logo

13 Eylül 2019

Üçü bir arada: Ergen gerilimi, çocuk inadı, yaşlı alınganlığı


Fatma Barbarosoğlu
f.barbarosoglu@gmail.com

Babaannemin Sağlık Bakanlığını göreve çağıran etkinliği bitti rahat bir nefes alacağız diyorduk ki… Meğer henüz bir şey başlamamış.

Perşembe sabahı şöyle istediğim saatte yataktan kalkma özgürlüğüm olsun diye çarşamba gecesi telefonumun alarmını azat etmiştim. Babaannemin “vaziyet al” alarmı ile uyanacağıma keşke kendi telefonumun o bildik sesi ile güne başlasaydım.

Henüz kargaların ve martıların bile ayaklanmadığı bir saatte telefon edip, “Duvara çerçeve asılacak bir gelip fikrini söylesen…” dedi babaannem. “Yarın uğrarım” dedim. “Yarın olmaz bugün evde olduğunu biliyorum hemen gel görevlinin sadece 15 dakikası var.”

Yahu babaanne hazırlan çık, yürü 15 dakikada gelemem diyecek oldum “Geliyorsun” deyip kapattı.

Babaannemde ergen gerilimi, çocuk inadı, yaşlı alınganlığı birbirine karışmış durumda.

Annem nakış kursu için yola düşmüş olmalı. Evde mutlak bir sessizlik hakim. Babam ile ağabeyim trafiğin kahrındansa yatağın sıcaklığına veda etmek en iyisi değip, komşularının “Siz burada yatıyorsunuz kesin” yargılarını bu sabah da haklı çıkarmak için kepengi çoktan açmış olmalılar. Okullar ders başı yapınca esnafa ne oluyorsa! Ders zili okullara çalmıyor okullarda çalmıyor koca bir ülkeye çalıyor.

Babaannemin evinin anahtarını alıp çıktım. Babaannem kapısını anahtarımızla bizim açmamızı bekler.

Sabahın serinliğine susam kokuları, çörek otu kokuları karışmış. Bu yol bitmez. Hızımı alamayıp beş simit alınca, aldığım simitlerin ikisini yolda yiyince a baktım yol bitmiş bile.

Anahtarı kilide geçirmişken, ben daha anahtarı çevirmeden genç bir adam kaçtı kapıyı. Dizi film oyuncularından biri sanki. Ama kim bilemedim. Eyvah dedim babaannem kariyer filan diye evlenmeyecek bu kız deyip inisiyatifi eline aldı herhalde. Ama niye sabahın köründe? Hayırlı iş için acele etmek lazım bu değil herhalde.

Kapıyı açan genç adama “PARDON? dedim. Senin ne işin var burada anlamında.

“Buyurun buyurun” dedi adam, benim bütün sorularıma ezelden hazırlanmış bir modda “biz de sizi bekliyorduk. Bakın biz tam şuraya uygun gördük” deyince… Bu adam namzet kontenjanından değil. O halde?

“Bu tarafa” dediği yere baktım. Girişteki geniş duvarı gösteriyor. Diğerleri kapılarla kesintiye uğruyor. Dış kapının sağ tarafındaki duvar yekpare bütünlüğünü devasa bir çerçeveye peşkeş çekilmesinin acısıyla ağlayarak bana bakıyordu adeta.

“Bu ne!?” dedim. Babaannem kaş göz işareti yapıyor. Onun kaş göz işaretini kime yaptığına bir anlam veremeden dizi film oyuncusu kılıklı genç adam “Babaannenizin büyük ninesinin nişan elbisesi ile çekilmiş fotoğrafı” dedi.

Babaannemin büyük ninesinin nişan elbisesi ile çekilmiş fotoğrafı mı? Babaanne tarafı Balkan tamam ama öyle aristokrat bir aile filan değil. Çiftçilikle uğraşan köylü bir aile.

Adamın elinde tuttuğu devasa çerçevenin içindeki limon küfü tuvalet ile ne ilgisi olabilir? O zaman fotoğraf makinesi mi varmış? Hem de renkli fotoğraf?

“Babaanne sen beni bunun için mi çağırdın!?” dedim sitem ile.

“Kimi çağıracaktım” diye cevap verdi sitemin yere düşmesine hiç izin vermeden aynı ton ile.

“Yerine karar vermişsiniz zaten. Beyefendi benden daha iyi anlar. Anladığım kadarıyla işinin ehli bir profesyonel.” Daha ben cümlemi bitirmeden adam kartvizitini kot gömleğinin cebinden çıkarıp “takdim” etti.

