logo

17 Aralık 2019

Ahmet Davutoğlu ve arkadaşlarının “gelecek” vaadi…


Elif Çakır
e.cakir@gmail.com

Siyasi partilerin ortaya çıktığı dönemlerin toplumsal koşulları incelendiğinde, özgürlük alanlarının nefes alamayacak kadar daraldığı, bu daralmanın toplumda özgürlük taleplerini artırdığı, bu taleplerin de yeni partilere yol açtığı görülür.

Merhum Adnan Menderes’in bakanlarından Samet Ağaoğlu kaleme aldığı “Demokrat Parti’nin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri” kitabında 23 yıllık tek parti iktidarının hürriyet alanlarında yarattığı ağır baskıların Demokrat Parti’yi doğurduğunu anlatır.

Çok partili siyasete geçiş hikâyemiz aynı zamanda ülkemizin özgürlük, adalet, insan hak ve haysiyeti talebinin hikâyesidir.

AK Parti’yi doğuran en önemli unsur da 28 Şubat döneminin o boğucu atmosferinin yarattığı özgürlük ve adalet talepleri değil miydi?

AK Parti’nin reformist dönemlerinde imzası olan Ahmet Davutoğlu’nu bugün yeni bir yol arayışına iten ve o yeni yol arayışının partileşme süreciyle nihayetlenmesini sağlayan en önemli neden de yine özgürlük ve adalet arayışıdır.

Bugün kuruldu, yarın kurulacak diye merakla beklenen Ahmet Davutoğlu liderliğindeki Gelecek Partisi, Cuma günü siyasi hayatımızdaki yerini almış oldu. Gelecek Partisi’nin kurulduğu Ankara Bilkent Otel’den duyuruldu. Toplantının yapıldığı salon doluydu ve salonda bulunanlar oldukça heyecanlıydı.

***

Gelecek Partisi’nin ilkelerinin ve kurucu üyelerinin açıklandığı tanıtım konuşmasına “Bütün baskılara ve oluşturulmaya çalışılan korku atmosferine rağmen cesaretle yola çıktık” sözleriyle başlayan Sayın Davutoğlu, 50 dakika süren konuşmasında sıkça “adalet, siyasi ahlak, hukukun üstünlüğü, kamuda hesap verilebilirlik, çoğulculuk, kapsayıcılık, şeffaflık, liyakat, ehliyet” gibi kavramlara vurgu yaptı.

Konuşması sorun ve çözüm odaklıydı.

Bugünün sorunlarının çözümüne dair mesela “sıfırdan sivil yeni bir anayasa” gibi “demokratik bir parlamenter sistem” gibi “seçim barajı kaldırılacak” gibi “kamuda mülakat sistemi kalkacak” gibi net vaatlerde bulundu.

Sayın Davutoğlu’nu dikkatle dinledim. Konuşmasının içinde elbette en çok dikkatimi çeken ise bugün en çok sorun yaşanan alanlar adalet ve hukuk bölümleri oldu.

Demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yargı bağımsızlığının esas olduğunu söyleyen Sayın Davutoğlu şöyle diyor:

“Bağımsızlık, diğer anayasal güçler ile ilişkilerde olduğu kadar, kendi içinde oluşabilecek örgütlenmelere karşı da korunacak ve juristokrasi benzeri oluşumların önüne geçilecektir.”

***

Bugün yargıya olan güvensizliğin en önemli nedenlerinden birisi suçların şahsiliği ilkesinin yok sayılması, lekelenmeme hakkına dikkat edilmemesi, uzun tutuklulukların yaşanmasıdır. Şöyle diyor:
“Tutuklanmanın istisna olması ilkesi titizlikle uygulanacak ve objektif kıstaslara bağlanacaktır. Suçların şahsiliği ilkesine, masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına özen gösterilecektir.”

Adalet sisteminin “güven” değil “korku” verdiğini, yargının hızlı ve etkin çalışabilmesi ve adil kararlar verebilmesi için esaslı reformlar yapacaklarını söyleyen Sayın Davutoğlu bu bağlamda HSK’nın yapısının değişeceğini açıkladı:

“Yargının hızlı ve etkin çalışması ve adil kararlar verebilmesi için esaslı bir reform yapılacaktır. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), ‘Hakimler Kurulu’ ve ‘Savcılar Kurulu’ olarak ikiye ayrılacaktır. HSK’nın disiplin kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulmasını engelleyen hükümler değiştirilecektir.”

