logo

“Arap NATO’su” mu “Avrupa NATO’su mu?


Abdurrahman Dilipak
a.dilipak@gmail.com

Al başına belayı. NATO bölünüyor. ABD İngiltere ve Fransa’yı yanına almadan bir “Arap NATO”su kurmaya çalışıyor, Fransa da ABD ve İngiltere olmadan bir askeri birlik oluşturma çabasında.

Basında gelişmeler “Avrupa Ordusu’nun ilk adımları!” olarak görüldü. Nasıl Avrupa’da “Kömür Birliği”, “Demir-Çelik Birliği” diye başlayan birlik, önce Avrupa Ekonomik Topluluğuna dönüşmüş, ardından AB’ye evrilmişti. Almanya Başbakanı Angela Merkel, “Alman-Fransız İşbirliği ve Entegrasyon Anlaşması” ile “Avrupa Ordusu”na giden yolda ilk adımları atmış oldular.

Merkel, Elysee Anlaşması’nın 56. yıl dönümünde ülkesinin Fransa ile işbirliğini artırma hedefiyle yaptığı ”Alman-Fransız İşbirliği ve Entegrasyon Anlaşması”nın “Avrupa Ordusu”nun ilk adımları olduğunu açıkça belirtti. Durum çok açık ve net. Fransa tek başına, özellikle iktisadi açıdan ayakta durma kabiliyetine sahip değil. Onun için Almanya’ya muhtaç. Almanya ise ABD, İngiltere ve Fransa’nın işgali altında Mahcur bir ülke. Almanya AB ile ABD’nin boyunduruğundan kurtulmayı düşünmüştü ama olmadı. ABD Almanya’yı pis işleri için bir trampen tahtası olarak kullandı.

Almanya Fransa ile birlik olunca, hem Güvenlik Konseyi üyesi, hem de işgal kuvvetlerin biri Almanya ile birlik oluyor. Bu durumda ABD herhalde Fransa’yı da işgal etmeyi düşünmüyordur. İngiltere, daha doğrusu Rothschildlerin bilgisi dışında Macron böyle bir anlaşmayı imzalamıyordur. Yani perde gerisinde İngiltere olması gerek.

Batı basını “Almanya ile Fransa arasındaki dostluk jestlerine yenilenmiş Elysee Antlaşması da ekleniyor“ şeklinde yaklaştı. Bu anlaşma ile iki ülke arasındaki dostluğun daha da pekiştirmesi ve AB reformlarını hızlandırması öngörülüyor. Élysée Antlaşması 55 yıl önce 22 Ocak 1963’te imzalanmıştı. Bu dostluk ve işbirliği antlaşmasıyla uzun yıllar süregelen çatışma ve savaşlar sona eriyordu. Bugün yenilenen anlaşma ile ilişkiler farklı bir derinlik de kazanıyor. Özellikle zamanlama bu açıdan çok önemli. Bir bakıma İngiltere, Fransa ve Almanya ABD’ye “gölge etme” demeye hazırlanıyor. Bu koalisyonun görünmeyen başka ortakları da var. Mesela İtalya, Vatikan, Avusturya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg gibi. İşin içinde Rothschild’ler de olunca İsrail ve Yahudi lobisinin fazla sesi çıkmayacaktır. Kuzey Ren Westefelya ve Alsace Laurenne yani Köln ve Strasbourg üzerinden Vatikan’la da bir araya gelip yeni bir Westefelya gündeme gelirse şaşmamak gerek. Yani “Ulus Devlet” ve “Uluslararası düzen”den söz ediyorum.

Bu birlik aslında güvenlik konseyinde ABD’yi yalnızlığa mahkûm etmektedir. İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’in işin içinde olduğu bir birlikte ABD yalnızdır. Kaldı ki, bu ittifaka Hindistan ve Avustralya da dahildir. ABD’nin Türkiye karşıtı politikası Ankara’yı da bu denklemde karşı kampa doğru itmektedir. Almanya’nın ABD’den bağımsızlaşması Japonya için de model oluşturacaktır. Bu dengede Kore de kendi için yeni bir yol arayışına girebilir. Tarihi arka plana bakacak olursak, Westefelya Anlaşması birkaç antlaşmayı da birden içine almaktadır. Westefelya Barış Anlaşması, 30 yıl savaşları ve 80 yıl savaşlarının sonunda Ekim ve Mayıs 1648 tarihlerinde imzalandı. 371 yıl sonra aynı coğrafyada yeni bir buluşma gerçekleşiyor. Ve bu anlaşma göreceksiniz bu süreç batıda yeni ulus devletler ve uluslararası düzenin inşası için bir başlangıç olacak.

