logo

07 Haziran 2019

Dün ile gün arasında tasvir edilemeyen gündelik hayat boşluğu


Fatma Barbarosoğlu
f.barbarosoglu@gmail.com

Muhafazakar/mütedeyyin kesim eleştiriden pek hazzetmiyor. Eleştiri kültürünü acele tarafından “kötü olanı ortaya getirmeyin alıcısı çıkar” hükmüne bağlayanların sayısı giderek artıyor.

Eleştiri ile şikayet, eleştiri ile kötü örneklendirme arasında hiçbir geçişkenlik yoktur. Eleştiri: sınırları çizen, olmakta olan ile vakti zamanında olmuş olanın sürekliğini ya da kopuşunu ortaya koyan bir akletme biçimidir.

Tenkit değil teklif bekliyoruz diyenlerin sesi giderek daha çok çıkıyor.

Eleştirinin parantez içine alınıp ivedilikle ortaya konulduğu teklifler ancak mekanik işler için belki mümkün olabilir. Sosyal olayların analizi, tenkidi değişik noktalardan, değişik örneklemler üzerinden tekrar tekrar ele alınarak zamanın içinde ilmek atılmaya devam edilen bir dokuma gibidir.

Bayram ertesi –ki bayram tatili henüz bitmedi- yukarıda okumuş olduğunuz satırları yazma sebebime gelince…

“Çalışıyorum çünkü hakikate borcum var” yazısına gelen tepkilerin arkası kesilmiyor. Yazıya, bazı erkek okuyucular şiddetle karşı çıkmaya devam ediyor. Karşı çıktıkları nedir? “Vay efendim nasıl olumsuz örneği başörtülü gelin üzerinden anlatırsın!”

Başörtüsü, kadınların başını, bazı erkeklerin de mantığını örtüyormuş, bu yazı vesilesiyle bir kez daha anlamış oldum.

Zannetmeyin ki sadece bazı erkeklerin algısı, idraki kıt. Hayır, yabancı sermayeli medya da yazımı indirgeyerek instagramı olmayan başı açık gelin mi, instagramı olan başı örtülü gelin mi “seçeneği” üzerinden sundu.

Yazdığım yazıların bir takım sitelerde elverişli malzeme haline getirilmesine rızam YOKTUR. Yazımın linkini verebilirsiniz, aynen kopyalayabilirsiniz ama benim attığım başlık ile. Kendi “okumanız” üzerinden benim yazımı servis ettiğinizde, yaptığınız şey yazının anlamını ve bütünlüğünü imha etme operasyonudur.

İdraki kıtlar için müsaadenizle “Çalışıyorum çünkü hakikate borcum var” yazısını izah etmeye çalışacağım:

Yazının yazılma gayesi başı örtülü instagramlı gelin ile instagram kullanmayan başı açık gelinin “dedikodu” düzeyinde hayatlarının yazılması değil. Yazının yazılma gayesi, dinin koyduğu emir ve yasakların ruhu kavranmadığında, katı bir kabuk ile içinin nasıl boşaldığının, değerlerin taşıyıcısı konumunda olan yaşlı kuşak üzerinden örneklendirilmesi.

-II-

Hayatımıza giren her teknoloji, düşünme ve davranış kodlarımızı değiştirir. Değişikliklere odaklanırken değişimin tasviri gündelik hayat üzerinden ortaya konulmadığında, olmakta olan ile vakti zamanında yaşanmış olanı birbirine bağlamak noktasında kopukluklar/boşluklar oluşur. Bu boşluk çoğu defa nostaljik duyarlılıklar üzerinden tamir edilmeye kalkılır ki nostaljik duyarlılıklar hem düne hem de güne zarar verir. Çünkü nostalji bir anlamda yaşanmamışın hatıra kaydını tutmak demektir. Oysa hatırayı hatıra yapan şey onun yaşanmışlığıdır.

