logo

07 Aralık 2019

Almanya: 3 adımda özgürlük


Abdurrahman Dilipak
a.dilipak@gmail.com

AB ve NATO’nun geldiği noktada, Konrad Adenauer’in 3 adımda özgürlük hayalleri suya düşmüş gibi görülüyor. NATO’nun “Beyin ölümü” gerçekleşti ve AB dağılmanın eşiğinde.

Batı uygar bir toplum değil. Bir dinleri de yok. Bu ulus devletler fikrine gelmeden kendi aralarında 100 yıl savaştılar. Sonra 1600’lerin sonunda bu defa derebeyleri, seküler senyörler kiliseye karşı ayaklandılar. Ulus devletler böyle kuruldu. “Tanrının hakkı Tanrıya, Sezar’ın Hakkı Sezar’a” diye, sömürünün baş mimarı olan kiliseden servet, silah ve iktidarı geri istediler. Bu defa devletler arasında savaşlar yaşandı. Sömürge döneminde dünyada varolan 4 büyük ırktan birini yok ettiler, birini köleleştirdiler, birini sömürdüler. Bu sömürü mirasını paylaşmak için kendi aralarında 100 yıl savaşmaları yetmedi, bir sürü savaşlar yaşadıktan sonra kendi aralarında birlik olup yine savaştılar. 2’si sıcak, biri soğuk 3 dünya savaşı “armağan” ettiler dünyaya!? Kapitalizm dediler savaştılar, komünizm dediler savaştılar, faşizm dediler savaştılar, siyonizm dediler savaştılar, şimdi de demokrasi diye savaşıyorlar.

Son dünya savaşı 30 Nisan 1945’de Hitler’in intihar etmesinin ardından, 7 Mayıs 1945’te Almanya’nın Batı Müttefikleri’ne teslim olması ile sona erdi. 9 Mayıs 1945’de Rusya işgal ettikleri topraklara yerleşti. Yenilgiyi kabul edenAlmanya Sovyetler’e de teslim oldu.

Almanya “görevini yapmış”, Yahudileri Filistin’e göndermişti(!). Hitler’in varlığı İsrail’in varlığına armağan oldu. Aslında Hitler ve Mussolini “Metodik Siyonist” idiler. Her şey onlar için, onlar tarafından ve onlara göre olacaktı ve onların kendilerinden başka dostları yoktu! Siyonistlerin “Üstün ırk” kavramını onlar kendi ırklarına uygulamışlardı. Komünistler bunun “kan” meselesi olmadığını savunarak “ırk tanımı” yerine “sınıf tanımı”nı koymuşlardı. Kapitalistler ise o yere “Kapital/Para”yı koyuyordu, üstün olan ona sahip olandı.

Vestfalya’da ulus tanımı yapılırken İngilizler toprağı, bayrağında haç olanlar mezheplerini, Almanlar “Kan birliği”ni seçmişti. Yahudiler “Kadın kanı”nı esas alırken, Almanlar “Erkek kanı”nı esas aldı. Diğer uluslar ise “Dil ve kültür aidiyeti”ne göre tanımlanacaktı. Bu da kafatası ölçümleri ile belirlenecekti. Bizde “Güneş dil teorisi”, “Kültür faaliyetleri”, “Kafatası ölçümü” buradan gelir.

Aynı günlerde Uzakdoğu’da müttefik birlikleri Japon adalarından önceki son adım olan Okinawa’yı ele geçirmişlerdi. 6 Ağustos 1945’de ABD Hiroşima’ya ilk atom bombasını attı. 8 Ağustos 1945’de SSCB Japonya’ya savaş ilan ederek Mançurya’yı işgal etti ama bir gün sonra 9 Ağustos 1945’de ABD 2. Atom bombasını Nagazaki’ye attı. Rusya ilerlemesini durdurdu. 15 Ağustos’ta ilan edilen ve resmi olarak 2 Eylül 1945’de, Japonya’nın “şartsız teslimiyet prensipleri” konusunda anlaşma sağlandı ve Japonya’nın resmen ABD’ye teslim olmasıyla 2. Dünya Savaşı sona erdi.

