işleri küçümseyen yine onlar. Neden ev kadınlığını, kadınlara özgü işleri küçümseyelim? Niye kadınlar dışarda güç kazanacağız diye evlerindeki güçlerini kaybetsinler? Eskilerin deyimiyle kadınlık niye kötü ya da değersiz olsun?

Kadınlara özgü işleri değersizmiş ve bunları öğrenmeyi de faydasızmış gibi gören ve gösteren yaklaşımların hiçbiri gerçekçi ve dürüstçe değil. Hepimiz dışarıda ne yaparsak yapalım, istersek dünyanın en güçlü kadını olalım nihayetinde evde temizlikten yemeğe, düzen ve intizama dair birçok işi yapmak durumundayız. Başkası için değil, kendimiz için!

Hayatımızın kalitesi için.. Üstelik birçoğumuz da bu işlere erkeklerin karışmasından hiç hoşlanmadığı gibi onların yapmasına da izin vermeyiz. Hayatın gerçeği bu. Eskiden normal okullarda da ev ekonomisi derslerinde öğretilirdi. Çok da faydalıydı. Şimdi gerçekten genç kızlar bir düğme dikmeyi bilmeden yetişiyor. Ve bunları Instagram fenomenlerinden öğrenmeye çalışıyor. Mesela geçenlerde bir genç kız çekmece düzenlemeyi Marie Kondo isimli birinin videosunu izleyerek öğrendiğini söylüyordu.

Bir taraftan kadınların sahip oldukları yetenek ve becerilerin küçümsenip diğer taraftan erkeklerin kadınsılaşmasına verilen destek gerçekten büyük bir çelişki oluşturuyor. Bence kadınlar kadınlıklarına sahip çıksınlar. Kadın olmanın, adap, edep, nezaket sahibi olmanın, ev becerilerine sahip olmanın nesi kötü?

“Çok şükür ki Türk-İslam toplumu “Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı Efendimize hamdolsun” şeklindeki Ortodoks Yahudi erkek duasına uyanan bir toplum değil… “ Alev Alatlı

Osmanlı’da kız çocuklarının eğitimine ilişkin tartışmalar da 1700’lü yılların ilk yarısında başlar. “Kız mektepleri” Şeyhülislam fetvasıyla açılır. Bunları tek tük de olsa, kız ve erkek çocukların birlikte eğitim gördükleri karma okullar izler. 1844’de kız ve erkek çocukları için lise düzeyinde eğitim veren Yeşil Mektep’in kurucusu Bezmialem Valide Sultan’ı sağlık alanındaki öncülüğü ile olduğu kadar eğitim alanında da rahmetle anmak gerekir. O’nun kurduğu bir diğer okul da Dârülmaarif yani Valide Mektebi’dir. Bugünkü Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nin binasında kurulan okul devlet dairelerine memur yetiştirir. Sonradan İstanbul Kız Lisesi’ne çevrilir. Türkiye’nin öncü kadınlarını yetiştiren kız liseleri Abdülhamit döneminde açılır ve yaygınlaşır. Cumhuriyet döneminde de bu okullar devam ettirilir, onlara yenileri eklenir.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
99 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bireyleşme, kadın erkek ve tarikatlar

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Demek ki, kişinin birey olduğunun farkına varmasıyla tek adam olma anlamında bireyselleşmesi farklı şeylerdir. Bat’ıda Aydınlanma dedikleri şey beraberinde bu aşırı bireyselliği getirdi. Kilisenin dogmatik bilgileriyle yetinmek zorunda bırakılan Batılı için Aydınlanma kaçınılmazdı. O birey olduğunu ancak bu yolla fark edebildi. Ama aydınlanma ‘insanın aklının dışında bir rehber kabul etmemesi’ diye anlaşılınca Batılı birey biraz fazla aydınlanmış olacak ki, gözleri kamaştı, kendinden başka otorite göremez oldu. ‘Aydınlanma’ deyince elbette Bat...
  • Sana bunu nasıl anlatsam?

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Modası çoktan geçmiş bir adamım ben. İkindiden sonra güzel bir bahçe bulduysam, hele de mevsim yazsa, şöyle bir içlenip “Allah” derim. Çünkü bilirim ki Allah’tır O. Allah’ı bilirim. Rabbi bilirim. Rızkı bilirim. Şükür etmeyi bilirim. “Ne veriyorsan bana razıyımdır ben ona” demeyi alışkanlık haline getirmişimdir. Modası çoktan geçmiş bir adamım ben. Biri gerçekten bir derdini anlatıyorsa dinlerim onu. Önemli bir mesele konuşulduğunu düşünüyorsam cep telefonuna gitmez elim. Çoğunlukla bağlanmasam da olur internete. Sokaklara bağlanmasam olmaz ...
  • Barış Pınarı’nın anlamı

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Barış Pınarı Harekâtı’nın başlangıcından bu yana dünyanın her tarafından aykırı sesler duyulmaya başladı. Türkiye’nin halen yürütmekte olduğu Fırat’ın doğusuna yönelik barış harekâtı Türkiye açısından güney sınırlarımızın güvenliğini gerçekleştirme bağlamında bir anlam taşıyor. Türkiye ile aynı kulvarda yer almayanlar ise bu olayı kendine göre değerlendirmeye girişiyor. Türkiye karşısında hasmane tutumu benimseyen ülkeler bizim için barış çabasından ibaret olan bu harekâtı savaş diye niteleyebiliyor. Ülke içinde de doğrudan telaffuz etmek...
  • Barış Pınarı oyunbozan harekettir

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Küresel sermaye ile bu sermayeye büyük ölçüde hâkim içeride ve dışarıdaki İsrail’in hizmetçisi olan ABD komünizmin yayılması tehlikesine karşı Yeşil Kuşak projesini; yani sözde İslâm’ı destekledi. 1990’lardan sonra Sovyetler dağılıp sözde komünizm tehlikesi ortadan kalkınca, İslâm’a verdiği destek stratejik olduğu, samimi olmadığı, kullanma niyetine bağlı bulunduğu için geçici desteği terk ederek asıl projesi olan BOP’u devreye soktu. 1 Mart 2003’te meş’um tezkere reddedilince artık Türkiye’ye ve Erdoğan’a karşı açık-kapalı vaziyet alma d...