logo

18 Mart 2019

“Bebek yüzlü katiliniz sizin olsun!”


Yasin Aktay
y.aktay@gmail.com

Yeni Zelanda’da Müslümanlara camide düzenlenen saldırı her şeyden önce insanlığa karşı bir suçtur; yapan kişi ne kadar bağnaz-ırkçı bir Hıristiyan olsa da öncelikle Hıristiyanlığa karşı işlenmiş bir suçtur, ama insanlar bunu bilirse… Olayın ardından ortaya çıkan tablo insanların bunu bilme, anlama ve takdir etme konusunda çok da umut verici bir durum sergilemediklerini gösteriyor.

Olayın faili Müslüman kökenli olduğunda “İslami terörizm” ifadelerini hoyratça kullanan medyanın bu olayı “terörizm” olarak bile isimlendiremediğini ibretle seyrediyoruz. Bir “beyaz çocuk” hikayesi şimdiden tedavüle girdi ve katile dair empatik tipleme denemeleri harekete geçti bile.

Aljazeera’da yazan Khaled Beydoun, haklı olarak “katilin değil, kurbanlarının insanlığına odaklanın” diye yazarak, 49 şehidin her biriyle ilgili detayları twitter hesabından (@khaledbeydoun) paylaşıyor. Gerçekten her biri birer hayat destanı tipler. Bir insanı öldürenin nasıl bütün insanlığı öldürdüğünü en çarpıcı biçimde yaşayıp göreceğiniz birer şahsiyet ve hayat hikayesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Her biri kendi içinde birer insanlık barındıran, incelikler, zerafetler, derinlikler, ibretler.

Kurbanlardan ziyade katil üzerinde duran ve neredeyse ondan bilinçaltlarına bir kahraman kazıyan Batılı medyaya Beydoun’un dediği gibi demek lazım:

Katiliniz umurumuzda değil, biliyoruz bundan sonra taciz derecesinde bir ilgiyle bütün projeksiyonunuzu o katilin hayatı üzerinde tutacaksınız. O hayatın içinde özenilecek taraflara, belki örnek alınıp taklit edilecek taraflara bile ışık tutacaksınız. Katili anlamaya davet edeceksiniz. Katiliniz sizin olsun. Bizi hunharca, alçakça katlettiği ve her biri birer hayat ve muhabbet kahramanı olan insanlar ilgilendiriyor, onlar daha fazla ilgiyi hak ediyor.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın haklı olarak soruyor: “Charlie Hebdo için yürüyenler Yeni Zelanda için de yürüyecek mi?” ve ekliyor “acısı gerçekten ortak olanlar birlikte yas tutabilir”

Olay olalı üç gün olduğu halde Charlie Hebdo olayı ile az da olsa karşılaştırılabilir bir tepki ve ortak duyarlılık, ortak yas işareti duymadığımız gibi, aksini daha fazla duyduk. Demek ki, Yeni Zelanda’nın acısını hiçbir şekilde hissetmeyen koca bir dünya var. Bu bile acıtmıyorsa, bu vahşet bile insanları uyandırmıyorsa ne uyandıracak?

Bırakalım Avrupalıları, Batılıları, bu konuda siyasetçilerinin kışkırttığı yabancı düşmanlığı, göçmen düşmanlığı, ırkçılık ve İslam düşmanlığı gibi neticede kendilerini tüketecek, kendilerini bitirecek duyguların esiri olan dünyayı. Böyle bir saldırıya karşı İslam dünyasından nasıl bir tepki gelir diye olay saatinden beri haber takip ediyorum. Çok cılız, o kadar da olmasa ayıp olacak türden geçiştirme mesajlarının dışında bir ses seda yok.

Yine bir tek Recep Tayyip Erdoğan. Olayın ilk anından itibaren acısını kendi yüreğinde hissetmiş olarak Yeni Zelenda yetkilileriyle temasa geçti ve Yardımcısı ve Dışişleri Bakanının bulunduğu bir heyeti hemen yola çıkardı.

MÜSLÜMAN KANINI ATIK SUDAN UCUZ KILAN İSLAM DÜNYASININ LİDERLERİ YENİ ZELANDA’YA NASIL SES VEREBİLİR?

Doğrusu, ve ne yazık ki, diğer Müslüman ülkelerden, özellikle İslam dünyasının en büyük ülkelerinden güçlü bir ses çıkmamasına neden şaşırmamız gerektiği sorusu daha doğru bir sorudur.

Kendilerinden dünyanın herhangi bir yerinde bir Müslümanın başına bir şey geldiğinde hukukunu savunacak bir yüz hangi İslam ülkesinin liderinde var acaba? Mısır’ın mı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin mi, Suudi Arabistan’ın mı? Suriye’nin mi? İran’ın mı? Her biri her gün ya kendi ülkelerinde veya müdahil oldukları coğrafyalarda Müslüman kanını atık sudan ucuz hale getirmiş olanlar kendileri değil mi?

Her gün Yemen’de yürüttükleri saçma sapan savaş yüzünden açlığın pençesindeki yüzbinlerce çocuğun hayatını hiçe sayanlar, peygamber varisi sayılan İslam alimlerini zindanlarda tutan, onlara İslam düşmanlarından görülmeyecek eziyetleri reva görenler, böylece Müslümanların bütün değerlerini hiçe sayanlar mı Yeni Zelenda’da katledilen Müslümanların hesabını soracak?

