logo

01 Şubat 2019

Beka’nın ötesi…


Ahmet Taşgetiren
a.tasgetiren@gmail.com

Ben “100 yılın muhasebesi”ni yapıyorum.
Bazı arkadaşlar “1000 yılın muhasebesi”ni yapma eğilimindeler.

Yapılır mı, yapılır tabii ki, yapılmalı.

Niye yaparız bu muhasebeleri?

100 yıl önce bir yıkım – bir ayağa kalkış yaşadık, 1000 yıl önce bu toprakları vatan edindik, şimdi “Beka sorunu” diye bir mesele var gündemimizde.

100 yılda nereden nereye geldik, yıkılıştan sonraki yaralar tedavi edildi mi, 1000 yıl sonra içine girdiğimiz “Beka kaygısı” nasıl bir şey?

Bir dönemi anlatırken Mehmet Akif, “Donanma ordu yürürken muzafferen ileri – Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri” diyordu.

Sonra Ziya Paşa “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm – Dolaştım mülkü İslâm’ı bütün viraneler gördüm” diyecekti.

Bu topraklar bir “Hesaplaşma alanı” mı?

Bu topraklardan öte, İslâm coğrafyası bir “Hesaplaşma alanı” mı?

Evet öyle.

Aslında bütün dünya bütün ülkeler için bir hesaplaşma alanına dönüşme potansiyeli taşır. Amerika, Rusya, Çin, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya sürekli derin bir hesaplaşma içinde değil mi? Bir bütüünlük arzetmemesine rağmen İslâm Dünyası, en azından potansiyel varlığı sebebiyle bir hesaplaşmanın zaman zaman öznesi veya nesnesi değil mi?

Bütün bu hesaplaşma zemininde 100 veya 1000 yılın muhasebesini yapmak, ayakta kalma, varsa ideallerimizi gerçekleştirme gücümüzü görebilmek içindir.

Bu da konjonktürel bir durum tespiti meselesi değildir. Çünkü bir ülkenin ayakta kalma gücü, yıllar içinde oluşan bir birikimle ilgilidir. Ne Milli Mücadele anlık bir silkinişi ifade eder ne 15 Temmuz.

Diyelim 100 yılın muhasebesini yaptık ve bir büyük devleti kaybetmenin getirdiği açığı kapatma noktasında nerede olduğumuzu görmeye yöneldik.

Ya da diyelim 1000 yılın muhasebesini yaptık ve İslam Dünyası olarak ne halde bulunduğumuzu görmeye yöneldik.

Eğer hala halkımızın önüne çıkıp “Biz bir kabile devleti değiliz” gibi, “Bir beka sorunumuz var” gibi cümleler kuruyorsak, özgüven adına ciddi sorunlar içindeyiz ve bunu halka taşımakta sorun görmüyoruz demektir.

Aslında devletler, zaafların – güçlü yanların muhasebesi anlamında bunu diyelim Milli Güvenlik Kurulu ya da devlet yönetiminin en steril mutfaklarında yaparlar, zaaf alanlarının giderilmesi, güçlü alanların daha da takviye edilmesi için de projeler geliştirirler.

Türkiye’nin bir süredir savunma sanayii alanında yaptığı şeyler tam da benim anlatmak istediğim şeye tekabül ediyorlar. İHA’nızı, SİHA’nızı geliştirirseniz, beka sorunundan bahsetmez, gider teröristin beyninde patlarsınız.

Osmanlı’yı tarihe tevdi ettiğimiz zamandan beri tedavi edemediğimiz bir eğitim meselemiz var. Ne diyordu Nurettin Topçu: Maarif Davamız. Osmanlı’dan devraldığımız bir sorunlu alan bu. Sorunun özü “İnsan sermayemiz”i değerlendiremiyor olmak. Birim insandaki özgül ağırlığı azami seviyeye yükseltmek. Ak Parti’nin tek başına iktidarının 16’ıncı yılında eğitim sorununa şöyle – böyle çare buluyor olma ümidiyle heyecanlanıyorsak, bu, yüz yıllardır çözemediğimiz bir sorunun acısını yaşadığımız içindir. Osmanlı bu işi erken çözseydi, beka sorunu yaşamazdı, İslâm dünyası bu işi çözebilmiş olsa özgül ağırlığı böylesine alt kümelerde olmazdı, ve Türkiye, eğitim sorununu çözebilseydi, bugün dünyanın sayılı insan sermayesine sahip ülkelerinden biri olurdu.

