logo

06 Kasım 2019

Ağlayan askerler


Yusuf Ziya Cömert
y.comert@gmail.com

Dersim’i daha iyi, daha doğrudan anlamak için Zazaca öğrenmek isterdim.

Duaların, türkülerin, öykülerin anlamına daha çok yaklaşabilmek için.

Niye Zazaca dedim ki?

Okuduğum Dersim öykülerinde daha çok Zazaca gördüm, ondandır.

Fakat Türkçe’yle de anlayabilirsin Dersim’i.

Aranızda bir idrak engeli yoksa, dili aşarsın.

Ne kadar?

Vicdanın kadar, insaniyetin kadar.

Ama asla bir Dersimli kadar değil.

“Nerelisin?” diye sorduğun zaman “Tunceliliyim” derlerdi.

Biz ne bilelim, çocuğuz, orası Dersim’dir, ama diyemiyor.

Dersim’i de anlamayız ki? Hiçbir yerde ‘Dersim’ yazmıyor.

‘Katliam’ da yazmıyor.

(Evde bir TBMM albümü vardı. Orada birkaç isim, birkaç resim gördüm, altında ‘Dersim Mebusu’ yazan. Ne zamandı? 70’lerin başları. Hepsi o kadar.)

Dersim’i yazmaya ilk cesaret edenlerden biri Necip Fazıl Kısakürek’tir.

Çok açık, çok çarpıcı bir şekilde.

İtham ederek, hatta mahkum ederek.

Bazı mutaassıp solcular Dersim kıyımını Necip Fazıl’ın yazmış olmasına burun kıvırmak için gerekçe aramış olabilirler. Arasınlar. Şu anda bunun münakaşasını yapmak niyetinde değilim.

Dökülen onca kanın, katledilen onca canın ortasına dikilip ‘mahalle’ kavgası yapmak çirkin.

Dersimliler’in yüzünde, koyu, sert, derin ama elle tutulamayan bir hüzün çizgisi görür müsünüz?

Sanki acı, içlerinde çimento gibi donmuş.

Dersim’den haberdar olduğum için mi bana görünüyor yüzlerindeki o çizgi?

Acını gösteremiyorsun.

Yüzünü buruşturamıyorsun.

Annenin, babanın, amcanın, kardeşinin öldürülüşünü, bir mağarada yakılışını, kurşuna dizilişini, nehirde boğuluşunu, tayyareden atılan bombalarla yakılışını, süngülenişini, kafasının taşla ezilişini hatırlamaman gerekiyor.

Olmamış gibi yaşaman.

Olmuş gibi yaşarsan yaşamayı taşıyamazsın.

İnsan, ne kadar kötü olabilir?

İnsanın bu derece kötü olabilmesini izah edebilecek bir ilim, bir felsefe var mıdır?

Varsa da bilmek istemiyorum.

Kötülüğün bu derecesinin ‘izah edilemez’ olmasını tercih ederim.

İzah etmeyi başarabilirseniz, bir gün gerekçelendirmeyi de başarırsınız.

Murathan Mungan’ın hazırladığı “Bir Dersim Hikayesi”nde ‘yaşamamış gibi yaşama’nın ne olduğunu biraz daha yakından gördüm. (Metis.)

Böyle bir kitaba ‘öykü’ kitabı muamelesi yapamam.

‘Öykü’yü hafifsemiyorum, hayır.

Ama ilave bir şey var. ‘Öykü’yü aşan bir şey.

En yıkıcısı da asker süngüsüyle veya kurşunuyla öldürülmüş annesini emmeye devam eden bebek.

Öyle ağır.

Kitabı ortadan açtım, Hatice Meryem’in ‘Beyaz Kartal’ öyküsünü gördüm.

Ayakta okudum.

‘Sabiha’ demeden Sabiha’yı anlatmış.

Mesafeli. ‘Trajedi’nin içine girip kurcalamıyor.

Fakat çok çarpıcı. ‘Görüyorum’ diyen bir öykü.

Sonra, havaalanında temizlik işlerine bakan Sabiha’nın hikayesi. (Karin Karakaşlı.)

“Bugün epeyi mesai var temizlikte. Genel kontrol yapacaklar” diyesim tuttu. Çay bardağından başını kaldırdı Eyşa. Yirmi üç yıllık kızım değil de, bir yabancının gözleri sanki karşımda. Buz tutmuş gözleri. Bana öyle baktığını hatırlamam. “Onun akıttığı kanı bir ömür boyu temizlesen bitmez” dedi.

