logo

10 Temmuz 2019

Ergenekon’un derin infazları


Bülent Orakoğlu
b.orakoglu@gmail.com

Silahlı Kuvvetlerin üst düzeyinde görev yapmış emekli komutanlara yönelik olarak, 90’lı yıllarda başlayan suikastlar zincirinde çok sayıda emekli asker Türkiye’deki derin yapının taşeronu DEV- SOL terör örgütü militanları tarafından katledildiler.

Aslında Dev-Sol’un ilk hedefi, MİT’in efsane isimlerinden bay pipo lakabı ile anılan Hiram Abas olmuştu. Hiram Abas 26 Eylül 1990 tarihinde bir suikast’a kurban giderken 8’inci Cumhurbaşkanı Özal ile birlikte 12 Eylül askeri vesayet rejiminin bitirilmesi adına oluşturulan demokrasi grubu içinde önemli faaliyetler yürütüyordu. Hiram Abas ile başlayan suikastlar zincirinde Güneydoğu’da Asayiş Bölge Komutanlığı yapmış olan emekli Korgeneral Hulusi Sayın, 30 Ocak 1991 günü Ankara Bahçelievler’de eşi ve kızının yanında uğradığı saldırıda hayatını kaybetti. 1970’lerin sıkıyönetim komutanlarından Tümgeneral Memduh Ünlütürk, 7 Nisan 1991 günü Kayacan suikast’ında olduğu gibi İstanbul’da evine ziyarete gelen üç kişinin kurşunlarına hedef oldu ve hayatını kaybetti. 23 Mayıs 1991 günü bu sefer Ankara’da Güneydoğu’da Asayiş Bölge Komutanlığı yapmış emekli korgeneral İsmail Selen öldürüldü. Aynı gün, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Temel Cingöz de Adana’da vuruldu. Temel Cingöz, suikast’ten yaralı olarak kurtuldu ancak hastanede vefat etti. 13 Ekim 1991 günü yine evinde saldırıya uğrayıp hayatını kaybeden Orgeneral Adnan Ersöz, Genelkurmay 2. Başkanlığı’ndan emekli olduktan sonra, Temmuz 1978—Kasım 1979 arasında Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı olarak görev yapmıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapmış emekli Oramiral Kemal Kayacan ise 29 Temmuz 1992’de evinde 3 tetikçi tarafından öldürüldü. Kayacan’a suikastı, gazeteleri arayan bir kişi tarafından Dev-Sol adına üstlenildi. Bu kişi “Son günlerde artan işkence ve baskılardan dolayı Oramiral Kemal Kayacan’ın cezalandırıldığını” söyledi. Ancak Kemal Kayacan’ın adı, Dev-Sol’un daha önce açıkladığı öldürülecek kişiler listesinde geçmiyordu… Üstelik Kemal Kayacan, Donanma Komutanı iken 12 Mart döneminde Mahir Çayan liderliğindeki THKP-C ile temas halindeydi… Ve THKP-C ileri gelenleri Kemal Kayacan’ı, kendilerinden saydıkları biliniyordu. Öyle ise Dev-Sol, Kemal Kayacan’ı neden ve niçin öldürmüştü? Kayaca’nın kızı Fatoş Hataylı, Kayaca’nın 11’inci ölüm yıldönümünde mezarı başında yaptığı açıklamalarda ‘’O zamanki MİT Başkanı Teoman Koman sonradan, Göztepe civarında bir büyüğe suikast yapılacağına dair bir duyum almıştık dedi. Tabii bu beni çok incitti. MİT biliyorsa, o zaman bizi niye önceden uyarmadı? Bu önemli bir noktaydı. Babam diye söylemiyorum, babamı muhalifleri bile severdi. Cumhurbaşkanı adayı olmuştu (1980’de), biz istemedik.’’
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu Generaller Memduh Ünlütürk, Adnan Ersöz, Kemal Kayacan ve Hulusi Sayın’a yönelik infazlarda Türkiye’deki derin yapı Ergenekon’u bildikleri ve deşifre etmemeleri için suikast’a uğradıklarını açıklamıştı. NATO’nun gizli orduları yazarı Danıele Ganser’in: Yalnızca Türkiye’deki Sis Perdesini Kaldıramadım itirafı bu anlamda önemliydi. Dev-Sol lideri Dursun Karataş’ın Türkiye’den firar ettikten sonra ölünceye kadar Gladyo’nun merkezinde koruma altında yaşadığı biliniyor. Dursun Karataş terör örgütü Dev-Sol ve DHKP/C’yi bir istihbarat örgütü gibi yönetmiş Gladyo’nun tetikçisi ve taşeronu olarak NATO ittifakı ülke istihbaratları ile devamlı iyi ilişkiler içinde olmuştur. Hatta sipariş üzerine kişilere suikast yaptığına yönelik güçlü iddialar bile söz konusudur.

