logo

15 Kasım 2019

“Annemin yüzünde daha önce hiç rastlamadığım o hüzün…”


Fatma Barbarosoğlu
f.barbarosoglu@gmail.com

Tefrika roman: 17

Annemin şüpheleri adım adım gerçekleşiyor. Babaannem son bir kaç yılı hızla unutuyor sanki. Annem Evren diye bir söze başladığında Evren Hocanımı değil 12 Eylül’ün Evren Paşasını hatırlayıp “Babanız siyasi liderlerin tutuklanmasına çok üzülüyor” dedi. Sanki dedem o üzüntü ile yatak odasına gitmiş ve orada üzüntüsünden uykuya dalmış gibi fısıltıyla konuşmuştu.

Annemin yüzünün dalga dalga solduğunu fark ettim. Yüzü pembenin içine bir avuç beyaz katılmış ebruli bir renk aldı.

“Bilge bu sırrı ikimizin taşıması gerekiyor” dedi annem. “Baban çok üzüleceği için yengen de yerli yersiz soru soracağı için durumu onlarla paylaşamayız. Amcan ile halana gelince… Amcan ben zaten bu Evren karısının hayatımızda ne işi var dedim de benim hiç dinlemediniz diye başlar… Ki öyle bir şey demişliği yoktur ailenin bütün işlerini karısına havale ettiği için… Halana gelince …Ben koskoca emniyet müdürünün annesi olayım da diye bir lafa başlar lafa başladığı yer ile gittiği yer arasındaki uçurum iyice açılır bu kadar açıklık ile ne yapacağını bilemeyen halan galiba tansiyonum düşüyor diyerek gözlerini kapatıp oturur.”

Aaanne diyebildim. Şaşırdım. Annemin bana verdiği mesajı doğru anlayıp anlamadığımdan nasıl emin olacaktım? Annem… Yani ne biliyor ve bana ne söylemeye çalışıyor?

“Tamam anne yorma kendini. Tıbbı danışmanlık almamız gerekiyor mu ?”

“Ben uzun süredir bu konuyu çalışıyordum” dedi annem. “Yapacağımız en önemli şey onu hayata bağlı tutmak. Burada babaannenle kalmam gerekiyor. Bunun için bahane bulalım. Kimseyi şüphelendirmemiz lazım. Gündüzleri ben burada olurum. Nakış işler onu mümkün olduğu kadar konuşturmaya çalışırım. Geceleri bir bakıcı buldum. Ama bunu kimse ile paylaşmamanı istiyorum.”

“Anne belki sen de düşünmüşsündür. Benim kafamı kurcalayan bir soru var. Evren Hanım’ın babaannemlerin hayatına girmesi iyi mi oldu kötü mü?

“Bilemeyiz. Bunu en iyi babaannen cevaplayabilir. Ama ona bunu soramayız. Sormamalıyız.”

“Anne doğrudan içinden geçenleri söylesen. Tıbbi bir cevap vermesen. Çünkü aramızda bir tek sen destekliyordun babaannem ile Evren Hanım’ın teşriki mesaisini.”

Annem hüzünlü bir şekilde tebessüm etti. Daha önce yüzünde hiç rastlamadığım bir hüzün…

“Teşriki mesai… Babaannenin kelimeleri…Senin diline bile ne doğal bir şekilde yerleşmiş.”

Anne babaannemin benim dilimdeki kelimelerini boş ver. Soruma cevap ver soruma!”

“Kadın nasıl yaptı bilmiyorum ama “altın kızlar”ı önce hayata dahil etti. Onları, hayatın hiçbir şekilde gerisinde kalmamış olduklarına ikna etti. Sosyal medya hesapları filan. Ama sonra yine onlara başka meşguliyetler bularak kullanabildikleri şey ile aralarına mesafe koymalarını sağladı. Son zamanlarda yaptıkları projeleri düşünsene…”

“Tamam işte ben bunu merak ediyorum. Bunu nasıl sağladı?”

“Ben biraz biliyorum. Ama anlatmam mümkün değil. Babaannene söz verdim kimseye anlatmayacağım diye.”

“Ne sözü?”

“Babaannenin elinde boyama kitabı ile bize geldiği günü hatırlıyor musun? Hani o gece bizde kalmıştı.”

“Evet bizim çocuklu misafir beklerken kimsenin gelmediği gün.”

“Evet o günden bahsediyorum.”

“Ay anlat. Gece yarısına kadar kitap boyadığınızı, senin o gece çok sıkıldığını düşünmüştüm. Esrarlı bir gece ha!”

“Evet ormanlar, çiçekler kuşlar boyadık. Bir müddet boyadık. Hiç sessiz. Ki babaannen duramaz biliyorsun konuşmadan. ‘Ben sana çok haksızlık ettim Müberra’ dedi. Ne haksızlığı diyecek oldum. ‘Gün gibi aşikar. Seni hiçbir zaman benimseyemedim. Kocanın o kadar iyi kazancı varken emekli oluncaya kadar çalışmanı, nöbetlere kalmanı filan da hiç anlayamadım. Biliyorsun işte sen benim için aile ocağı görmemiş yurt çocuğu olarak kaldın. Ama… Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum’ deyip ağlamaya başladı.

“Anne! Bütün bunlara katlanmak senin için zor olmadı mı?”

“Yok bunlar bir şey değil. O gece bana vasiyetini verdi. İşte o kısım bir hayli zor. Ama şimdi bunları seninle konuşamam. Sadece…”

“Sadece ne?”

“…”

Meraklısı için not:

Romanımızın birinci bölümü burada bitiyor.

Roman üç bölümden oluşuyor. Bilge’nin anlattığıdır, Müberra’nın anlattığıdır, Evren Hoca’nın anlattığıdır.

Siz şimdiye kadar Bilge’nin anlattığıdır kısmını okudunuz.

Diğer iki bölümle birlikte şimdiye kadar okuduğunuz kısımlar bambaşka bir hüviyet kazanacak.

Tamamını ne zaman mı okuyacaksınız?

2020’nin ilk aylarında kitap olarak okuyacaksınız inşallah.

Kitabın adını söylemeliyim o halde… Kitabın adı Hakikat İncinmesin.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
406 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...