logo

04 Aralık 2019

Hukukun üstünlüğü şeytan işi olabilir mi?


Mehmet Ocaktan
m.ocaktan@gmail.com

Hemen bütün yazılarımda hukukun üstünlüğüne, özgürlüklerin teminat altına alınmasının önemine ve insan haklarına dikkat çeken cümleler kurmaya özen gösteriyorum. Bu yüzden de özellikle bazı dindar çevrelerden ve de Kemalist paradigmaya iman etmiş ulusalcı kesimlerden eleştiriler alıyorum.

Mesela bir okur diyor ki: “Batı’nın değerleri olarak bilinen ve bir bakıma şeytan işi olan hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgürlükleri adeta putlaştırıyorsunuz. Bu yaptığınız İslami değerleri yozlaştırmaktır ve bu ülkeye ihanettir.”

Hemen belirtelim, bu zihniyet yapısına göre hakkı-hukuku, adaleti savunmak, insanın en temel hakkı olan ifade özgürlüğünü istemek bazı dindarlar için bir ihanet ve şeytan işidir.

Yani dindarlar hakkaniyete dayalı bir adalet anlayışından yana değildirler, bireyin özgür olması gerektiğine inanmazlar ve hukukun üstünlüğünün şeytan işi olduğuna inanırlar öyle mi?

Herhalde Allah’ın akıl ve irade bahşettiği hiçbir aklı başında Müslüman, ya da bir birey böylesine akıl dışı bir anlayış içinde olamaz.

Ama kabul etmek gerekiyor ki, son dönemde ciddi bir akıl tutulması yaşayan, adeta hezeyan halinde evrensel değerlere saldıran bir kesim var ve bunlar aramızda dolaşıyorlar.

Doğrusu açık yüreklilikle şöyle bir soruyu sormak gerekiyor. Acaba hak-hukuk, adalet gibi değerler, gerçekten Müslümanlar için bir anlam ifade etmiyor mu?

Eğer böyleyse, İslam’ın iki ana temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnetin insanlığa önerdiği evrensel doğrularla, hukuka ve özgürlüklere karşı çıkan dindarların İslam’la olan bağlarını yeniden gözden geçirmekte yarar var demektir.

Çünkü Kur’an’ın yöneticiler dahil herkes için bir vecibe olarak önerdiği ‘adalet’, en üst değer ve erdem olarak tarif edilmektedir. Dahası, Kur’an’da özellikle yöneticiler ve karar verici konumunda bulunan herkese adaletle hükmetmek dini bir ödev olarak yüklenmiştir. (1) İnsanın Allah nezdinde en üstün değer ölçüsü olan takva(2) erdemine nail olabilmesi için adil olması(3) ve adaletli söz söylemesi (4) gerekir. Esasen doğrulukla (sıdk) birlikte adalet (adl) de ilahi kelamın birer niteliğidir. (5)

Hakka-hukuka riayet ve adaletin sağlanması konusunda Kur’an’ın açık emirleri ve Hz. Peygamber’in uygulamaları olmasına rağmen, özellikle bazı dindar kesimlerin adeta bir cahiliye anlayışıyla hareket etmeleri, “hukukun üstünlüğü” kavramını şeytanlaştırmaları kelimenin tam anlamıyla bir talihsizliktir.

Maalesef son yıllarda dindar kesimler, çoğu kez bilinçli bir tercih olmamakla birlikte hamasi nutukların da etkisiyle ulusalcı bir iklime evrilmiş bulunuyorlar. İşte tam da bu yüzden, dindar kesimler dahil toplumun hatırı sayılır önemli bir bölümü gerek İslam’ın insani ve ahlaki değerlerini, gerekse demokratik değerleri bile memleketin bekası üzerinden değerlendirmekte ve gerektiğinde reddedebilmektedirler.