Türkiye 04 Nisan 1952 yılında NATO’ya katıldığında, Albay Türkeş’in de katkılarıyla ülkede çoktan gizli bir ordu ‘Ergenekon’ kurulmuştu. Karargahın adı Seferberlik Tetkik Kuruluydu. STK 1965’te yeniden yapılandırıldı ve adı Özel Harp Dairesi olarak değiştirildi. 1990 Gladyo açıklamaları sırasında Türk Gladyo’sunun (Ergenekon) merkezi bu adla anıldığı için teşhir edilen isim bir kez daha değiştirilmek zorunda kalınmıştı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) adıyla faaliyet yürütmeye başladı. ÖHD veya Kontrgerillasının (Ergenekon) resmi görevi şöyle ifade ediliyordu; ’’Komünist işgal ya da ayaklanma durumunda, işgale son vermek için gerilla yöntemlerini ve mümkün olan yer altı faaliyetlerini kullanmak.’’ Ancak gölge görevler yurt içi kontrol ve yanıltma operasyonlarıyla o kadar iç içe geçti ki; kontrgerillaları teröristlerden ayırt etmek giderek zorlaşmaya başladı. Bu haliyle ÖHD’nin Türk demokrasisini korumak için oluşturulmuş bir birim olmaktan çok Türk demokrasisinin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehdit olduğu açıkça gözlenebilmektedir. Türk ordusu generalleri çok gizli ÖHD Komutanlığına getirilmeden önce kural olarak resmen ‘’emekli’’ ilan ediliyorlardı. Böylece gizli komutanlık görevini görünmezlik zırhı altında sürdürebiliyorlardı. Demirel ve Ecevit’e göre ÖHD’nin en önemli faaliyetleri 4 askeri darbeydi!!! Türkiye’de gölge ordular araştırmasında MİT ve Kontrgerilla birimlerinin CIA sponsorluğunda kapalı bir kutu olan ÖHD komutasında faaliyet gösterdikleri başka bir anlatımla kurumsal olarak iç içe geçmiş iki yapı oldukları ortaya çıkmıştı.

ABD her ne kadar Türk Kontrgerillası olan Ergenekon’un isim babası ve yaratıcısı olsa da Beyaz Saray’ın Soğuk Savaş boyunca Türkiye’deki gizli gölge ordular üzerinde mutlak bir hakimiyete sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira Türk gizli ordularının hemen hemen hepsini ortak bir paydada birleştiren Pantürkizm ideolojisi nedeniyle NATO’nun Türkiye’de gizli gölge ordusu Batı Avrupa ülkelerindeki gölge ordular ile kolay kolay karşılaştırılamayacak zorba ve bağımsız bir karaktere sahip görünüyor.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
122 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bireyleşme, kadın erkek ve tarikatlar

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Demek ki, kişinin birey olduğunun farkına varmasıyla tek adam olma anlamında bireyselleşmesi farklı şeylerdir. Bat’ıda Aydınlanma dedikleri şey beraberinde bu aşırı bireyselliği getirdi. Kilisenin dogmatik bilgileriyle yetinmek zorunda bırakılan Batılı için Aydınlanma kaçınılmazdı. O birey olduğunu ancak bu yolla fark edebildi. Ama aydınlanma ‘insanın aklının dışında bir rehber kabul etmemesi’ diye anlaşılınca Batılı birey biraz fazla aydınlanmış olacak ki, gözleri kamaştı, kendinden başka otorite göremez oldu. ‘Aydınlanma’ deyince elbette Bat...
  • Sana bunu nasıl anlatsam?

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Modası çoktan geçmiş bir adamım ben. İkindiden sonra güzel bir bahçe bulduysam, hele de mevsim yazsa, şöyle bir içlenip “Allah” derim. Çünkü bilirim ki Allah’tır O. Allah’ı bilirim. Rabbi bilirim. Rızkı bilirim. Şükür etmeyi bilirim. “Ne veriyorsan bana razıyımdır ben ona” demeyi alışkanlık haline getirmişimdir. Modası çoktan geçmiş bir adamım ben. Biri gerçekten bir derdini anlatıyorsa dinlerim onu. Önemli bir mesele konuşulduğunu düşünüyorsam cep telefonuna gitmez elim. Çoğunlukla bağlanmasam da olur internete. Sokaklara bağlanmasam olmaz ...
  • Barış Pınarı’nın anlamı

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Barış Pınarı Harekâtı’nın başlangıcından bu yana dünyanın her tarafından aykırı sesler duyulmaya başladı. Türkiye’nin halen yürütmekte olduğu Fırat’ın doğusuna yönelik barış harekâtı Türkiye açısından güney sınırlarımızın güvenliğini gerçekleştirme bağlamında bir anlam taşıyor. Türkiye ile aynı kulvarda yer almayanlar ise bu olayı kendine göre değerlendirmeye girişiyor. Türkiye karşısında hasmane tutumu benimseyen ülkeler bizim için barış çabasından ibaret olan bu harekâtı savaş diye niteleyebiliyor. Ülke içinde de doğrudan telaffuz etmek...
  • Barış Pınarı oyunbozan harekettir

    13 Ekim 2019 YAZARLAR

    Küresel sermaye ile bu sermayeye büyük ölçüde hâkim içeride ve dışarıdaki İsrail’in hizmetçisi olan ABD komünizmin yayılması tehlikesine karşı Yeşil Kuşak projesini; yani sözde İslâm’ı destekledi. 1990’lardan sonra Sovyetler dağılıp sözde komünizm tehlikesi ortadan kalkınca, İslâm’a verdiği destek stratejik olduğu, samimi olmadığı, kullanma niyetine bağlı bulunduğu için geçici desteği terk ederek asıl projesi olan BOP’u devreye soktu. 1 Mart 2003’te meş’um tezkere reddedilince artık Türkiye’ye ve Erdoğan’a karşı açık-kapalı vaziyet alma d...