ABD Almanya’yı işgal ederken yanında İngiltere ve Fransa vardı. Japonya’yı teslim alırken tek başınaydı.

Adenauer kimdir? Avukat Şansölyeliğe (1949-1963) kadar yükselen hukukçu bir Alman devlet adamından söz ediyoruz. Adı Konrad Hermann Josef Adenauer, 5 Ocak 1876’da, Köln Katolik kilisesi özel kalem müdürü Konrad Adenauer ve eşi Helene’nin 5 çocuğundan 3’üncüsü olarak Köln’de dünyaya geldi. Ölümü (19 Nisan 1967). CDU (Hristiyan Demokratik Birlik Partisi) başkanı (1955-1966).. Kendi Katolik ama, Lutheryen, bir Kontrad ülkesinin başbakanı. O Almanya ile Fransa ile ilişkilerini düzelten, batı ile bütünleşmesini sağlayan kişilerin başında gelir. Birileri onu “kendi düşüncelerini çoğunluğun arzusu haline getirme ustası” biri olarak tanır.

1917-1933 yıllarında Köln belediye başkanlığı da yaptı. Hitler döneminde de siyaset yaptı. Suçlandı, dışlandı. Bir yandan NATO’ya katılırken, öte yandan Rusya ile ilişkileri geliştirdi. 1933’te Hitler yönetimi döneminde “Prusya devlet konseyi başkanı” olan Adenauer, 1963’e geldiğinde yorgun, politik karmaşadan uzak, Bonn yakınlarındaki Rhöndorf’ta bahçıvanlık ve klasik müzik ile ilgilenerek geçirdi.

ABD’ye mesafeli idi. NATO onun için, savunma gücü olmasa da işgalci ülkelerle eşit konuma gelmesi için bir fırsat oluşturabilir mi idi? AB, ABD karşısında İngiltere ve Fransa’yı yanına alarak bir denge oluşmasına katkı sağlayabilir mi idi? ABD İngiltere ve Fransa’yı yanına alarak Doğu Almanya ve Berlin’in kurtuluşu yönünde bir fırsat doğurabilir mi idi..

O görmese de, Doğu Almanya ve Berlin kurtuldu.

Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmalarını önlemek için Doğu Alman meclisinin kararı ile 13 Ağustos 1961 yılında Berlin’de yapımına başlanan 46 km uzunluğundaki duvarı gördü. Ama yapılışından 30 yıl sonra yıkılacaktı ama o yıkıldığını göremedi.

Bugün Almanya hâlâ özgür değil. İngiltere birlikten ayrıldı, NATO dağılmak üzere. Almanya Fransa ile aynı çizgide değil. İtalya Almanya’ya daha yakın duruyor.

İşin daha da kötü yanı, Almanya, Amerikan, İngiliz ve Fransız derin devletleri ile Vatikan ve İsrail’in karanlık, kirli, derin planlarının merkez üssü durumunda.

Adenauer, önce ABD, İngiltere ve Fransa’yı arkasına alarak Rusların işgalinden kurtularak kaybettiği toprakları geri alacaktı. Sonra NATO içinde ABD, İngiltere ve Fransa ile eşit konuma gelecek, 3. aşamada AET/AB ile İngiltere ve Fransa ile bütünleşerek ABD işgalinden kurtulacaktı.

Ama olmadı. Japonya ve Almanya hâlâ işgal altında. Demokrasiymiş, özgürlükmüş. Hitler’in cinayetinin faturasını o günlerden habersiz Almanlar ödüyor. Ama, mesela nedense İtalya’da da faşist bir diktatörlük vardı ama, İtalya bağımsız.

Almanlar ve Japonlar’ın bu işten tek faydası oldu, o da paralarını silaha, savunmaya harcamadılar, maarif, sanayi ve sağlığa harcadılar.

Bir gün BM, NATO ve AB dağılır ya da yeniden yapılandırılacak olursa herhalde bu sorun da çözülür. Adenauer’in özgürlük / bağımsızlık hayali de gerçek olur!

Selâm ve dua ile.

(YENİ AKİT)

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...