Kısacası, memleketin bekası söz konusuysa dindarlar, ulusalcı Kemalistler ve milliyetçiler ittifak halinde demokratik değerlerin, özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün feda edilmesinde bir beis görmemektedirler.

Ülkenin bekası elbette herkes için önemlidir, ama unutmamak gerekiyor ki hukukun düzgün işlemediği, özgürlüklerin kolaylıkla feda edilebildiği, en doğal insani hakların yok sayıldığı bir ülkenin bekasını sağlamak da mümkün değildir.

1- 196, Nisa 4/58; Maide 5/42; Sad 38/26, Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz?, s. 196

2- Hücurat 49/13; 3-Maide 5/8; 4-En’am 6/152 5-en’am 6/115, a.g.e, s. 197

(KARAR)

Etiketler:
Share
302 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Logoterapi

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    İnsanoğlu hata ve nisyan ile malul bir varlıktır. Bu yüzden, her insan hayatta çok kere yanlış hesap yapar, yanlış kararlar alır ve er ya da geç bu yanlışların dramatik ve trajik sonuçlarını gayet ıstıraplı şekilde yaşamak zorunda kalır. Bu sebeple insan geç de olsa yanlışını anlamak, bundan dolayı kendini sorgulamak ve bir daha benzer yanlışlar yapmaması gerektiği konusunda kendisiyle hesaplaşmak zorundadır; fakat kimi insanlar ya kendi hatalarını kendilerine dahi itiraf edemeyecek kadar yüksek bir gurur ve onur katsayısına sahip olduklarından...
  • İslam dünyası neden mi geri kaldı?

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    90’lı yıllar Türkiye’de İslami kesimin entelektüel altın çağıydı. Kitapçılar, vakıflar buluşma mekanlarına dönmüş, yayınevleri sürekli yeni kitaplar basıyor, ülkenin en canlı entelektüel tartışmalarının kalbi ise dergilerde atıyordu. Bilgi ve Hikmet, Yeni Zemin, Tezkire, Köprü, İzlenim, Umran, Kitap Dergisi ilk akla gelenler. Müslümanların modern dünyayla ilişkilerinin masaya yatırıldığı, birlikte yaşam, demokrasi, laiklik konularında Medine Sözleşmesi gibi tezlerin ileri sürüldüğü bu dergilerden Bilgi ve Hikmet, 1993 yılında yayına ba...
  • Beni mahcup eden Bakan

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Kaç kez eleştirdim Kültür ve Turizm Bakanlığını. Yurt dışında sergileri dolaşan bir sanatçıya sahip çıkmaktan daha önemli ne işleri olabilir diye. 19-12/06/ekran-resmi-2019-12-06-235557.png Bırakın ülkenin dünyaya sanatla tanıtılmasına desteği, davete rağmen kültür ataşeleri lütfedip katılmıyordu bile. Peç, Viyana derken şeytanın bacağı, Bakü’de kırılmıştı. Büyükelçi ve ataşe, Haydar Aliyev Müzesi’nde sergi açan Ahmet Güneştekin’i yalnız bırakmamıştı. Ama önceki gün İstanbul’daki açılışta, tam da görmek istediğim düzeye taşındı bu i...
  • Başkanlık sisteminin tutmayan tahminleri

    07 Aralık 2019 YAZARLAR

    Yerel seçimin hemen ardından başkanlık sisteminin gözden geçirilmesi cılız seslerle de olsa konuşulmuştu. Revizyon değilse bile aksayan yönlerin düzeltilmesi gibi bir girişimin gerekliliği dile getirilmişti. Tahmin edildiği gibi o girişim başlamadan bitti ve tahmin edileceği gibi bütün o söylentiler aslında yerel seçim şokuna karşı bir yatıştırma maksadı taşıyordu. Dahası, AK Parti’nin yerel seçimde büyük belediyeleri neden kaybettiğine dair anlama çabaları da kısa ve hararetli bir tartışmanın ardından unutulup gitti. Başkanlık sisteminin ak...