logo

23 Aralık 2019

İslamcılığın bir ütopyası oldu mu?


Yasin Aktay
y.aktay@gmail.com

Bugün İslamcılığı vaat ettikleriyle gerçekleştirdikleri arasındaki mesafe konusunda muaheze ve muhasebe edebileceğimiz bir referans metin var mıdır?

Elbette çok önemli İslamcı metinler vardır ve bu metinleri sahiplenen gruplar, cemaatler, örgütler de var. Bu metinlerde ortaya atılan iddialar ve talepler, resmedilen bir altın çağ ve hedeflenen bir ütopya var. Bu metinler hangi etki altında yapıldı, evvela bunların analizini yapmak lazım, ama bütün kaynağı bu etkilere bağlamadan.

En sağlam ve en etkili İslamcı metinlerden birisi Seyyid Kutub’un Yoldaki İşaretler’idir mesela. Türkiye İslamcılığının ortaya koyduğu bu tarz manifesto niteliğinde metinler olmadı. Ama İşaretler’in farklı yorumları oldu. İslam’da Sosyal Adalet’i aşan ve onu da farklı bir paradigma ile yeniden okumayı gerektiren bir metindir İşaretler. Ama ortaya konulan model, gereğinden fazla siyasallığı yoksayan bir model olduğu için belki zıddına dönüşme etkisi de taşıyan bir eser olmuştur.

Gereğinden fazla radikallik liberalizme açılan bir kapıya dönüşüyor. Çünkü üstlenilmesi zor hatta imkansız eylem programlarının insanı var olana radikal teslimiyet noktasına getirmesi mukadder oluyor. Üstelik itikatta alabildiğine radikal, amelde ise alabildiğine liberal olma çelişkisiyle birlikte. Oysa Kutub’un İşaretler ile aştığını hissettiği İslam’daSosyal Adalet yine de siyasallığa daha yatkındır ve aslına bakarsanız sonradan üretilen bütün İslamcı siyasal programlara esin kaynağı olmuştur.

Bugün Müslümanların ekonomi politik tutumlarında, davranışlarında burada formüle edilmeye çalışılan vaatler ve programlar bir şekilde etkili oldu. Adalet vurgusu, talebi, iddiası paramparça Müslüman siyasallığının her zaman merkezinde oldu. Bu konuda devlet düzeyinde bir örgütlülüğe tek başına hiçbir zaman sahip olamadığı için, bu vaatler ya sivil toplum, cemaatler, topluluklar düzeyinde karşılanmaya çalışılıyor veya siyasal alanda elde edilen mevzilerden bu vaatlere uygun siyasetler ortaya konmaya çalışılıyor.

En başından beri İslamcılık adına bir ütopya ortaya koymaya sıcak bakmış değilimdir. Aslına bakarsanız İslamcılığı en iyi ifade eden manifesto niteliğindeki metinlerden İşaretlerdahi bir ütopya kurmaz. Hatta o bir çeşit anti-ütopyadır. Bugünün maddi sıkıntılar yaşamakta olan insanına gelecekte daha müreffeh yaşayacağı bir dünya vaat etmez mesela. Bilakis kula kulluk batağında kendini kaybetmiş, kendi gibi hatta kendinden daha aciz kullara cahilce kulluk etmekte olan, Allah’la bağı kopmuş, dünyada niçin yaşıyor olduğunun bilincini kaybetmiş, kendisi hakkındaki bilgiden yoksun insanına yaratanını tanıtmayı ve kulluğu ona has kılmanın sağlayacağı özgürlük yoluna dair bir kılavuz olma iddiasındadır. Bu yolun çetin olduğunu, her türlü meşakkati içerdiğini ve dünyada bir mutlu sona ulaşma garantisinin de olmadığını hassaten anlatan bir metindir.

Bu anlamda İslamcılığın vaatleri çok irfani bir yola çıkmış olmuyor mu? Ütopyası olmayan, çileli bir yola.

Elbette oluyor. Bence sonu sadece refaha ve eşitlik gibi anlatılara ulaşan vaatler İslamcılığı fazla dünyevileştiren bir şeydir. İnsanın kendini bilmesi, sınırlarını bilmesi, aynı zamanda başka insanları bilmesini de getirir. Bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu bilen bir Müslüman zaten dondurulmuş bir ideal sistemin bu dünyada mümkün olmadığını da bilir. Zihinlerin bir üretimi olan bir ütopya hasbelkader gerçekleştirilse bile bunun kalıcı olamayacağını, neticede insanın bütün hasletleriyle, hırslarıyla, faniliğiyle malul olacağını bilir. Çünkü Müslüman kul kendini bilir, rabbini bilir, insanı bilir.

İslamcılık elbette salt bir siyasallıktan veya bir siyasal ideolojiden ibaret bir şey değil, bir de, çok daha önemli, bütün ilişkilerin temelinde olarak, dindarlık boyutu vardır. Allah’la, gayb alemiyle ve bilhassa Ahirete imanla başlayan, onunla tamamlanan bir bilinçtir. Bu bilinç başkalarına bir şeyler empoze etmenin içerdiği zulmü de gösterir.

Kula kulluğu empoze edenlere bir isyandır İslamcılık. Kim neye tapmak istiyorsa tapsın ama kendi tanrısını başkasına empoze etmesin.

İslamcılık bir siyasallığa dönüştüğünde bu dini başkalarına empoze etmek, insanları zorla müslümanlaştırmaktan çok uzak bir şekilde insanların istedikleri gibi inanıp özgürce istedikleri dini yaşayabilmelerinin önündeki bütün engelleri kaldırma iddiasındadır.

Neredeyse şiddetin ve radikalliğin referans metni gibi sunulan İşaretler’in en çarpıcı iddiası budur. Cihadı bile İslam’ı yayma değil insanları özgürleştirme yolunda verilen bir çaba olarak formüle eder.

İslamcılar iktidara gelip bütün bir siyaseti, kültürü, ekonomiyi tek başlarına ne kadar belirlemeyi başardılar diye sorarsanız İslamcılıktan beklediğinizin klasik anlamda bir demir perde yönetimi olduğunu söylemiş olursunuz ki,

“İslamcılığın başarısızlığı”ndan bahsedenler genellikle bu garip beklentiden hareket ederler.

Oysa İslamcılık her şeyden önce başkalarıyla birlikte var olabilmeyi mümkün gören, başkalarını yok etmediği sürece bütün alanları tek başına belirleme kibrinden de uzak bir yaklaşımdır.

NOT: Bu konu daha geniş haliyle Yetkin Düşünce Dergisi’nin son sayısındaki mülakatımızda ele alınmaktadır.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
150 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...