logo

13 Mayıs 2019

Çarşı pazar güldür gül Al gülüm ver gülüm


Yusuf Ziya Cömert
y.comert@gmail.com

Televizyon seyretmiyorum pek. Eğer çok özel bir programa takılmamışsam, maç olabilir, iyi bir film olabilir, günde bir saati bile bulmaz ekranla irtibatım.

Marifet değil. Onun açığını telefonun ekranıyla kapatıyorum. Haftalık rapor geliyor telefona, cihazın yüzüne günde kaç saat baktığını ayrıntılarıyla anlatıyor.

Ben, her Pazar o mesaj gelince utanıyorum ve hafta boyu aklıma geldikçe canım sıkılıyor.

Çocuklarımın yüzüne baktığımdan daha çok bakıyorum telefonun yüzüne.

Ahirette bunun bana sorulabileceğini düşünüyorum. Çünkü günler günlere eklendikçe meblağ büyüyor.

Gerçekten endişeliyim. Endişemin dünyevi tarafı da kuvvetli.

Nedir o, ikide bir telefon, ikide bir telefon?

Bir de, ciddi bir şeye bakıyormuşsun gibi bakacaksın. Malayaniyle uğraşmıyoruz!

En güzeli de, senin telefona bakmadığın bir sırada, yün dider gibi habire elindeki telefonla uğraşan insanlara bakıp tenkit etmek.

Lafı bıraktım, buraya kadar geldi. Daha da gidesi var.

Halbuki bir an tv ekranında gözüme ilişen bir yüzün bende uyandırdığı duygulardan bahsetmeyi düşünüyordum.

Şimdi bahar. Çiçekli sokaklarda dolaşın. Oruçluyken kokulara daha duyarlı olursunuz, her çiçeğin kokusunu duyarsınız.

Kötü şeylere karşı da duyarlı olursunuz oruçluyken.

Bu sene, kazara rast geldiğim bir kaç enstantaneyi saymazsak hiç Ramazan veya Sahur programı seyretmedim.

Neredeydi unuttum. Bir baktım, ekranda Nihat Hatipoğlu.

Bir yere rektör mü yapmışlardı onu? Evet, Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi.

Yapsınlar, bana ne.

Yine yüzünde tebessüm. Yine şirinlikler. Anlatıyor.

Bunlar, bir nevi tezgahtarlık.

Olması da gerekir. Televizyonda bir şey anlatıyorsun, heyecanlı anlat, süslü anlat, millet seyretsin.

Bir arkadaş, “Rektör olmadı mı bu?” diye soruyor.

Oldu ama program yapmaya devam ediyor.

Ederse etsin.

Fakat niye, bu insanlar, yalnız Nihat Hatipoğlu değil, ötekiler de, ekranda konuşurlarken…

Meşreplerini mezheplerini dikkate almadan, hepsine birden söylüyorum…

Niye anlattıkları şey İslammış gibi gelmiyor bana?

Bir meslek icra ediyorlar. Etsinler, ekmek parası. Ramazan olunca pide parası.

Bir performans sergiliyorlar.

Yeri geliyor lafın belini kırıyorlar.

Yeri geliyor lafı gediğine koyuyorlar.

Ayet-i Kerime’yi, Hadis-i Şerif’i ‘tak’ diye yerleştiriyorlar.

İcabında ağlamak, sızlamak…

Her şey muntazam.

Ama neden bunları hep artistlik olarak görüyorum?

Sadece ben mi öyleyim, yoksa benim gibi sıtkı sıyrılanlar var mı?

Oruç ne kadar sadeyse bunların anlattığı o kadar karışık.

Oruç ne kadar duruysa, bunların anlattığı o kadar bulanık.

Din ne kadar yalınsa bunların anlattığı o kadar alengirli.

Anlattıkça, anlattıkça, anlattıkça, sanki insanla gerçeğin arasına cüruf yığıyorlar.

Muhtemelen biz zenginleştikçe hımbıllaştık. Laftan başka bir şey üretemiyoruz.

Tertemiz bir oruç, tertemiz bir insan.

Edebiyatın dili, şiirin dili, sinemanın dili daha müsait olabilir anlatmaya.

Yok da ondan mı anlatamıyoruz?

Yahya Kemal’in Atik-Valde’sinden bir adım ileriye geçemedik.

Geçmek ne ki?

Kalabilseydik orada âlâ olurdu.

Paldır küldür düştük.

