logo

23 Haziran 2019

Geleneksel devlet Modern devlet


Taha Akyol
t.akyol@gmail.com

 

Bugün herkes sandık başına… Seçim günü güncel siyaset üzerine yazmak uygun olmayacağı için ben ‘tarih’ yazacağım. Ama geçmiş, bitmiş tarih değil, etkilerini hâlâ yaşamakta olduğumuz tarih…

Siyasi kültürümüzde hamaset ve husumet ağır bastığı için, temel kavramlar hakkında bilgiden ziyade duygularla konuşuyoruz. Tarihe hayranlıkla bakmak ‘modern devlet’in ne olduğunu, niye modernleşme gerektiğini anlamamıza engel oluyor.

Tarihe nefretle bakmak ise tarihi mirasın değerini anlamamızı engelliyor.

Biri Namık Kemal’den, öbürü Cevdet Paşa’dan iki alıntıyla meseleyi tahlil etmek istiyorum.

NAMIK KEMAL YAZIYOR

Namık Kemal, çıkardığı Hürriyet gazetesinin 17 Ağustos 1868 günlü sayısında bir mukayese yapıyordu…

Fransa devletinin gelirleri yıllık ortalama 18 milyon kese altın tutarındaydı. İmparatora ayrılan bütçe ödeneği bunun yüzde biri civarındaydı, 19 bin kese altındı.

Osmanlı’da bütçe gelirleri 3 milyon kese altından ibaretti, bunun kabaca 2 milyonu düzenli olarak toplanabilirdi. Saray-ı Hümayun’na ayrılan ödeneklerin toplamı bütçenin yüzde 10’unu buluyordu!

Fransız bakanlar Osmanlı parasıyla 35.000 kuruş maaş alırlardı.

Osmanlı’da bakanların maaşı bunun iki katıydı. Namık Kemal “bin kese, üç bin kese, beş bin kese ihsanların hiç ardı arkası kesilmez” diye de ekliyor.

Devletin çöküntüye sürüklendiği o dönemde “ihtişam ve debdebe”nin akıl almaz boyutlarda devam ettiğini de esefle anlatıyordu.

Kanunla ve denetimle sınırlanmazsa, devlet kesesinden ihtişam ve debdebe dayanılmaz derecede caziptir çünkü.

CEVDET PAŞA ANLATIYOR

En büyük hukukçularımızdan Cevdet Paşa “Tezakir” ve “Maruzat” adlı kitaplarında anlatır. Özellikle saraylı kadınların akıl almaz “alafranga” gösteriş ve israf harcamaları yüzünden devlet iflas noktasına gelmişti. Hanım sultanların zengin çeyiz bohçalarını taşıyan askerler aylardır maaş alamamıştı…

Sonunda Sadrazam Âli Paşa, bu masrafları kısması için padişaha çıkışır:

“Devlet-i Aliyye’niz bitti! Artık himmet-i şâhanenize muhtaçtır!”

Bu “alafranga” tüketim çılgınlığı, Batı’ya ‘doğulu’ bir özentiydi: Eldeki kaynağı “rasyonel” yatırımlarla işletmek yerine, ‘doğulu’ bir ihtişam duygusuyla harcamak…

Doğulu ihtişam duyguyla modern “rasyonel iktisat” zihniyeti arasındaki muazzam farkı görmek için merhum Sabri Ülgener hocamızın eserlerini tavsiye ederim.

Elbette bunlar gerileme döneminin gerçekleri. Fakat, Osmanlı’da da Avrupa’daki mutlak krallıklarda da hükümdarlar “devlet” sayılır, dilediklerine muazzam “ihsan”lar verebilirlerdi. Servet üretimden ziyade, yüksek memurların elinde bulunurdu. Kanuni’nin Sadrazamı Lütfi Paşa’nın “Asafname” adlı raporuna, sonra, Koçi Bey’in ıslahat risalelerine bakabilirsiniz.

MODERN DEVLET

Elbette o çağlarda insanlar çözümler düşündü… Gelişen ticaret ve ardından sanayi Avrupa’ya gösterdi ki rasyonel üretim sömürge vurgunlarından daha akıllıcadır… Modern iktisat ilmi gelişmeye başladı.

