logo

Kendi acziyetlerini İslam’a fatura etmeye kalkışan ahlaksızlar!


Ali İhsan Karahasanoğlu
a.karahasanoglu@gmail.com

Kadın veya erkek..

Çocuk veya ihtiyar..

İslam, bir insanı öldürenin cezasının kısas olduğunu ifade ediyor.

Dikkat buyrun..

“Kadın öldürürseniz, üç-beş yıl.. Erkek öldürürseniz kısas” denilmiyor..

Kadın öldürmede de ceza aynı..

Erkek öldürmede de ceza aynı..

Veya..

Cahiliye dönemindeki gibi..

“Kız çocuklarını öldürürseniz bir şey yok.. Erkek çocuk öldürürseniz, ceza alırsınız” diye bir vahşilik de yok..

Kız çocuğunu öldürmenin cezası ne ise..

Erkek çocuğunu öldürmenin cezası da aynı..

Bu doğmuş çocuklar ile sınırlı değil..

Anne karnındaki çocuk için dahi aynı..

Anne karnındaki kız da olsa, erkek de olsa..

Ona yönelik cinayet..

Cinsiyet ayrımı gözetmeksizin..

Aynı muameleye tabi..

Buraya nokta koyalım mı?

Koyalım..

Bu dakikadan sonra, üç kuruşluk aklı ile, İslam’a saldırmaya kalkışan beyinsizler..

“Kadına karşı şiddetin altında, toplumun değer yargıları da var” diyerek, ahlaksızca, namussuzca, inançlarımıza saygısızlık edenlerin küçücük bir haklı gerekçeleri olabilir mi?

Olamaz.

İslam’daki kuralı “ama”sız, “mama”sız belirttik..

Devam edelim..

Bugün, laik sistem öngörüldüğüne göre..

İslam dininin herhangi bir kuralının, devlet tarafından yürürlükte tutulduğunu söyleyebilir miyiz..

Söyleyemeyiz..

Ne kadar kural varsa..

Ne kadar kanun, yönetmelik varsa..

Hepsi laik sistem mi?

Laik sistem..

Öyle ki..

Atatürk’ün getirdiği laik sistemi bile geri kabul edip..

2001’de Medeni Kanun’u, sıfırdan bir daha yazdılar mı?

Yazdılar.

“Şu boşanma konusunda, İslam dininin emri nedir, yararlanabileceğimiz bir husus var mı” diye küçücük bir dertleri oldu mu?

Olmadı..

“Nafaka konusunda, İslam’ın öngörüsü nedir” diye bir dertleri oldu mu?

Olmadı..

Tavırları net idi:

“Biz çağdaş hukuka göre, kendi düzenlememizi, kendimiz yaparız. Dine bakmayız.”

Devamında..

Bununla da yetinmeyip..

Bir de AK Parti’ye, 6284 sayılı kadına şiddet ile ilgili kanunu kabul ettirdiniz mi?

6284 sayılı kanunu uygulayan laik hakimler bile..

“Bu kadar olmaz. Yanlış yapıyoruz. Ama kanun önümüzde, elimizden bir şey gelmiyor.. Yanlış olduğunu bile bile, kanunu uyguluyoruz” diyorlar mı?

Diyorlar..

Böylesi bir tabloda..

Aslında 6284 sayılı kanunla uzaktan yakından bir ilgisi olmaksızın..

Ama Türk Ceza Kanunu’ndaki “öldürme” filinin cezasının idam olmamasından cesaretle..

Yani..

Cinayetin müeyyidesinin “kısas” olmamasından cesaretlenen manyakların “Nasıl olsa, 20 yıl, bilemedin 25 yıl yatar çıkarım” diye düşünerek işledikleri cinayetlerden dolayı…

Toplumumuzun inanç değerlerini..

İslam’ı nasıl sorumlu tutabiliriz?

İslam, “Kadın olsun, erkek olsun öldürme.. Öldürenin cezası ölümdür” diyor..

Siz, “Bu çağdışı bir cezadır. Kabul etmiyoruz” diyerek, salya sümük İslam’a küfrediyorsunuz.

Sonra..

Kabul etmediğiniz ceza yerine önerdiğiniz geçici cezalar cinayetlerin vakayi adiye olmasına yol açınca..

Bir daha gözünüzü İslam’a döndürüp, “Toplumun inançlarının bu cinayetlerdeki rolünü incelemeliyiz” diyorsunuz..

Bu nasıl bir sarhoş kafadır?

Bu nasıl bir boş kafadır?

O kadar ahlaksızlar ki..

Sırf katilleri yaşatıp, toplum yapısını dinamitlemek için, “idam cezası”na karşı çıkıyorlar..

Sonra, faturayı yine karşı çıktıkları İslam’a kesiyorlar..

Görün işte, görün..

Cinayetlerin sebebi..

“Öldürsem de.. Çok bir cezası yok. Yatar çıkarım” mantığıdır..

Bu mantığın da kaynağı, “idam cezası”nın kaldırılmasıdır..

Acizliklerini gördükleri, duvara tosladıklarını bildikleri için..

İslam’ın çözüm şeklini de kabul etmemek için. Bu sefer, cezanın miktarında, maraza çıkartıyorlar..

Verin kardeşim, ne kadar ceza istiyorsanız, o kadar verin.

İsterseniz 30 yıl.. İsterseniz 300 yıl verin..

İslam size, “300 yıl ceza vermeyin” demiyor ki.

“Cinayetin cezası ölümdür” diyor..

Onun ötesine karışmıyor.

Kabul ederseniz..

Ne âlâ..

Kabul etmezseniz..

Faturayı İslam’a çıkartmayacaksınız..

Hem filozofluk yapıp, “Kişiyi ceza olarak idam ettiğinizde, caydırıcılık özelliği kalkıyor” diyerek, ahkam kesip..

Sonra..

Verdiğiniz süreli hapis cezasını takmayan katillerle karşılaştığınızda da..

Kendi acziyetinizi, başkalarına yüklemeyeceksiniz..

Acziyetlerini, son kadın cinayetleri üzerinden somutlaştıralım..

Bir üniversiteli kız plazada öldürülüyor.

Müebbet hapis cezası verilmiş. İtiraz ediyorlar.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmeli idi..

Kravat indiriim olmamalı idi..

Hani sorsan..

“Arada ne fark var” diye..

Onu da bilmezler..

O da çıkacak..

Diğeri de çıkacak..

Ama bir tekil olaya odaklanıp, karşılaşılabilecek diğer vahşilikleri gözden kaçırırsanız..

Tıkanır kalırsınız..

Bir Müslüman olarak, benim için sorun yok.

Kısas uygulamadıktan sonra, müebbet verseniz ne olur, ağırlaştırılmış müebbet verseniz ne olur?

Ama şöyle düşünün..

Bir üniversiteli kıza cinsel saldırıda bulunup, intihar süsü vererek öldürene ağırlaştırılmış müebbet verdiniz.. (Verin, ben “Daha ağırını verin” diyorum ama dinlemiyorsunuz..)

Peki..

Sizin hukuk sisteminizde, ahiret diye bir kavram da olmadığına göre..

Bir değil de.. Birden fazla genç kızı.. Hatta küçücük çocukları.. Hem tecavüze maruz bırakıp, hem işkence yaparak vahşice öldürenlere ne ceza vereceksiniz?

Aklınıza hangi iğrençlikler geliyorsa, buraya yerleştirin..

Ve söyleyin, onlara ne ceza vereceksiniz?

(YENİ AKİT)

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...