AB hümanist, barışçı, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti hayali ile dünyaya tanıtıldı. İlk fikir Paris sanayi fuarında Victor Hugo tarafından dile getirilmişti. Batı sömürge mirasını paylaşamayınca, sık sık kanlı savaşlara sahne olmuştu. 1870-1945 yılları arasında 75 yılda Fransa ve Almanya üç kez savaştılar. Bu savaşlara son vermek ve barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasi yönlerden birleşmesi olduğu fikrine vardılar. Schuman Planı bunların ilki idi.

Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, Cemiyeti Akvam Genel Sekreteri Jean Monnet’in tasarısına dayanarak, 9 Mayıs 1950 tarihinde, Avrupalı devletleri, kömür ve çelik üretimi ile ilgili olarak alınan kararları bağımsız ve uluslar üstü bir kuruma devretme çağrısı yaptı. Buna göre bu kurumun gözetiminde, ortak kömür ve çelik üretimini sağlamak ve bu örgütlenmeyi tüm Avrupa devletlerinin katılımına açık tutmak gerekiyordu. Bu birlik Avrupa barışının istinatgahı olacaktı.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Schuman Deklarasyonunun bir sonucu olarak, 1951 yılında, Belçika, Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda’dan oluşan 6 üye ile kuruldu. Topluluğun ilk başkanı ise, Schuman Deklarasyonu’na ilham veren fikrin sahibi Jean Monnet’di.

6 üye devlet, 1957’de, işgücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurmaya karar verdiler. Böylece, 1957’de Roma Antlaşması imzalanarak Avrupa Ekonomik Topluluğu AET kuruldu. AET gibi, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu  (EURATOM) da 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması ile kuruldu. 1965 yılında imzalan Füzyon / Birleşme Antlaşması ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, AET ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu için tek bir konsey ve tek bir komisyon oluşturularak, bu topluluklar, Avrupa Toplulukları adı altında anılmaya başlandı. 1 Temmuz 1968’de Gümrük Birliği kuruldu ve gümrükler kaldırıldı.

General de Gaulle yönetimindeki Fransa›nın 1963›de ve 1967›de İngiltere›nin üyeliğine karşı iki kez veto yetkisini kullandığı bir pazarlık dönemini takiben genişleme kararı alındı; İngiltere, İrlanda ve Danimarka 1973’te üye oldular. Topluluk 1981’de Yunanistan’ın, 1986’da da İspanya ve Portekiz’in katılmalarıyla güneye doğru genişledi. Böylece, üye sayısı 12’ye ulaştı. 17 Şubat 1986’da Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, Lüksemburg ve Portekiz tarafından, 28 Şubat 1986’da ise Danimarka, İtalya ve Yunanistan tarafından imzalandı. 1987 yılında yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedi ile Avrupa Topluluklarını kuran antlaşmalar kapsamlı bir biçimde yeniden yapılandırıldı. Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990’da iki Almanya’nın birleşmesinin ardından Aralık 1991’de de Sovyetler Birliği’nin dağılması Avrupa’nın siyasi yapısını baştan aşağı değiştirdi. Üye Devletler bağlarını güçlendirme kararlılığıyla, temel özellikleri 9-10 Aralık 1991’de Maastricht’te “Maastricht Antlaşması / Avrupa Birliği Antlaşması” 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu antlaşma ile 1999’a kadar parasal birliğin tamamlanmasına, Avrupa vatandaşlığının oluşturulmasına ve ortak dış ve güvenlik ile adalet ve içişlerinde işbirliği politikalarının meydana getirilmesine karar verildi. Bu anlaşma ile üç sütunlu AB yapısı oluşturuldu. Bu yapının ilk bölümünde Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET ve EURATOM), 2. bölümünde “Ortak Dışişleri Güvenlik Politikası”, 3. Bölümünde ise “Adalet ve İçişleri” oluşturuyordu. 1995 yılında, Avusturya, Finlandiya İsveç’in katılımıyla, AB’nin üye sayısı 15’e yükseldi.