Mısır’da, Yemen’de, Suriye’de Müslümanlar sadece biraz daha ekmek, biraz daha özgürlük, biraz daha onurlu bir hayat ve demokrasi istediler diye bütün ülkelerini başlarına geçiren darbelerin ve iç savaşların önünü açanlar mı?

İslam dünyasının en önemli birkaç ülkesinden biri olan Mısır’da haksız yere zindanlara attıklarına uyduruk suçlar isnat edip sırayla katledenler, bu katliamları hukuk kılıfına uyduranlar, neden veya hangi yüzle dünyanın herhangi bir yerinde bir Müslümanın haksız yere katledilişinin hesabını soracak?

Ses vermesini beklediğimiz İslam dünyasının bu temsilcilerinin önce kendi döktükleri Müslüman kanının hesabını vermeleri gerekmiyor mu?

KORKTUKLARI İÇİN Mİ ÖLDÜRÜYORLAR, ÖLDÜRDÜKLERİ İÇİN Mİ KORKUYORLAR?

Bu arada adına İslam terörizmi denilen melanetin bile aslında dünyanın her tarafında birincil hedefi ve kurbanları yine Müslümanlar. Bu gerçek hiç değişmiyor.

Müslümanlardan korkuyorlar ve korkutuyorlar sonra bu korkuları dolayısıyla Müslümanları katlediyorlar. Bu döngüde kimin kimden korkması gerekiyor acaba?

Katleden de onlar, korkan da onlar. Aptalca ve nefretengiz korkularıyla başkalarını öldürmeyi haklı ve makul göstermeye çalışıyorlar.

Suriye’de İslam terörü denilen örgütler Müslüman olmayan mihraklarca destekleniyor ve çok az bir istisna ile bütün kurbanları mazlum Müslüman Suriye halkı.

Myanmar’da terörün kurbanı Müslümanlar.

Irak’taki DAEŞ terörünün ve onunla mücadele ederken hiçbir ayırım gözetmeyen ABD’nin de Rusya’nın da İran’ın da kurbanları Müslümanlar.

Yemen’de Müslümanlar öldürülüyor, Libya’da, Afganistan’da her yerde adı İslami terör de olsa kurbanları sadece Müslümanlar oluyor ama kendilerinden korkulup kendilerine savaş açılanlar da yine Müslümanlar oluyor.

Bu tuhaf döngüyü kim görecek, kim bilecek, kim kıracak?

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
361 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sofrayı melekler mi beklermiş?

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Gülliver Cüceler Ülkesinde. Ne zaman okuduğumu bile hatırlamıyorum. İlkokul yılları olmalı. Gülliver’in bir saati var. Liliputlular, o saatin, Gülliver’in tanrısı olduğunu düşünüyorlar. Neden öyle düşünüyorlar? Çünkü Gülliver Liliputlulara, “Ona bakmadan hiçbir işe başlamam” gibi bir laf etmiş. Benim aklımda öyle kaldı. Şimdi kitabı bulup cümlenin aslı nasıldı diye kontrol etmem imkansız. Gülliver’i 1968 yılında okuduysam, akıllı telefonlar da internetle birleşerek 2000’lerin başında piyasa girdiyse, demek ki akıllı telef...
  • Mehmet Genç anlaşılmazsa…

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Mehmet Genç’i tanıtmaya gerek var mı? Hele sayın Cumhurbaşkanı’na tanıtmaya gerek var mı? 2015 yılında bir hafta arayla iki kere onun elinden ödül almış bir isim Mehmet Genç. 2015 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında, sosyal bilimler ve tarih alanında, ve Uluslararası Akademi Ödülü kapsamında, Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde, ödülünü bizzat sayın Cumhurbaşkanının elinden almış bir isim. O törende ödül alan bilim adamları için Cumhurbaşkanı’nın kurduğu cümle şöyle: “Kökleri bu toprakların derinlerine uzan...
  • Üniversite’yi hacizle boğmak!

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    İstanbul Şehir Üniversite’nden bahsediyorum tabii. Hepimiz ülkemizde yaşanan garabetleri, keyfi tasarrufları her gün görüyoruz. İktisat tarihçiliğimizin büyük isimlerinden Mehmet Genç hocamızın feryadını okuduğumda büsbütün içim yandı. Hocaların hocası Mehmet Genç, bizim üniversitelerimizde genelden Batı’dan bilgi aktarıldığını, “yeni bilgiler üretme”nin nadir olduğunu belirterek şöyle diyor: “Şehir Üniversitesi yeni bilgiler meydana getirmek üzere 10 senedir bu yöndeki sebatı ısrarla sürdüren bir üniversitedir. Bilgilerimize yenilerini katm...
  • İmanın tabiatı ve imancılık

    16 Kasım 2019 YAZARLAR

    İman dinî-ahlâkî tecrübenin medarıdır. Bu yüzden, imanın tabiatı adamakıllı biçimde irdelenmesi gereken bir konudur. İslam kelam geleneğinde iman “tasdik” kavramına bağlanarak tanımlanır. Fakat tasdik denen şey, imandan ziyade, aklın ve akıl yürütmenin çok işlevsel olduğu ve belirleyici denebilecek bir rol oynadığı önermesel inançla alakalıdır. Kaldı ki iman kelimesinin tasdik manasına geldiği yönündeki hâkim görüş, İbn Teymiyye’nin de uzun uzadıya anlattığı üzere sağlam bir lisani temele dayanmamaktadır. Gerçekte iman, Arap dilindeki kelime kö...