logo

18 Kasım 2019

Diyanet’e ‘bravo!’ demem gerekmiyor


Yusuf Ziya Cömert
y.comert@gmail.com

Bazen güzel oluyor kamu spotları, bazen çirkin.

Bazısını seyretmek rahatsız etmez seni. Hatta hoşuna gider.

Bazısına asabın bozulur.

Hoşuma gitse bile, yüz bin defa seyretmek zorunda mıyım?

Birkaç gün göster, sonra kaybol.

Bazen, bakıyorsun, sırf bir ajansa para vermek için yapılmış.

Bilmiyorum maliyetlerini. İşitiyorum sadece.

İçinde parlak bir fikir olmayan, olağanüstü bir yapımcılık becerisi gerektirmeyen, vasat bir elemanın yazacağı senaryoyla, vasat bir yönetmenin bir günlük hatta birkaç saatlik mesaisiyle çekilebilecek filimcikler.

İki de kameraman kiralarsan. Hadi bilemedin üç.

Oyuncu?

Kıvanç Tatlıtuğ’u, Beren Saat’i, Kenan İmirzalıoğlu’nu oynatmayacaksan, kast ajanslarının web sitelerinden bulursun birkaç oyuncu.

Bu anlattığım maliyet, en müsrif, en bonkör yapımcı için bile 40-50 bin lirayı geçmez.

Yüzbinlerce liralık maliyetler duyuyorum, ‘bravo!’ diyorum.

Çünkü, kamuyu söğüşleyene ‘bravo’dan başka bir söz, bir sitem, bir tenkit yöneltirsen canları sıkılıyor arkadaşların.

Bazısı da sırf seyircinin kafasını ütülemek için yapılmış.

Ya da ilgili bakanlığın, kurumun başındaki zatı mutlu etmek, bir faaliyet içinde göstermek için.

Ayrıca, bana göre tamamen angarya!

Devletin televizyon kanallarına dayattığı bir tür gıcıklık.

Bazen dakikalarca sürüyor.

Ama efendim faydalı.

Tamam, faydalı olsun, niye bedava?

Bakanlık, genel müdürlük, üç beş kuruş versin televizyon kanallarına!

Ucuz olsun, fiyatı düşük olsun önemli değil.

Niye böyle yazıyorum?

Televizyon kanalım mı var?

Televizyon kanalı olan akrabalarım mı var?

Televizyon kanallarından bir menfaatim mi var?

Hiç biri değil.

Malum, biz ambargoluyuz.

Peki neden kamu spotu aleyhine yazıyorum?

Tamamen böyle gördüğüm için.

Tamamen angarya.

Televizyonlar, kendileri yapsınlar halkın yararına olacak, kamu sağlığına, kamu düzenine hizmet edecek programları.

Ne var, koyarsın bir kanun, bir yönetmelik, yaparlar kendileri. Zaten sorumluluk sahibi olanlar yapıyor.

Ya da dediğim gibi, bir tarife koyarsın, ona göre verirsin spotun yayın bedelini.

Diyanet’in kamu spotunun sebep olduğu tartışmalar vesilesiyle kamu spotları hakkındaki kanaatimi bir defa daha yazıp içimi dökmüş oldum.

Gelelim bu kamu spotu hakkındaki kanaatime.

Genç bir hanım, kocasına çay ikram ediyor.

Sonra mutfağa gidip bir de kek getiriyor.

Normaal.

Tam tersi de normal olurdu.

Yani kocasının, bir şeyle, kitapla, telefonla meşgul olan karısına çay ikram etmesi.

‘Hayat müşterek’ demez miyiz?

Hem bu devirde kadınların önemli bir kısmı evinin dışında çalışıyor, evinin ekonomisine katkıda bulunuyor.

Dolayısıyla, erkeğin de, dışarıdan yorgun gelen eşine bir ikramda bulunması gerekebilir.

Bu filmin tam tersini, yani erkeğin eşine çay ikram ettiği bir filmi yapar mıydı Diyanet? Bundan emin değilim.

Fakat kocası ne kadar yontulmamış bir adam.

Hiç istifini bozmuyor. Karısının varlığından bile haberdar değil.

İnsan bir kafasını kaldırır. Bir teşekkür eder.

Aslında kadının tavrında da bir tuhaflık var.

Kocasına çay ikram ederken hiç ses çıkarmıyor.

Kocasına laf sokmuyor.

Mesajlara etrafında olan bitenleri fark etmeyecek kadar aşırı bir şekilde dalmış kocasına “Biraz da eşinle ilgilensen” diye mesaj atıyor.

Şimdi, biraz önce telefona fena halde dalmış, kendisine ikramda bulunan eşine karşı son derecek lakayt herifin, mesajı alınca birden tavır değiştirmesi tuhaf değil mi?

Deminki odun, mesajı alır almaz bir centilmene dönüşebilir mi?

Normal şartlarda dönüşmez. Hatta daha da odunlaşır.

“Kes ulan, sana ne benim mesajım, telefonum” falan da diyebilir.

Fakat filimde olur böyle şeyler.

Bir durumu daha iyi anlatmak için, garabeti daha bariz, daha çarpıcı bir şekilde göstermek için biraz abartırsın.

Bu kamu spotunun 295 bin liraya yapıldığına dair iddialar piyasada dolaştı.

Biraz araştırdım.

Anladığım kadarıyla aralarında bu filmin de bulunduğu 8 parça iş için 295 bin lira ödenmiş.

Dolayısıyla, bu iş için Diyanet’e ‘bravo!’ demem gerekmiyor.

(KARAR)

Etiketler:
Share
599 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...
  • Tribünlerin adalet sorununu çözmek!

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Adalet Bakanlığı “Seri Muhakeme Usulü” ile “Basit Yargılama Usulünün” 1 Ocak itibariyle uygulanmaya başladığını “yargıda yeni dönem” başlığı ile duyurdu. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu’nun 24 Ekim 2019’da yasalaşan ilk paketindeki bu iki düzenlemeyi oldukça önemsiyor. Bu düzenlemelerin önemini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül şöyle anlatmıştı: “1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek yargı sisteminde yeni bir düzenleme var: Seri ve basit yargılama… Yeni sistemde daha hızlı, adil ve makul kararların verildiği bir süreç olacak. Bu usul vatandaşl...
  • Ünal Karaman’ın kaliteli vedası

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Belki daha önce de yazmışımdır. Ben, fanatik olmayan bir Trabzonspor taraftarıyım. Nasıl oluyor ‘fanatik olmayan’ taraftar olmak? En basit şekilde ifade edeyim. Trabzonspor’un bir haksızlık sonucu galip gelmesini istemem. Takım güzel oynasın ve kazansın. Bunu tercih ederim. Şenol, Kadir, Necati, Bekir, Turgay, Cemil, Ali Kemal, Hüseyin, İskender, Tuncay, Necmi... Bakın bunları ezberden saydım. Daha da sayabilirim. Trabzonspor’un şampiyonluklarını gördüm... Sonra İstanbul kulüpleri yeni çıkış yolları buldu. Daha zengindiler. Büyük...