logo

21 Eylül 2019

Dünya bu hâle nasıl geldi?


Ayşe Böhürler
a.bohurler@gmail.com

Bu başlıkta bir yazı için konuya başladım ama bir türlü mevzuyu tamamlayamayınca, yazı teslim saati de yaklaşınca yazamama nedenlerimi yazmaya karar verdim. Kaç aydır yazı işleriyle aramızda bir cenk var ki çok haklılar. Efenim çünkü cuma günü yazıyorum ve baskıya kadar nefes nefese yetiştiriyorum bazen de yetiştiremiyorum, on dakika farkla matbaaya gazete gitmiş oluyor. Yazı işleri müdürümüz her hafta bana bir uyarı gönderiyor. Şükür inatla yazıyorum daha nereye kadar dayanır Allah bilir! Yazıları son anda yazmakla ilgili inadımın farkındayım ama başıma da yazarken sahiden binbir iş geliyor. Her türlü iş benim yazı günüme birikiyor, her türlü arıza o gün oluyor. Wifi gitmesi, bilgisayarın bozulması elektriklerin gitmesi, gibi engelleyici sebeplerin dışında bir de konu bulma meselesi var ki bence en önemlisi o! Yazı işleriyle aramızdaki cenk şimdilik tatlı dille sürüyor de akıbetini bilmiyorum. Yani başıma bir iş gelirse bilin ki sebebi benim!

Hafta başında başlıyor yazı konuları zihnimde fink atmaya. Genelde de birbirinden güzel yazı konuları yolda, not alamayacağım zamanlarda aklıma geliyor. Malum söz ya uçup gidiyor.

Bu konu benim yakın çevremin tasasıdır. Bazen bir seyahatte bazen önemli bir toplantıda yakalayıverir onları da eziyete dönüşür. Bana hep konu düşünür, önerirler. Mesela bir dostum bugün mutlaka vakıfları yaz, vakıf senedinden gir şu vakıf üniversitesi olan Bilgi Üniversitesi’nin satılışını yaz dedi. Başladım ama vakit yetmedi. Bir arkadaşım Ziyaüddin Serdar’ın “Cenneti Arayan Adam” kitabının tarzını önererek “Bence sen öyle bir şey yazmalısın, kişileri fikirleriyle dönemleriyle bir hayat akışı içinde ele alarak İslami hareketi yazmalısın.” dedi… Hemen ona çabucak aklıma gelenleri söyledim, ‘tamam’ dedim, ama vakit yok yazıya çalışmam lazım. Bugüne olmaz. Bir başka dostum “İslamcı kadın hareketinden bugüne ne kaldı?” diye sorarak, onu yaz dedi. Bugünkü gençler bu hareketin devamı mı? Mesela reçel bloğunda yazan kızlar mesela Havle kızları, mesela daire.iki sitesini çıkaran ekip…

Hani başörtülü kızların İslam ile ilişkisini ben de merak ediyorum. Olay gelenek mi kültürel devamlılık mı, inanç mı? Dindarlık ve din onların hayatında nasıl bir yer işgal ediyor? Kırk soru aklımda tabii meraktayım. Bir de bunları öyle ahkam kesen, ayar veren teyze kıvamında filan da yapmak istemiyorum elbette. “Onları dinleyerek konuşarak yazmalıyım.” dedim arkadaşıma. Bizden farklı oldukları ortada. Dönemleri farklı. Aslında diyorum ki bir araya gelsek cümbür cemaat hatta bizi habire bizi araştıranları da çağırsak “hazır malzeme buyurun” diyerek bir güzel birbirimizi dinlesek tanışsak… Tabii vakit istiyor.

Sonra haberlerden kulağımda yeni siyasi oluşumlar var. Eh siyasi geçmişim de var elbette yorum için bilgi çok. Her biriyle ilgili bir çok tanıklık var. İçimden konuşuyorum “Şimdi itiraz ettiğiniz şeylere neden zamanında sessiz kaldınız, siz içindeyken iyi, hoştu da hatta o dönem itirazları siyaseti bilmemek” olarak yorumluyordunuz da şimdi daha önce görmediğiniz neyi gördünüz?” diye sormak istiyorum. Siyasetin üzerine yapılandırılacağı fikirlerde sağlam zemin ihtiyacı kalmadı mı acaba? Yoksa popülist siyaset gereği az ondan az bundan fikir baloncuklarıyla siyaset yapılabilirler mi? Bu da bir konu olarak duruyor.