Yahya Kemal’in şiirdeki tesellisi, o mahcup, o ince ayrıntı… Günümüzün yağlı ekranlarından, yağlı sofralarından daha güzel.

Sinema? Anlatılamaz mı sinemayla?

Aslında müsait. Harika olur.

Fakat bizimkiler ortak olmadıkları projeye kolay kolay tahsisat vermezler.

Al gülüm ver gülüm.

Hani bir şiir var. Gül kokulu bir medeniyet şiiri. Kul Nesimi’nin.

“Gülden terazi tutarlar/Gülü gül ile tartarlar/Gül alırlar gül satarlar/Çarşı Pazar güldür gül”

İşte o güzelim şiiri bizim neslimiz ‘al gülüm ver gülüm’e çevirdi.

Çare yok hocaları dinleyeceğiz.

Dediğini yap, yaptığını yapma!

(KARAR)

Etiketler:
Share
299 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Anlamanın ölçüleri 1

    19 Temmuz 2019 YAZARLAR

    Geçen hafta Konya’da idik. Birkaç sanayici arkadaş (Mustafa Koruyucu, Hüseyin Gökalp, Yusuf Akay), mademki Allah bize kazandırıyor, biz de kazandıklarımızın bir kısmıyla O’nun dinine hizmet edelim diye Rihle adıyla bir ilmi faaliyet başlatmışlar. Çoğunluğu İlahiyatlı olan üç yüz elli kadar vasıflı öğrenci seçip Türkiye’nin, hatta İslam dünyasının her tarafından davet ettikleri hocalarla yoğun dersler yapıyorlar. Katılan öğrenciler, düzenli devam şartının dışında hiçbir ücret ödemiyor. Bu hizmeti üstlenen arkadaşlarımız da değme ilahiyatçılara ...
  • * Aslında ABD’ye teşekkür ederiz. * Patriot’ları vermedi, S400 aldık.

    19 Temmuz 2019 YAZARLAR

    Türkiye’nin S400’ler konusunda dik duruşu, ABD’de tam bir akıl tutulmasına yol açtı. Daha doğrusu, ABD’nin kendi içindeki bölünmeyi, iktidar farklılaşmasını, zaaflarını bir kez daha açığa çıkardı. Tehditler, şantajlar havada uçuşurken, S400’ler Türkiye’ye gelmeye başladı. Ama ABD yönetimi tavır belirlemekte zorlandı. Pentagon başka bir şey dedi, Beyaz Saray başka bir şey dedi. İsrail lobisi başka bir şey dedi. En sonunda, bizim için de oldukçahayırlı olacak bir karar verilebildi: Türkiye F35 programından çıkarıldı. Kendi savunma yatırımla...
  • Hakim değerler sistemi ve eğitim

    19 Temmuz 2019 YAZARLAR

    Sema Maraşlı hanımefendinin bazı ifadelerini sert ve gerektiği halde müsamahasız bulsam da çocukların ve gençlerin eğitimi konusunda aşağıya alacağım sözlerine imza atarım: “…Tabii bu arada çocuklarımızın hatalarında kendi paylarımızı da göz ardı etmeyelim. Çocuklarımızı iyi yetiştiremiyoruz; kabul edelim. Güzel yetiştirenlere sözüm yok, istisnalar kaideyi bozmaz. Fakat genel anlamda bir sorun var. Saygılı olsunlar diye baskı yaptık; bağımlı ve korkak oldular. Özgüvenleri gelişsin diye müdahale etmedik; saygısız oldular. Korkak olmasınlar di...
  • “Babaannem faceApp’lanınca derse geç kaldım”

    19 Temmuz 2019 YAZARLAR

    “Fotokopi için bekliyorum. Biliyorum geç kaldığımı. Yok ya uyku filan değil. Sabah sabah babaannem ‘bana yaşlanma şeysi yap’ dedi. Evet, bu telefonuma FaceAPP indir demenin babaannecesi. ‘Ne yapacaksın hiç gerek yok’ dedim. İkna edemedim. Ne dediysem boş. ‘Babaanne mahrem bilgilerin ele geçer bunlar veri topluyor filan’ diye korkutmaya çalıştım. ‘Benim ne verim varmış!’ dedi. Bir de bana haber geçti: ‘Dünyada 50 milyon kişi uygulamış bunu. Elle gelen düğün bayram’ diye. ’Ya diyemiyorsun ki babaanne sen 76 yaşındasın hangi yaşlanma efekti laz...