logo

Baroyu anladık da, bu yasakçılara üniversite niye kapı açıyor?


Ali İhsan Karahasanoğlu
a.karahasanoglu@gmail.com

Önceki gün, “3 Devrim yasasının kabulünün yıldönümü” diyerek, yıllarca başörtü yasağını üyelerine reva gören İstanbul Barosu’nun tahsis ettiği salonda, dindar insanlara çıkıştılar..

Hilafetin kaldırılmasının da içinde olduğu üç yasanın yıldönümü ile ilgili toplantının Cumhuriyet gazetesine yansıma şekli şöyle idi:

“Geri gidişin farkındayız

Kadın Araştırmaları Derneği (KAD), dün ‘95’inci yılında 3 Devrim Yasası ve Karşıtları’ başlıklı bir panel gerçekleştirdi. Panele İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü Nazan Moroğlu, gazetemiz imtiyaz sahibi ve Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun, yazarlarımız Meriç Velidedeoğlu, Yazgülü Aldoğan, Barış Doster ve birçok kurum katıldı.”

Haberi okur okumaz, sordum kendi kendime:

“Karşıtlar” ile ne kastedilmiş acep?

Başlıktaki “Geri gidiş” ile acaba ne kastediliyor?

Cevabı mı?

“Çamur at, izi kalsın” mantığı ile hareket ettikleri için..

Somut bir örnek verememişler..

Ne olmuş da “geri gidilmiş”, anlatmamışlar..

Ama, durmuyorlar..

Saldırmaya devam ediyorlar..

Bugün de, yıllarca başörtülü avukatlara mesleklerini yapma hakkı tanımayan İstanbul Barosu’nun binasında, başka bir toplantı ile karşımıza çıkacaklarmış:

“Kadına yönelik şiddetle mücadele ve İstanbul Sözleşmesi” başlıklı forumla..

Bu forumda kim var?

Yine Nazan Moroğlu..

Kim bu Nazan Moroğlu?

Başörtü yasakçısı bir bayan..

Hukukçu demeye dilim varmıyor..

“Yasakçılık” ve “hukuk”, yan yana gelemez, çünkü..

“Türban anaokuluna kadar inmişken, asker polise serbest bırakılmışken, siyasal İslam’ın simgesine karışmayın. İyi tezgah doğrusu” görüşünü savunabilen..

“Sözde özgürlük diye MEB 10 yaşında kız öğrencilere türban serbestisi tanıdı. Bu, çocuklar arasında cinsiyete dayalı eşitsizliği artıracak” paylaşımını onaylayabilen..

“Lisede evlilik, ortaokulda türban. Gerici, kadın düşmanı kuşatmaya hayır” ahlaksız hakaretini yaygınlaştıran bir bayan..

“Okula türbanla gitme, 10 yaşındaki cocukların tercihi ve özgür kararı değildir” diyen bu muhteremelere sorsak: “Affedersiniz, 18 yaşındaki üniversiteli kızlara 28 Şubat sürecinde üniversite kapısından geri çeviren de siz değil miydiniz” diye..

10 yaşı unuturlar, “70 yaşında da olsa, laik cumhuriyette başörtüye izin yok” diye atar yaparlar..

İzmir Marşı’nı yüksek sesle söylemeye başlarlar..

Başlarlar da..

Biz de kendilerine, “zırto” der geçeriz..

Çünkü bunlar, bizim muhatabımız değil.

Bizim muhatabımız, Tayyip Erdoğan’ın imzası ile göreve başlayan rektörler..

Gece demeden, gündüz demeden çalışan Başkan Erdoğan’ın gölgesi ile makamlara oturup, sonra da bu yasakçılara devletin üniversitelerinde mekan tahsis eden bürokratlar..

Evet, İstanbul Barosu’na sözümüz geçmiyor..

Hem gazete yönetiminin hem de birçok yazarının FETÖ’ye yardım etme suçlaması ile mahkum olduğu Cumhuriyet gazetesinin kalemşörlerine, kamu salonlarını açıyor, konuşmalar yaptırıyor, dindar insanlara hakaret ettiriyorlar..

“Ya sabır” diyoruz..

Yıllardır dediğimiz gibi..

Ama..

İstanbul Üniversitesi’nin çatısı altında..

Televizon televizyon dolaşıp, AK Parti iktidarına laf yetiştiren Bahadır Erdem’in..

Meslek odasıyız demeden, günün 24 saatinde “Tek adama karşıyız. Anayasa referandumuna Hayır oyu verilmesini istiyoruz. Bu iktidarın her şeyine karşıyız, karşıyız..” diyen İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun açılış konuşmaları ile..

Yine başörtü yasakçısı Nazan Moroğlu’nun katılımı ile “Kadın haklarında güncel sorunlar sempozyumu” düzenlemenin anlamı nedir?

Hani bir öğrenci çıkıp, “Sayın Moroğlu.. Üniversite kapılarından başörtülü kızların geri çevrilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz” diye bir soru yöneltecek olsa..

O öğrenciyi, anasından doğduğuna pişman etmeyeceğinize inansam..

Diyeceğim ki.

Herkes düşüncesini söylesin. Yasakçı da.. Özgürlükçü de.

Ama bunlar devletin içine öyle yerleşmişler ki..

Bir öğrenci çıkıp da o soruyu o Moroğlu’na soracak olsa..

Mosmor olması gereken Nazan hanımın bir işareti ile….

O soruyu soranın öğrencilik hayatı biter..

Eeee.

Böylesi bir Türkiye’de..

Bir yandan siyasi iktidarın altını kazan isimlere..

Meslek odaları kapılarını açarken..

Bir de devletin üniversiteleri, niye kapılarını açıyor?

İstanbul Üniversitesi Rektörünü, Kemal Kılıçdaroğlu mu o makama getirdi?

Vural Savaş mı, Yekta Güngör Özden mi?

Ki..

Onların kafasındaki isimler, üniversite çatısı altında, konuşma yapmaya davet ediliyorlar?

Başörtü yasağı için yaptıkları vicdansızlıkların hesabı, mahkemeler nezdinde daha sorulmamış iken..

Bu yasakçılar, bir de üniversite binalarında ağırlanıp, “Nerede kalmıştık” diye, ahkam kesmelerine fırsat veriliyor?

(YENİ AKİT)

Etiketler:
Share
346 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...