Tüm bu yazı konuları içinde bazen magazine de sarıyorum elbette. Mesela yorganla yapılan mağaza açılışı… Arada dış politika meseleleri İsrail’de sekülerle dindarların kıran kırana kavgasını, Mısır’ın yeni uyanışında Nasırizmin etkisi olup olmadığını ya da Tunus’un devrik liderinin vefatı üzerinden bir şey yazmak istiyorum. Bin Ali’nin ülkeden ayrılmasının ve devrimin ardından Tunus’a gitmiştim halk ondan çok eski bir kuaför olan karısını konuşuyordu. Bin Ali’den çok karısını suçluyorlardı. Acaba bunu mu yazsam derken yazının sonu geliyor. Çünkü yazı işlerinde gelen bir tamimle … kelime yazmalıyız. En iyisi ben başlık vereyim siz altını doldurun. Asıl konular bu yazıyı gönderince aklıma geliyor. Şu anda da yazıyı gönderme uyarısı aldım. Mustafa Kahraman’a sabır dileklerimle…

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
207 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sofrayı melekler mi beklermiş?

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Gülliver Cüceler Ülkesinde. Ne zaman okuduğumu bile hatırlamıyorum. İlkokul yılları olmalı. Gülliver’in bir saati var. Liliputlular, o saatin, Gülliver’in tanrısı olduğunu düşünüyorlar. Neden öyle düşünüyorlar? Çünkü Gülliver Liliputlulara, “Ona bakmadan hiçbir işe başlamam” gibi bir laf etmiş. Benim aklımda öyle kaldı. Şimdi kitabı bulup cümlenin aslı nasıldı diye kontrol etmem imkansız. Gülliver’i 1968 yılında okuduysam, akıllı telefonlar da internetle birleşerek 2000’lerin başında piyasa girdiyse, demek ki akıllı telef...
  • Mehmet Genç anlaşılmazsa…

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Mehmet Genç’i tanıtmaya gerek var mı? Hele sayın Cumhurbaşkanı’na tanıtmaya gerek var mı? 2015 yılında bir hafta arayla iki kere onun elinden ödül almış bir isim Mehmet Genç. 2015 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında, sosyal bilimler ve tarih alanında, ve Uluslararası Akademi Ödülü kapsamında, Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde, ödülünü bizzat sayın Cumhurbaşkanının elinden almış bir isim. O törende ödül alan bilim adamları için Cumhurbaşkanı’nın kurduğu cümle şöyle: “Kökleri bu toprakların derinlerine uzan...
  • Üniversite’yi hacizle boğmak!

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    İstanbul Şehir Üniversite’nden bahsediyorum tabii. Hepimiz ülkemizde yaşanan garabetleri, keyfi tasarrufları her gün görüyoruz. İktisat tarihçiliğimizin büyük isimlerinden Mehmet Genç hocamızın feryadını okuduğumda büsbütün içim yandı. Hocaların hocası Mehmet Genç, bizim üniversitelerimizde genelden Batı’dan bilgi aktarıldığını, “yeni bilgiler üretme”nin nadir olduğunu belirterek şöyle diyor: “Şehir Üniversitesi yeni bilgiler meydana getirmek üzere 10 senedir bu yöndeki sebatı ısrarla sürdüren bir üniversitedir. Bilgilerimize yenilerini katm...
  • İmanın tabiatı ve imancılık

    16 Kasım 2019 YAZARLAR

    İman dinî-ahlâkî tecrübenin medarıdır. Bu yüzden, imanın tabiatı adamakıllı biçimde irdelenmesi gereken bir konudur. İslam kelam geleneğinde iman “tasdik” kavramına bağlanarak tanımlanır. Fakat tasdik denen şey, imandan ziyade, aklın ve akıl yürütmenin çok işlevsel olduğu ve belirleyici denebilecek bir rol oynadığı önermesel inançla alakalıdır. Kaldı ki iman kelimesinin tasdik manasına geldiği yönündeki hâkim görüş, İbn Teymiyye’nin de uzun uzadıya anlattığı üzere sağlam bir lisani temele dayanmamaktadır. Gerçekte iman, Arap dilindeki kelime kö...