logo

14 Kasım 2018

Gerçekliği sorgulamak, gerçekliğe direnmek


Atasoy Müftüoğlu
basaksehirnet.com@gmail.com

İslami düşünce-kültür çevreleri, Batı merkezli bilgi’nin, dilin ve kavramların sömürgeciliğe ve emperyalizme hizmet etmek üzere kurgulandığını/kullanıldığını, kurumsallaştırıldığını gereği gibi fark edebilmiş değildir. Sözünü ettiğimiz bilginin, dilin, söylemlerin ve kavramların hakim emperyal kültür tarafından, özellikle ideolojik bağlamda çok büyük bir asabiyetle sahiplenildiğine dikkat etmek gerekir. «Özgürleşme» ve «kendini gerçekleştirme» gibi kavramların, Aydınlanma çağının öne çıkarılan kavramları olduğunu biliyoruz. Ancak, bu kavramların Batı dışı toplumlar söz konusu olduğunda, baskı ve tahakküm unsurlarına dönüştüğünü de bilmek ve hatırlamak gerekiyor.

Filistin, Afganistan, Irak, Libya, Yemen, Suriye ve daha pek çok ülke, bu ülkelerin tam insan sayılmayan masum halkları, sömürgeciliğe ve emperyalizme hizmet etmek üzere kurgulanan/tasarlanan dil/söylem/kavramlar kullanılarak, ahlaki hiç bir meşruiyete dayanmaksızın, biçimsel bir hukukilik icat etmek suretiyle, topyekün yıkıma uğratılarak toplama kamplarına dönüştürüldüler. Bu ülkelerin tam insan sayılmayan yoksul, mahrum ve masum halkları, bütünüyle mülksüzleştirilerek büyük kitleler halinde muhacerete mahkum edildiler.

İDEOLOJİK HAKLILAŞTIRMA ÇAĞI

Bugünün dünyasında ahlaki haklılaştırmanın yerini ideolojik haklılaştırma aldığı için, her tür kötülük pervasızca hayata geçirilebiliyor. Bugün ahlaki-vicdani tanımların yerini de çıkarcı, teknik tanımlar alıyor. Her konuda faydacılığın tayin edici olduğu günümüzde, ahlaki problemler derinleşiyor. Bugünün dünyasında ekonomik belirleyiciler, piyasaların küreselleşmesi ve serbestleşmesi konusunda hukuki çerçeveyi çok güçlü bir şekilde savunur ve korumaya çalışırken, bu alanın dışında kalan uluslararası hukuk konularını, siyasal değerlendirmelerin konusu haline getirebiliyor. Faydacı hesaplar, tercihler, konumlar, ilişkiler, çözümler, yeni bir hayat tarzı haline geliyor. İçerisinde yaşadığımız toplumda da açıkça müşahede edilebileceği üzere, İslam toplumlarında ahlaki gevşeklik toplumsallaşıyor.

Gri zamanlarda ve gri ilişkilerin dünyasında yaşıyoruz.

Hakim ve belirleyici gerçekliği sorgulayamıyor, gerçekliğe direnemiyoruz.

Bütün sorunların dışarıdan kaynaklandığını düşünen ‘fobili’ bir mantığa sahibiz.

İSLAMİ UFUK SINIRLANMAMALI

Sömürgeciliğin ve emperyalizmin hizmetinde olan kavramların büyüsüne kapılarak, bu kavramların yapısökümüne tabi tutulabileceğini hayal dahi edemeyen İslami düşünce-kültür çevrelerinin bu teslimiyetçiliği sebebiyle, liberal kapitalizmin zaferini mutlaklaştıran ve putlaştıranlar, modern dünya sistemine ilişkin her eleştiriyi akıldışı sayabiliyor.

İslami anlamda düşünmek, evrensellik merkezinde etkinlik/eleştiri ve içerik üreterek başlar. Küreselleşme ve enformasyon çağında, İslami ufku ve kültürü millilik retoriğiyle sınırlamak doğru değildir. Evrensellik bütün insanlığa ait ortak değerleri içeren bir kavramdır. İslam’ı bütün boyutlarıyla temsil edebilmek için sahip olmamız gereken nitelikleri yitirdiğimizden beri, evrensel bağlamda yankısı olabilecek bir bilgi-dil-düşünce üretemiyoruz. Ne zaman ki dışsal etkilerden-belirleyicilerden bağımsız oluruz, kendi dünya görüşümüzü, hayat tarzımızı, varoluşsal bütünlüğünü koruyarak kendimiz belirleriz, ancak o zaman bağımsızlıktan ve özgürlükten bahsedebiliriz.