Bir Dersim Hikayesi’yle eşzamanlı olarak İlhami Algör’ün hazırladığı “Dersim 38 Tanıklıkları”nı da okudum. (İletişim.)

Kitabın adı ‘Ma Sekerdo Kardaş?’ (Türkçesi ‘N’etmişiz Kardaş?”)

Hatıraların, öykülerin arasında insani tek bir şey gördüm. O da ne kadar insani?

‘Zerre miktarı’ denir ya. O kadar.

Katledilmesi kuvvetle muhtemel birilerine “kaçın gidin” diyen, saklanacak, kaçacak yer tarif eden askerler.

Veya insanlar katledilirken ağlayan askerler.

(Ağlayan askerlerin ruh halini anlatabilecek kelime bulabilir miyiz? Ben anlatmaya teşebbüs bile edemem.)

Orası, insanlığın ‘sıfır’ noktası olmalı.

Aşağısı insanlık değil çünkü.

(Gündem dışı, farkındayım. İki hafta önceki Pazar günü için yazmıştım, belki, öykülerle ilgili Pazar yazılarına başlangıç olur diye. Baktım, Pazar gününe hiç uygun değil. Bugün inşallah mazur görülür.)

(KARAR)

Etiketler:
Share
95 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Düzmece aydın ile zoraki muhalefet kolkola

    14 Kasım 2019 YAZARLAR

    “Bir yığın yeteneksizin nasıl olup da ülkenizi, şirketinizi, fabrikanızı, mağazanızı, büronuzu avuçlarının içine aldıklarına şaştığı­nız oluyor mu?” sorusuna cevap arıyor. Dr. Laurance J.Peter. Cevabı şu: ken­di yeteneksizlik düzeyine erişen bir görevli, görevinin gereğini yerine getireceğine, kusursuz olarak ya­pabildiği bir dizi başka işlere girişir, asıl işini yapacağına sürekli hazırlıklarla oyalanmayı ter­cih eder. Örneğin yeteneksiz matema­tik öğretmeni öğrencilerine matematik öğreteceğine matematiğin öneminden bahseder.” (Peter İl­kesi, ...
  • Yönetim İslâmî değilse

    14 Kasım 2019 YAZARLAR

    Daha ziyade fıkıh ve kelam kitaplarında ve az sayıda siyaset, emval vb. konulara ait kitaplarda İslam devlet başkanı olabilmek için kişinin hangi nitelikleri taşıması gerektiği anlatılmış ve tartışılmıştır. Ehl-i sünnete göre Kurayş kabilesinden, müctehid derecesinde alim, vücutça sağlam, güzel ahlak sahibi olması ve bir şekilde ümmetin kendisine bey’at etmiş olmaları gerekiyor, ama evdeki hesap pazardakine uymuyor. Uymayınca da teker teker niteliklerden vazgeçiliyor, zaruret, fitnenin ve kargaşanın önlenmesi, ümmetin ve İslam vatanının koru...
  • 100 soruda ahiret!

    14 Kasım 2019 YAZARLAR

    Dün toprağa verilen Mümtaz Soysal’ın meşhur kitabıdır, “100 soruda Anayasa..” Ondan esinlenerek, “100 soruda ekonomi” başlığı ile. “100 soruda Milli Mücadele” başlığı ile.. “100 soruda Annelik-Babalık Rehberi” başlığı ile. “100 Soruda Vasiyetname” başlığı ile.. Ve daha nice “100 Soruda” diye başlayan kitaplar yazıldı.. Mümtaz Soysal’ın ölümü ve dün bir camide cenaze namazının kılınıp.. İslam mezarlığına defnedilmesi vesilesi ile.. Şimdi biz bir kitap önerisi daha yapalım: “100 Soruda Ahiret!” Siz, isterseniz “Ahire...
  • Netanyahu yine azdı

    14 Kasım 2019 YAZARLAR

    İşgal rejiminin başbakanı Benyamin Netanyahu’nun erken genel seçimleri tekrar etmesine ve siyonist kitlenin desteğini almak amacıyla Batı Yaka’yı İsrail’e ilhak edeceğine, bu bölgede yeni yahudi yerleşim merkezleri inşa edeceğine dair vaatlerde bulunmasına rağmen beklediği desteği alamadı. O yüzden işgal devletinin parlamentosu durumundaki Knesset’te, anlaşabileceği partileri bir araya getirmek suretiyle bile bir koalisyon hükümeti oluşturmaya yetecek sayıda sandalye kazanamadı. Bu durum işgal rejiminde yeniden bir hükümet krizi sorununun yaşan...