Diğer taraftan olmakta olanı tespit ve tasvir ederken en tehlikeli durum umutsuzluğa kapılma, her şeyin çok kötüye gittiğini düşünmektir.

Umudu açılma/akma, yeisi kapanma/durma olarak tarif edecek olursak, tarihte her zaman birbirini takip eden açılma ve kapanma dönemleri olmuştur.

İnsanlar yeni bir durum ile karşılaştıklarında önce onu en kaba hali ile idrak ediyor, daha sonra insani olana uygun olacak şekilde kurallar koyuyor, denetleme mekanizmaları geliştiriyorlar.

Cevabını aradığımız soru şu: Teknoloji kültürü, kadim kültürün/tarım toplumunun bütün kurumlarını imha mı edecek yoksa eski kurumlar zamanın şartlarına uygun bir şekilde kendini yenileyerek akışına devam mı edecek?

Neil Postman, teleskopun icadının Batı’nın ahlakî merkezinde çöküş yaşanmasına sebep olduğunu söylüyordu. Teleskop ahlaki aşınmaya sebep olduysa, içinde yaşadığımız internet devrimi nelere sebep oluyor? Sıradan insan teleskobun etkilerini kavrayacak durumda değildi ve ahlakî çöküşün hızı muhtemelen günümüzle karşılaştırılamayacak boyutlardaydı. Oysa günümüzde en eğitimsiz insan bile “hem ağlarım hem giderim” hesabı, bir taraftan vücudunun ayrılmaz bir parçası olarak idrak ettiği akıllı telefonlar ile internetin en pespaye kullanıcısı oluyor diğer taraftan yozlaşmadan bahsediyor.

İnternet devrimi yeni bir zaman ve mekan idraki, kültürü inşa ediyor. Hepimizi endişeye sevk eden sorular şunlar:

İçinde bulunduğumuz internet devrimi insanın insan ile ilişkisini nasıl yönlendirecek?

Toplumsal değerlerin aşınmasının aileye etkileri ne olacak?

Toplumsal değerleri aşındıran en önemli faktör, içerisi ile dışarısının, özel ile kamusalın, mahrem olan ile alenî olanın sınırlarının birbirine karışması. Bütün bu sınırların birbiri içine geçmesinin sebep olduğu şiddeti, en yoğun şekilde çocuk eğitimi konusunda yaşıyoruz.

Neden mi? Çocukların mahremiyeti ebeveynleri tarafından imha ediliyor. Bebekliklerinden itibaren sosyal medyada servis edilen “küçük fenomenler” üzerinden ailelerin para kazanması, yeni bir çocuk köleliğini başlatmış durumda. Ne ki bu konuda pedagoglar henüz yeterince uyarıcı veriler/analizler ortaya koyup caydırıcı öneriler sunamıyorlar. “Hakikate borcum var” yazısında geçen “torun hikayesi”nin hiç algılanmayıp meselenin başı açık/başı örtülü gelin anlayışında kalması tam da bu duruma işaret ediyor.

Bütün bunlar “şimdi” oluyor. Biz bunları ŞİMDİ yaşıyoruz. Ama diğer taraftan, insanın dünyadaki hikayesinin başlangıcını düşündüğümüzde, matbaanın, teleskobun, buhar makinesinin, bilgisayarın, internetin, yapay zekanın icadı ile devam eden modern hayat “kısa birkaç yüzyıl” olarak da görülebilir. İnsanlar daha önce de medeniyetler inşa etmiş, geliştikçe kibirlenmiş ve sonunda helak olmuştu. Babil Kulesi’ni hatırlayalım. Dolayısıyla şimdiye ait bir veriyi, insanın kendisini idrak ettiği ve yeryüzüne sınavını vermek üzere cennetten düştüğü ontolojik hali imha eden bir süreç olarak değerlendirmek noktasında umutsuzluğa kapılmadan, akleden kalp olarak serin kanlı bir şekilde düşünmeye devam etmek zorundayız. Allah kullarına itimat ediyor. Bizim de birbirimize itimat etmemiz gerekiyor. İçinde yaşadığımız çağ sadece kötü olana müşteri olsa bile biz iyilerle olmaktan ve iyi olmaktan hiç vazgeçmemek zorundayız.

