logo

Erdoğan ‘Vizyon Belgesi’ni açıkladı

Cumhurbaşkanlığına aday olan Başbakan Erdoğan, Vizyon Belgesi’ni açıkladı. Erdoğan, “Yeni Türkiye Yolunda” isimli belgede, “demokratik yönetim”, “refah toplumu” ve “öncü Türkiye” başlığı bulunduğunu söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Cumhurbaşkanlığı Türkiye Vizyon Belgesi”ni açıklamak üzere Haliç Kongre Merkezi’ndeki salona, eşi Emine Erdoğan ile el ele geldi.

AK Parti’nin seçim şarkısı “Dombra” eşliğinde konuklarını selamlayan Erdoğan, protokolün ön sıralarında oturanlarla da tokalaştı.

İstiklal Marşı’nın söylenmesi ve saygı duruşunda bulunulmasıyla başlayan toplantıda, Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan’ın yaşamını ve siyasi mücadelesini anlatan belgesel film gösterildi.

Filmin ardından Uğur Işılak tarafından hazırlanan “Milletin adamı Erdoğan” şeklindeki yeni seçim şarkısı katılımcılara dinletildi.

Başbakan Erdoğan, daha sonra “Vizyon Belgesi’ni açıklamak üzere kürsüye çıktı.

Erdoğan, ilk olarak şarkının bestecisi Uğur Işılak’a teşekkür ederek, “Gerçekten gönlümüzü son bestesiyle de güftesiyle de tekrar fethetti” diye konuştu.

Tüm katılımcılara teşekkür Erdoğan, özetle şu ifadeleri kullandı:

10 Ağustos’ta Türkiye, ilk kez doğrudan milletin oylarıyla seçecek. 2007’de yaptığımız değişiklikle halk tarafından seçilmesini sağlamanın memnuniyetini yaşıyorum.

Millet yüzde 69’la referandumda ‘evet’ dedi. Bu ben başkanımı kendim seçmek istiyorum demektir. İradesine sahip çıkan aziz milletimize buradan teşekkür ediyorum.

Yanı başımızda Avrupa, savaşın ardından böyle bir değişimi başlatırken, Türkiye maalesef bu değişimi sadece izlemek zorunda kaldı. 1950’li yıllar, çok partili bir dönem, demokratik bir dönem olarak Türkiye’nin her alanda sıçrama gösterdiği bir dönem oldu. Allah rahmet etsin, gerek Menderes gerekse Celal Bayar’la başlayan o süreç, tarihimizde önemli bir dönüm noktasıydı. Ne yazık ki bu sıçrama dönemi, 1960 darbesiyle çok ciddi şekilde kesintiye uğratıldı. 1960’ları, 70’leri kayıp yıllar olarak yaşadık. Merhum Özal’ın reform gayretlerine rağmen, 1980’leri 12 Eylül darbesinin gölgesinde bir nevi kayıp yıllar olarak yaşadık. 1990’lar koalisyonların hüküm sürdüğü, terörün ağır kayıplar verdirdiği, demokrasinin, özgürlüklerin, insan hayatının önemsenmediği yıllar oldu. İşte 2000’li yıllara bu şekilde ulaştık.

Biz gelmeden önce hakim olan şuydu: ‘Önce devlet, sonra millet.’ Biz geldik, bunu tersine çevirdik: ‘Önce millet, sonra devlet’. Halkın arzu ve talep ettiği bu değişim, istisnai bazı zamanlar dışında bizden önce maalesef hiçbir zaman karşılanmadı. Halkın değişim isteği reddedildi, halkın değişim isteği görmezden gelindi. Demokrasi isteyenler, özgürlük isteyenler, hak isteyenler, kimi zaman kanlı şekilde, kimi zaman işkenceyle kimi zaman zorbalıkla yasaklarla baskıyla sindirildi. 2000’li yıllara geldiğimizde artık değişim isteği ertelenemez, ötelenemez, inkar edilemez bir hale gelmişti. Toplumun değişim arzusu artık devleti ve siyaseti zorlamaya başlamıştı. İşte AK Parti, 2001’de toplumun bu büyük değişim arzusunun bir tezahürü olarak ortaya çıktı.

