logo

Black Friday


İsmail Kılıçarslan
i.kilicarslan@gmail.com

Muhterem, şelpe vura vura ‘karadır kaşların ferman yazdırır / bu dert beni diyar diyar gezdirir’i söyledikçe sazevinin duvarları çınıladı. Bağlamanın tok tınısıyla Muhterem’in pes sesi birbirine iki sevgili gibi sarılıp inletti ortalığı.

Türkü bitince sazevinin sahibi Ahmet dedi ki ‘evinde ekmek-soğan bitmediyse, kışa yakacak odunun varsa satma bunu Muhterem abi. Bu satılır mı?’

Muhterem’in gözleri iki çukura dönüştü bu sözleri duyunca. Satmasa olur muydu? Olmazdı, hiç olmazdı, oluru yoktu. Ahmet, ısrar etti: ‘Yanlış anlama abi. Senin sazının müşterisi hazır. Açık artırmaya koysam 10 tane müşterisi gelir…’

Muhterem, elinde tuttuğu bağlamayı istemsizce sevip okşadı. Maraş’tan bir takıl tukul otobüse binip, yirmi saati aşkın yol tepip sora sora Fatih’in ara sokaklarından birinde Süleyman ustanın evini buluşu geldi aklına. Usta, Nuh deyip peygamber dememişti. ‘Bıraktım oğlum ben. Yapamam saz maz’ demiş, kapıyı göstermişti Muhterem’e.

Muhterem, bütün cesaretini toplayıp ‘gitmem usta’ demişti. Kovsan eşiğinde yatarım da yine gitmem. Evden çıkarken suratıma basar da öyle geçersin.

Süleyman usta, kallavi kukasında ‘ya sabır’ çeke çeke bu inatçı çocuğu başından nasıl savacağını bulmaya çalışmış, sonunda çaresiz kabul etmişti saz yapmayı.

‘Duttan istemem koca usta, teknesi ardıçtan olacak’ demişti Muhterem. ‘Kapağı çamdan değil akçaağaçtan yapacaksın. Burguyu da abanozdan koyacaksın.’

Süleyman usta bıyık altından gülmüş, içeri odadan bir saz getirip ‘çal ulan köpoğlu. Beğenirsem vallaha yapacam sana kimseye yapmadığım sazı’ demişti. Muhterem, Süleyman ustanın huzurunda da ‘karadır kaşların’ı çalıp çığırmıştı.

‘Ben bu sazı, koca ustayı ağlattıydım da öyle kazandıydım’ dedi Muhterem. Ahmet bir vakit bakıp anlamaya çalıştı. Neden sonra aklına gelmiş gibi fısıldadı: ‘Bütün Unkapanı, elindeki sazı görünce ustasını tanıdıydı zaten abi.’

Dönem o dönemdi ama tutturamadı istediği dikişi Muhterem. Bir yapımcı türkü albümü yapmak istedi ilkin. Ardından arabeske dönme kararı verildi. Bu sefer de ‘sesi aynı Müslüm bunun, zor olur’ denildi. Barda payvonda ekmek kovalayıp sarhoş kahrı çekti bir vakit ama ağır geldi nefsine.

Albüm işinden umudu kalmayınca bir noktada ‘nasip böyleymiş’ deyip kabullendi kaderini. Konserve fabrikasında işçi oldu. ‘Bunun var ya bi sazı bi sözü var, aklın durur’ diye anlattı arkadaşları kontini sistem paletlerin başında yarenlik ederken.

‘Ahmet, kaç para verebilirsin onu söyle’ diye sordu hatırladıklarından güçlükle sıyrılıp… Ahmetin cevabı, ‘abi madem satacaksın, 7.500 vereyim’ oldu. Muhterem, utana sıkıla ‘8.275 lira versen olur mu kardeş?’ dedi.

Muhterem, eve geldiğinde elindeki hediye paketini hiçbir şey söylemeden kızına uzatıp üstünü değiştirmek için odasına geçti.

Paketten kızının istediği modeldeki cep telefonunun çıktığını gören annesi, Muhterem’in duymasından çekinerek sessizce fısıldadı kızına: ‘Sen yine de ‘senden de baba olacak’ demeyecektin kızım babana. Bak, adamın ağzını bıçak açmıyor. Yazık.’

Kız, umarsızca silkti omuzlarını. ‘Dediğim laf ağırına gideceğine baba olaydı da istediğim telefonu alaydı. Black friday olmasa bunu da alamazdı seninki. Konuşturma beni şimdi.’

Muhterem’in kızı o akşam durmadan yeni telefonuyla oynadı. Muhterem, yıllarca asılı duran sazın duvarda oluşturduğu boya farkına gözlerini dikip ah çekti bir kerre.

Her şey o ‘ah’ta gizliydi. İnsanın kendisi dâhil…

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
164 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Logoterapi

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    İnsanoğlu hata ve nisyan ile malul bir varlıktır. Bu yüzden, her insan hayatta çok kere yanlış hesap yapar, yanlış kararlar alır ve er ya da geç bu yanlışların dramatik ve trajik sonuçlarını gayet ıstıraplı şekilde yaşamak zorunda kalır. Bu sebeple insan geç de olsa yanlışını anlamak, bundan dolayı kendini sorgulamak ve bir daha benzer yanlışlar yapmaması gerektiği konusunda kendisiyle hesaplaşmak zorundadır; fakat kimi insanlar ya kendi hatalarını kendilerine dahi itiraf edemeyecek kadar yüksek bir gurur ve onur katsayısına sahip olduklarından...
  • İslam dünyası neden mi geri kaldı?

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    90’lı yıllar Türkiye’de İslami kesimin entelektüel altın çağıydı. Kitapçılar, vakıflar buluşma mekanlarına dönmüş, yayınevleri sürekli yeni kitaplar basıyor, ülkenin en canlı entelektüel tartışmalarının kalbi ise dergilerde atıyordu. Bilgi ve Hikmet, Yeni Zemin, Tezkire, Köprü, İzlenim, Umran, Kitap Dergisi ilk akla gelenler. Müslümanların modern dünyayla ilişkilerinin masaya yatırıldığı, birlikte yaşam, demokrasi, laiklik konularında Medine Sözleşmesi gibi tezlerin ileri sürüldüğü bu dergilerden Bilgi ve Hikmet, 1993 yılında yayına ba...
  • Beni mahcup eden Bakan

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kaç kez eleştirdim Kültür ve Turizm Bakanlığını. Yurt dışında sergileri dolaşan bir sanatçıya sahip çıkmaktan daha önemli ne işleri olabilir diye. 19-12/06/ekran-resmi-2019-12-06-235557.png Bırakın ülkenin dünyaya sanatla tanıtılmasına desteği, davete rağmen kültür ataşeleri lütfedip katılmıyordu bile. Peç, Viyana derken şeytanın bacağı, Bakü’de kırılmıştı. Büyükelçi ve ataşe, Haydar Aliyev Müzesi’nde sergi açan Ahmet Güneştekin’i yalnız bırakmamıştı. Ama önceki gün İstanbul’daki açılışta, tam da görmek istediğim düzeye taşındı bu i...
  • Başkanlık sisteminin tutmayan tahminleri

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti. Başkanlık sisteminin ak...