“Babaannem hadi fikrini söyle!” dedi en paşa haliyle.

“Hangi konuda? Senin ninenin limon küfü bir nişanlık giymesi konusunu mu yoksa senin ninene ait olmayan limon küfü tuvaletin devasa bir çerçeve içinde duvara yerleştirilmesini mi?”

“İkincisi” dedi babaannem. “İyi! Sen birincisini sorun olarak görmüyorsan ikincisinin duvarın neresinde konuşlanacağı benim için hiç sorun değil.”

“Tamam hemfikiriz o halde!”

“Ortada hemleşecek bir fikir yok babaanne. Beyefendi işini bitirsin biz sonra hemleşiriz, fikirleşiriz seninle uzun uzun…”

Adam benim ne demek istediğimi gayet iyi anlamıştı, kendince bir ikna operasyonuna girişti: “Evren hocam sağ olsun şu kriz günlerinde muhteşem projeler üretiyor” deyip cep telefonunu açtı.

Oha. O da ne! Babaannemin altın kızları… Kabul gününe hiç aralıksız 30 yıldır devam eden müdavimler kendilerine bu ismi uygun görmüşlerdi. Guruba yeni katılan birinden bahsedecekleri zaman o henüz alüminyum derlerdi. On yılı geçenlere bakır, 20 yılı geçenler gümüş. Hiyerarşilerinden hiç vazgeçmezler.

“Altın kızlar”ın her biri devasa bir çerçeve önünde poz vermiş. Kiminde leylak renkli bir elbise duruyor kiminde fes rengi dedikleri elbise. Birisi hızını alamamış büyük ninesine beyaz gelinlik bile giydirmiş herhalde.

Beyaz gelinlikli çerçevenin önünde poz vermiş olanı görünce -ki ben kendisini tanımıyorum alüminyumgilerden olmalı- “Burada duralım” dedim. “Babaanne söyle bu arkadaşına beyaz gelinliği tarihte ilk defa Sultan II. Abdülhamit’in kızı Naile Sultan giydi. Senin arkadaşının ninesinin ninesi Naile sultandan büyükse imkanı yok bu elbiseyi giymiş olamaz.”

Kot gömlekli dizi film oyuncusu kılıklı adam “Teferruata takılmayın küçük hanım” dedi. Küçük hanım?

Belgin Doruğun başrolünü oynadığı bir film setinde gibi hissetim kendimi. Geçen ders Şoför Nebahat filmleri üzerine bir “okuma” yaptığımız için döneme fena halde aşinayım.

“Peki o halde takılacağım konuları başlık olarak belirleyelim, muhtevasını ben daha sonra hazır edeyim” dedim. Adam müstehzi ifademi hiç üzerine almadı.

Devamı haftaya Cuma’ya inşallah….

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
189 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...
  • Tribünlerin adalet sorununu çözmek!

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Adalet Bakanlığı “Seri Muhakeme Usulü” ile “Basit Yargılama Usulünün” 1 Ocak itibariyle uygulanmaya başladığını “yargıda yeni dönem” başlığı ile duyurdu. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu’nun 24 Ekim 2019’da yasalaşan ilk paketindeki bu iki düzenlemeyi oldukça önemsiyor. Bu düzenlemelerin önemini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül şöyle anlatmıştı: “1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek yargı sisteminde yeni bir düzenleme var: Seri ve basit yargılama… Yeni sistemde daha hızlı, adil ve makul kararların verildiği bir süreç olacak. Bu usul vatandaşl...
  • Ünal Karaman’ın kaliteli vedası

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Belki daha önce de yazmışımdır. Ben, fanatik olmayan bir Trabzonspor taraftarıyım. Nasıl oluyor ‘fanatik olmayan’ taraftar olmak? En basit şekilde ifade edeyim. Trabzonspor’un bir haksızlık sonucu galip gelmesini istemem. Takım güzel oynasın ve kazansın. Bunu tercih ederim. Şenol, Kadir, Necati, Bekir, Turgay, Cemil, Ali Kemal, Hüseyin, İskender, Tuncay, Necmi... Bakın bunları ezberden saydım. Daha da sayabilirim. Trabzonspor’un şampiyonluklarını gördüm... Sonra İstanbul kulüpleri yeni çıkış yolları buldu. Daha zengindiler. Büyük...