Sayın Davutoğlu, güç yozlaşmasıyla adalet sorunları arasındaki ilişkiyi şu sözlerle ifade ediyor:

“Güç yozlaşması ve gücün tekelleşmesi birçok sapmayı doğurur. Buna karşı çare, güçler ayrılığı ilkesine dayalı demokratik hukuk devletidir. Güçler ayrılığı ilkesine dayanan yeni anayasal düzenimizde demokratik hukuk devleti ve milli irade perspektifiyle denetlenmeyen hiçbir güç olmayacaktır. Güçler ayrılığı garanti altına alınmalıdır…”

***

Özgürlük ve adalet vaadiyle iktidara gelen, bu yönde ciddi reformlar yapan AK Parti, bugün bu sorunları dile getirenleri “vatan hainliği” ile “ajanlık” ile suçlayabiliyor. Bu sorun Sayın Davutoğlu’nun konuşmasında da vardı:

“Türkiye’yi yönetenlerin iktidarda kalmanın dışında başka bir gündemleri bulunmamaktadır. Türkiye derdi olmayanların, millet derdi kalmayanların, adalet meselesi olmayanların milletimizin geleceği için söyleyecekleri de kalmamıştır. Onun için hep geçmişi konuşuyorlar. Onun için hep aynı şeyleri söylüyorlar. Onun için adaleti, hukuku, hakkaniyeti, şeffaflığı, dürüstlüğü, ahlakı, eşitliği duyunca rahatsız oluyorlar. Bugün herkes için eşit ve şeffaf bir şekilde işleyecek hukuk mekanizması ortadan kalkmıştır. Adalet sistemimiz güven duyulan değil, korkulan bir mekanizmaya dönüşmüştür.”

Şunu söylemeliyim ki Ahmet Davutoğlu yaptığı konuşmada kendi dününden farklı bir şey söylemedi, kendi dününden farklı bir şey de partisinin programına yazılmadı.

Yedi ay önce Nisan ayında açıkladığı Manifesto’da yazdıkları ile Başbakanlığı döneminde savunduğu ilkeler ile partisinin kuruluş toplantısında ifade ettiği ilkeler aynıdır.

Cumhurbaşkanlığı sisteminin kuvvetler ayrılığını zaafa uğrattığını, yeni sorunlar yaratacağını daha referandumdan önce Cumhurbaşkanına verdiği raporda yazmış, referanduma da destek vermemişti.

Benim Sayın Davutoğlu’na yönelik tek eleştirim Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin oylandığı 2017 referandumunda daha net ve daha sert bir tepkiyle tavır almamasına yöneliktir.

Sert tepki vermediyse de destek vermekten de uzak durdu.

Soru şu: AK Parti sahiciliğini ve ahlaki üstünlüğünü yitirmeseydi, yozlaşmasaydı, adalet ve özgürlük alanlarını daraltmasaydı Ahmet Davutoğlu ve arkadaşları yeni bir yol arayışına girerler miydi? AK Parti bütün enerjisini Gelecek Partisi’ni kuran Ahmet Davutoğlu ve yeni bir parti hazırlığında olan Ali Babacan’ı itibarsızlaştırma çabası için harcayacağına, metal yorgunluğunun gerçekçi sebepleri üzerine kafa yormalıdır.

Sayın Ahmet Davutoğlu ve arkadaşları hiç de kolay olmayan, oldukça zor bir konjonktürde yola çıktılar. Yolları açık ve kolay olsun…

(KARAR)

Etiketler:
Share
167 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...
  • Tribünlerin adalet sorununu çözmek!

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Adalet Bakanlığı “Seri Muhakeme Usulü” ile “Basit Yargılama Usulünün” 1 Ocak itibariyle uygulanmaya başladığını “yargıda yeni dönem” başlığı ile duyurdu. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu’nun 24 Ekim 2019’da yasalaşan ilk paketindeki bu iki düzenlemeyi oldukça önemsiyor. Bu düzenlemelerin önemini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül şöyle anlatmıştı: “1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek yargı sisteminde yeni bir düzenleme var: Seri ve basit yargılama… Yeni sistemde daha hızlı, adil ve makul kararların verildiği bir süreç olacak. Bu usul vatandaşl...
  • Ünal Karaman’ın kaliteli vedası

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Belki daha önce de yazmışımdır. Ben, fanatik olmayan bir Trabzonspor taraftarıyım. Nasıl oluyor ‘fanatik olmayan’ taraftar olmak? En basit şekilde ifade edeyim. Trabzonspor’un bir haksızlık sonucu galip gelmesini istemem. Takım güzel oynasın ve kazansın. Bunu tercih ederim. Şenol, Kadir, Necati, Bekir, Turgay, Cemil, Ali Kemal, Hüseyin, İskender, Tuncay, Necmi... Bakın bunları ezberden saydım. Daha da sayabilirim. Trabzonspor’un şampiyonluklarını gördüm... Sonra İstanbul kulüpleri yeni çıkış yolları buldu. Daha zengindiler. Büyük...