Toplam kalitemiz. Türkiye olarak, ve bizimle bir iribatı bulunduğunu düşünüyorsak -ben düşünüyorum- İslâm dünyası olarak.

Mehmet Akif, tüm bu konularda yüreği yangın bir insandı. Şöyle seslenmişti:

‘’Ey dipdiri meyyit ‘iki el bir baş içindir’

Davransana… eller de senin baş da senindir.

***

Bekayı hak tanıyan,say’i bir vazife bilir

Çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir

Sessiz sedasız, birim insanın içindeki potansiyeli keşfetmek ve onu kinetik enerjiye dönüştürmek…. 101’inci ya da 10001’inci yılda beka sorunu ile boğuşmak değil, insanlığa kazandıracağı değerlerle konuşulmak… Yeniden küresel bir iddiamız olacaksa bunun ispatı böyle olacak.

(KARAR)

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
209 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Demek ki…

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Doğrusu bu kadar beklemiyordum. Bir kağıda herkes fikrini yazsın, saklayalım, bakalım kim doğru tahmin edecek deseler 51’e 49 civarında bir şey yazardım. Hadi olsun 52’ye 48. Birer puan bağımsızlar ve diğer partiler için düş, 51’e 47. Fark, benim tahmin ettiğimden çok fazla çıktı. Şu saat itibarıyla (20:00 civarı) 54’e 45. Demek ki benim ulaştığım göstergeler gerçekliği eksik yansıtıyor. Demek ki kamuoyu araştırma şirketleri -spekülatörleri, merdivenaltı anketçileri, siparişe uygun anket üreten sahtekarları hariç tutuyorum- bu işleri b...
  • 31 Mart’ın en doğru hikayesini seçmen yazdı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Son birkaç yılda AK Parti’nin kendi ilkelerinden uzaklaştığını, reformist kimliğini kaybettiğini yazarak hiçbir hesabın ve beklentinin içinde olmadan uyarılarda bulunmaya çalışıyoruz. Bu süre içinde özellikle görevli troller tarafından linç kampanyalarına tabi tutulduk, AK Parti’ye ihanetle suçlandık. Oysa yaptığımız sadece, geçmişte bu ülkede özgürlük mücadelesi vermiş, Türkiye’nin sorunlarının çözümünün ancak hukukun üstünlüğünün sağlandığı demokratik hukuk devletiyle mümkün olabileceğine inanmış ve bu konuda ciddi mesafeler almış AK Parti ik...
  • Sandığın isyanı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    23 Haziran’da kurulan sandık siyasal tarihin unutulmaz kilometre taşlarından birisidir. Sadece İstanbul seçimi değildir. Ekrem İmamoğlu açık farklı bir zaferle birlikte, belediye başkanlığından fazlasını kazanmıştır. Sonuçtan bağımsız olarak demokrasinin kazandığını kabul etmek lazımdır. AK Parti ise İstanbul belediye başkanlığını 31 Mart gecesi seçim verilerinin kesildiği anda kaybetmişti. Nitekim sabaha karşı seçim sonuçları bunu gösterdi. Tartışmalı, yanlış ve kesinlikle adil olmayan bir kararla seçimin iptal edildiği 6 Mayıs’ta da 23 Haz...
  • Basiretsizliğin ve ferasetsizliğin bedeli

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Ekrem İmamoğlu üç aşağı beş yukarı 31 Mart'taki kadar oyla kazansaydı, 'Gasp edilen hakkını geri aldı, adalet tecelli etti' denip geçilebilirdi; ama dünkü seçimin neticesinde bundan fazlası var: Adaletin tecellisi + maşeri vicdanı yaralayan eylem ve söylemlerin ağır faturası. 31 Mart'ta AK Parti'li Binali Yıldırım'a oy vermiş olan pek çok seçmen de bu sefer CHP'li İmamoğlu'ndan yana oy kullanarak faturanın şişmesine katkıda bulundu. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İmamoğlu ve CHP'ye karşı varını yoğunu orta...