Her tür şeyleşme, her tür bağımlılık, her tür tâbi olma durumu, varoluşsal haysiyet ve onuru rencide eder. İslam dünyası toplumları, ülkeleri, halkları, bu ülkelerin entelektüel ve akademik çevreleri, seküler temelde ontolojik bir diktatörlükle karşı karşıya bulundukları için, İslami temelde bağımsız bir ontolojinin varoluşsal bütünlüğünün ve tamamlanmışlığının inşası/gerçekliği konusunu, entelektüel-felsefi-akademik hayatın gündemine kazandıramıyor. Hangi toplumda olursa olsun, sömürgeci yayılmaya maruz kalan entelektüeller, aydınlar, akademisyenler ve düşünce insanları, kendilerini ancak Batı uygarlığının ontolojik-epistemolojik normlarını kabul etmek suretiyle kanıtlayabiliyor. Hemen her toplumda, egemen kültürel-entelektüel normlar/çerçeveler-kategoriler çeviri yoluyla Batı dışı dünyanın bilincine kazandırılıyor.

Batı merkezli bir evrensellik yaklaşımıyla, sömürgeci-ırkçı dünya görüşünün, hayat ve kültür tarzının dünya ölçeğinde yayılmasının sağlandığı, bu sömürgeci-ırkçı dünya görüşü yoluyla, Batı dışı halkların, özellikle de Müslüman halkların insani dünyadan dışlandığı bir dönemde, her tür çeviri faaliyetinin eleştirel bir dikkatle, siyasal bir bilinç ve duyarlıkla değerlendirilmesi zorunludur. Kültür üretmeyen, tek yanlı bir kültür ithaline maruz kalan İslami bünye, siyasal-kültürel bir bilinçle hareket etmediği takdirde, farkında olmadan sömürgeci amaçlara hizmet edebilir.

KONFORMİST YANILGILAR

İslam dünyası toplumlarının, kültürlerinin; hakim dünyanın, sistemin, düzenin paradigma ve referans sisteminin içerisinde kalarak, ‘ehvenişer’ mantığıyla bütünleşerek, içerisinde bulunduğu konformist yanılgıları sürdürerek, hangi ülkede olursa olsun devlet gündemine dahil olması, bu gündem doğrultusunda hizalanması, sömürgeci hegemonya mücadelesinin araçları olan kavram ve kurumların himayesini kabul ederek yenilgi biriktirmeye devam etmesi demektir.

İslam dünyası toplumlarında gelenek, güçlü/karizmatik politik figürlere ihtiyaç duyduğu, bu figürlerle iftihar ettiği için, güçlü fikirlere, güçlü düşünürlere ihtiyaç duymuyor. Bireyler ya da topluluklar, herhangi bir iktidara tabi olduktan sonra düşünmekten ve sorumluluk almaktan vazgeçiyor. Kişi kültünün hakim olduğu İslam toplumlarında kitlelerin ilgisi daha çok güç ve iktidar etrafında yoğunlaşıyor. Kitleler/halklar, fikirlerle, bilgeliklerle, erdemlerle ilgilenmiyor. Bu tür toplumların ruh-zihin dünyaları, devlet çıkarları, devlet ihtiyaçları doğrultusunda yönlendiriliyor, belirleniyor.

Günümüzde İslam toplumlarında görülebileceği üzere, popülist liderlerin himayesine sığınan bireyler, sorumluluk almaya cesaret edemedikleri için, sahip oldukları yetenekleri ortaya koyamıyor. Kendi yeteneklerinin farkında/bilincinde olmayan bireyler, her alanda ancak biat ederek var olma yolunu seçiyor. Hangi bağlamda olursa olsun, iktidarlardan beklentileri olanlar, uyumlu olmak, muvafık olmak zorunda kalıyor. (Yeni Şafak)

Etiketler:
Share
2133 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...
  • Tribünlerin adalet sorununu çözmek!

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Adalet Bakanlığı “Seri Muhakeme Usulü” ile “Basit Yargılama Usulünün” 1 Ocak itibariyle uygulanmaya başladığını “yargıda yeni dönem” başlığı ile duyurdu. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu’nun 24 Ekim 2019’da yasalaşan ilk paketindeki bu iki düzenlemeyi oldukça önemsiyor. Bu düzenlemelerin önemini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül şöyle anlatmıştı: “1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek yargı sisteminde yeni bir düzenleme var: Seri ve basit yargılama… Yeni sistemde daha hızlı, adil ve makul kararların verildiği bir süreç olacak. Bu usul vatandaşl...
  • Ünal Karaman’ın kaliteli vedası

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Belki daha önce de yazmışımdır. Ben, fanatik olmayan bir Trabzonspor taraftarıyım. Nasıl oluyor ‘fanatik olmayan’ taraftar olmak? En basit şekilde ifade edeyim. Trabzonspor’un bir haksızlık sonucu galip gelmesini istemem. Takım güzel oynasın ve kazansın. Bunu tercih ederim. Şenol, Kadir, Necati, Bekir, Turgay, Cemil, Ali Kemal, Hüseyin, İskender, Tuncay, Necmi... Bakın bunları ezberden saydım. Daha da sayabilirim. Trabzonspor’un şampiyonluklarını gördüm... Sonra İstanbul kulüpleri yeni çıkış yolları buldu. Daha zengindiler. Büyük...