Ekonomik ve Parasal Birlik Avrupa ortak para birimi olan Euro, 1 Ocak 2002 tarihinde resmen tedavüle girerek, 12 ülkede kullanılmaya başlandı. 2004 yılında, Avrupa Birliği’nin tarihindeki en büyük genişleme dalgası gerçekleşti ve 10 yeni ülke (Çek Cumhuriyeti, Estonya, GKRY, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya) Avrupa Birliği’ne katıldı. 2007 yılında, Bulgaristan ve Romanya’nın katılımıyla AB’nin üye sayısı 27’ye yükseldi. 2013 yılında Hırvatistan’ın katılımıyla Avrupa Birliği Üye Devlet sayısı 28’e ulaştı. 2009’da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nın adı “Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma” olarak değiştirildi. Bugün Élysée Antlaşması ile AB, NATO, Güvenlik konseyi ve uluslararası düzen açısından yeni bir dönem başlıyor. Bundan sonra FED, LİBOR, BM, GK, IMF, Dünya Bankası her şey tartışılabilir. Global kriz bugün biraz daha derinleşti. Bundan sonrasını bekleyip göreceğiz.

Selâm ve dua ile.

(YENİ AKİT)

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
104 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Demek ki…

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Doğrusu bu kadar beklemiyordum. Bir kağıda herkes fikrini yazsın, saklayalım, bakalım kim doğru tahmin edecek deseler 51’e 49 civarında bir şey yazardım. Hadi olsun 52’ye 48. Birer puan bağımsızlar ve diğer partiler için düş, 51’e 47. Fark, benim tahmin ettiğimden çok fazla çıktı. Şu saat itibarıyla (20:00 civarı) 54’e 45. Demek ki benim ulaştığım göstergeler gerçekliği eksik yansıtıyor. Demek ki kamuoyu araştırma şirketleri -spekülatörleri, merdivenaltı anketçileri, siparişe uygun anket üreten sahtekarları hariç tutuyorum- bu işleri b...
  • 31 Mart’ın en doğru hikayesini seçmen yazdı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Son birkaç yılda AK Parti’nin kendi ilkelerinden uzaklaştığını, reformist kimliğini kaybettiğini yazarak hiçbir hesabın ve beklentinin içinde olmadan uyarılarda bulunmaya çalışıyoruz. Bu süre içinde özellikle görevli troller tarafından linç kampanyalarına tabi tutulduk, AK Parti’ye ihanetle suçlandık. Oysa yaptığımız sadece, geçmişte bu ülkede özgürlük mücadelesi vermiş, Türkiye’nin sorunlarının çözümünün ancak hukukun üstünlüğünün sağlandığı demokratik hukuk devletiyle mümkün olabileceğine inanmış ve bu konuda ciddi mesafeler almış AK Parti ik...
  • Sandığın isyanı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    23 Haziran’da kurulan sandık siyasal tarihin unutulmaz kilometre taşlarından birisidir. Sadece İstanbul seçimi değildir. Ekrem İmamoğlu açık farklı bir zaferle birlikte, belediye başkanlığından fazlasını kazanmıştır. Sonuçtan bağımsız olarak demokrasinin kazandığını kabul etmek lazımdır. AK Parti ise İstanbul belediye başkanlığını 31 Mart gecesi seçim verilerinin kesildiği anda kaybetmişti. Nitekim sabaha karşı seçim sonuçları bunu gösterdi. Tartışmalı, yanlış ve kesinlikle adil olmayan bir kararla seçimin iptal edildiği 6 Mayıs’ta da 23 Haz...
  • Basiretsizliğin ve ferasetsizliğin bedeli

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Ekrem İmamoğlu üç aşağı beş yukarı 31 Mart'taki kadar oyla kazansaydı, 'Gasp edilen hakkını geri aldı, adalet tecelli etti' denip geçilebilirdi; ama dünkü seçimin neticesinde bundan fazlası var: Adaletin tecellisi + maşeri vicdanı yaralayan eylem ve söylemlerin ağır faturası. 31 Mart'ta AK Parti'li Binali Yıldırım'a oy vermiş olan pek çok seçmen de bu sefer CHP'li İmamoğlu'ndan yana oy kullanarak faturanın şişmesine katkıda bulundu. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İmamoğlu ve CHP'ye karşı varını yoğunu orta...