Bilim devrimiyle birlikte modern sanayi medeniyetinin temelleri böyle oluştu.

Memurlar hükümdarın istediğinde işten atacağı özel elamanları olmamalı, görev ve yetkileri kanunla belirlenmiş “kamu görevlisi” olmalıydılar.

Modern idare hukuk böyle doğmuştu

Yine insanlar düşündü ki, hükümdarlar devletin sahibi olamazlar. Hiç kimseye timar arazilerini, makam ve mevkileri “ihsan” edemezler. Devletin bütün tasarrufları hukuki kurallara bağlanmalı, bağımsız organlarca denetlenmelidir…

Modern kamu ve ardından anayasa hukuku böyle doğmuştu.

Görülüyor ki modernleşmenin iki temel kavramı var: Rasyonelleşme ve hukukileşme…

Evet rasyonelleşme ve hukukileşme…

21. YÜZYILDA

Tarihe bakın, Batı’da ardından bizde modern eğitim kurumları ile Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay gibi yargı ve denetim kurumları böyle gelişti.

Bizim modernleşme tarihimizdeki sorun; âcil askeri tehlikeler yüzünden bu iki faktörün tali derecede kalmasıdır. Ve de piyasa ekonomisinin zayıflığı yüzünden köylü ve memur kalmamız, böylece devlet kapısını kazanç kaynağı sanmış olmamızdır.

Çağımızda da gelişmiş ve güçlü ülke olmanın yolu aynıdır: Rasyonel kültür ve hukuk üstünlüğü.

Sağcı, solcu, muhafazakar, sosyalist, liberal ne olursak olalım, illa ki modernleşmenin bu iki temel dinamiğini zihnimize kazıyalım: Rasyonelleşme ve hukukun üstünlüğü…

(KARAR)

Etiketler:
Share
596 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Logoterapi

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    İnsanoğlu hata ve nisyan ile malul bir varlıktır. Bu yüzden, her insan hayatta çok kere yanlış hesap yapar, yanlış kararlar alır ve er ya da geç bu yanlışların dramatik ve trajik sonuçlarını gayet ıstıraplı şekilde yaşamak zorunda kalır. Bu sebeple insan geç de olsa yanlışını anlamak, bundan dolayı kendini sorgulamak ve bir daha benzer yanlışlar yapmaması gerektiği konusunda kendisiyle hesaplaşmak zorundadır; fakat kimi insanlar ya kendi hatalarını kendilerine dahi itiraf edemeyecek kadar yüksek bir gurur ve onur katsayısına sahip olduklarından...
  • İslam dünyası neden mi geri kaldı?

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    90’lı yıllar Türkiye’de İslami kesimin entelektüel altın çağıydı. Kitapçılar, vakıflar buluşma mekanlarına dönmüş, yayınevleri sürekli yeni kitaplar basıyor, ülkenin en canlı entelektüel tartışmalarının kalbi ise dergilerde atıyordu. Bilgi ve Hikmet, Yeni Zemin, Tezkire, Köprü, İzlenim, Umran, Kitap Dergisi ilk akla gelenler. Müslümanların modern dünyayla ilişkilerinin masaya yatırıldığı, birlikte yaşam, demokrasi, laiklik konularında Medine Sözleşmesi gibi tezlerin ileri sürüldüğü bu dergilerden Bilgi ve Hikmet, 1993 yılında yayına ba...
  • Beni mahcup eden Bakan

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kaç kez eleştirdim Kültür ve Turizm Bakanlığını. Yurt dışında sergileri dolaşan bir sanatçıya sahip çıkmaktan daha önemli ne işleri olabilir diye. 19-12/06/ekran-resmi-2019-12-06-235557.png Bırakın ülkenin dünyaya sanatla tanıtılmasına desteği, davete rağmen kültür ataşeleri lütfedip katılmıyordu bile. Peç, Viyana derken şeytanın bacağı, Bakü’de kırılmıştı. Büyükelçi ve ataşe, Haydar Aliyev Müzesi’nde sergi açan Ahmet Güneştekin’i yalnız bırakmamıştı. Ama önceki gün İstanbul’daki açılışta, tam da görmek istediğim düzeye taşındı bu i...
  • Başkanlık sisteminin tutmayan tahminleri

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti. Başkanlık sisteminin ak...