“Çalışıyorum çünkü hakikate borcum var” yazısına geri dönecek olursak, olmak için sınırlarımızı korumak gerektiğine, hayatımıza giren her teknolojik gelişmeyi “zaruret miktarı” kullanmaya, kullanırken makineye yüklü uygulamaların bizi yönetmesine/yönlendirmesine izin vermememiz gerektiğini hiç aklımızdan çıkarmamalıyız diyorum.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
172 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Demek ki…

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Doğrusu bu kadar beklemiyordum. Bir kağıda herkes fikrini yazsın, saklayalım, bakalım kim doğru tahmin edecek deseler 51’e 49 civarında bir şey yazardım. Hadi olsun 52’ye 48. Birer puan bağımsızlar ve diğer partiler için düş, 51’e 47. Fark, benim tahmin ettiğimden çok fazla çıktı. Şu saat itibarıyla (20:00 civarı) 54’e 45. Demek ki benim ulaştığım göstergeler gerçekliği eksik yansıtıyor. Demek ki kamuoyu araştırma şirketleri -spekülatörleri, merdivenaltı anketçileri, siparişe uygun anket üreten sahtekarları hariç tutuyorum- bu işleri b...
  • 31 Mart’ın en doğru hikayesini seçmen yazdı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Son birkaç yılda AK Parti’nin kendi ilkelerinden uzaklaştığını, reformist kimliğini kaybettiğini yazarak hiçbir hesabın ve beklentinin içinde olmadan uyarılarda bulunmaya çalışıyoruz. Bu süre içinde özellikle görevli troller tarafından linç kampanyalarına tabi tutulduk, AK Parti’ye ihanetle suçlandık. Oysa yaptığımız sadece, geçmişte bu ülkede özgürlük mücadelesi vermiş, Türkiye’nin sorunlarının çözümünün ancak hukukun üstünlüğünün sağlandığı demokratik hukuk devletiyle mümkün olabileceğine inanmış ve bu konuda ciddi mesafeler almış AK Parti ik...
  • Sandığın isyanı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    23 Haziran’da kurulan sandık siyasal tarihin unutulmaz kilometre taşlarından birisidir. Sadece İstanbul seçimi değildir. Ekrem İmamoğlu açık farklı bir zaferle birlikte, belediye başkanlığından fazlasını kazanmıştır. Sonuçtan bağımsız olarak demokrasinin kazandığını kabul etmek lazımdır. AK Parti ise İstanbul belediye başkanlığını 31 Mart gecesi seçim verilerinin kesildiği anda kaybetmişti. Nitekim sabaha karşı seçim sonuçları bunu gösterdi. Tartışmalı, yanlış ve kesinlikle adil olmayan bir kararla seçimin iptal edildiği 6 Mayıs’ta da 23 Haz...
  • Basiretsizliğin ve ferasetsizliğin bedeli

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Ekrem İmamoğlu üç aşağı beş yukarı 31 Mart'taki kadar oyla kazansaydı, 'Gasp edilen hakkını geri aldı, adalet tecelli etti' denip geçilebilirdi; ama dünkü seçimin neticesinde bundan fazlası var: Adaletin tecellisi + maşeri vicdanı yaralayan eylem ve söylemlerin ağır faturası. 31 Mart'ta AK Parti'li Binali Yıldırım'a oy vermiş olan pek çok seçmen de bu sefer CHP'li İmamoğlu'ndan yana oy kullanarak faturanın şişmesine katkıda bulundu. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İmamoğlu ve CHP'ye karşı varını yoğunu orta...