91 yıl içinde gerçekten çok ciddi başarılar elde ettik. 91 yıl içinde millet olarak her zorluğa da sabrettik, değişim umudumuzu hep diri tuttuk. Zorbalığın, yasakların, yoksulluğun, yolsuzlukların ilelebet sürmeyeceğine, ceberrut devlet anlayışının ilelebet devam etmeyeceğine inandık ve bu inancın umuduyla ayakta kaldık. 1940’lardan itibaren devletin ve kurumların değişime direnmeleri, ülkemize çok ama çok ağır bedeller ödetti. Bu salonda bulunan arkadaşlarımın birçoğu yakın tarihimizde yaşanan olumsuzlukları bizzat yaşadı. Bu salonda bulunan ve bulunmayan genç arkadaşlarımız da inanıyorum ki ağabeylerinden, babalarından, dedelerinden o eski Türkiye’yi dinlediler.

91 yıllık Cumhuriyet tarihimiz içinde yaşanan olumsuzlukların çok büyük bir çoğunluğu, sistemin değişime direnmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dersim’de yaşanan acı hadise, sistemin değişime direnmesinin, halkın hak taleplerine kulak tıkamasının bir eseridir. 1940’lı yıllar boyunca kapatılan camiler, yasaklanan Kur’an eğitimi, milletin mili ve manevi değerlerine duyarsızlık, bunun sonucunda ortaya çıkan devlet-millet güvensizliği, değişime yönelik direncin bir eseridir. Hapse atılan yazarlar, sürgüne gönderilen yazar ve sanatçılar, faili meçhuller, devletin yani statükonun değişime direncinin bir eseridir. On yıllar boyunca, ülkemiz gündemini meşgul eden başörtüsü sorunu, statükonun değişime olan direncinin neticesidir. 40 binden fazla insanımızı kaybettiğimiz terör meselesi, statükonun değişime olan direncinin, farklı olana tahammülsüzlüğün, hak ve özgürlüklere olan duyarsızlığın bir neticesidir. Sünni kardeşlerimizin, Alevi kardeşlerimizin, Hrıstiyan, Musevi vatandaşlarımızın, tüm azınlıkların, tüm ideolojik ve siyasi grupların, yazarların, sanatçıların, düşünürlerin, 10 yıllardır çektikleri acı, tamamen sistemin değişime olan direncinin bir eseridir. Faili meçhuller, işkence, Diyarbakır Cezaevi, Mamak Cezaevi, Metris Cezaevi, statükonun değişime olan direncinin eseridir.

Rejim değişimi, kendisi için bir tehdit olarak görmüş, değişim taleplerini, hak arayışlarını kendisine yönelik bir tehdit olarak algılamıştır. Devletin, rejimin, statükonun etrafında kümelenen mutlu bir azınlık çarkını bir şekilde çevirirken, her şekilde kazançlı çıkarken, halk yığınları çok ağır bedeller ödemiş, çok büyük acılar yaşamıştır. Statükonun bu ağır baskısına, ağır yasaklarına ve zulmüne rağmen, toplumda değişim arzusu, değişim umudu hiçbir zaman kaybolmamıştır.

Arkadaşlarım aynı şekilde, genel başkan yardımcılarım aynı şekilde, başbakan yardımcılarım, bakan arkadaşlarım aynı şekilde. Partim defalarca tehdit edildi, hatta kapatma davasına maruz kaldı. Düşünebiliyor musunuz parlamentonun üçte ikisine sahip bir parti için kapatma davası açılıyor. Hiçbir zaman ‘Millet ne derse o değil’, ‘Biz ne dersek o’ anlayış bu.

Yavruları okula gidemeyen, okul kapısında tartaklananlar vardı. İfade özgürlüğünü de savunan biz olduk, farklı dil ve lehçelerde yayın yapılmasını da biz savunduk. Sünninin, Alevinin özgürlüğünü savunduk. Özgürlükleri savunan biz olduk. Biz insana bakarken, yaradılanı severiz yaradandan ötürü anlayışını görürüz. Dünün mağdurları olarak bugünün mağruru olmadık.

Biz demokrasi istedik. Hem de herkes için demokrasi istedik, ileri demokrasi istedik. Biz özgürlük istedik, herkes için özgürlük istedik.

Her türlü çeteyle, mafyayla mücadele ettik. Çetelerden ülkemizi arındırdık. Artık milletimiz sandıkta hükümet kuracak dedik, adımını attık.

Devletin koridorlarına sirayet etmiş çeteleri temizledik. Ülkeyi istikrarsızlığa mahkum etmek isteyen çeteleri temizledik.

Her darbeye övgüler düzen, hoşgörü görüntüsüyle büyüyen, hizmet, eğitim gibi değerleri istismar eden, devletin en kritik noktalarını işgal edip, devletine ve milletine ihanet bayrağı açan çetelere de göz yummadık. Bütün çetelerin temizlendiği bir anda Pensilvanya’dan idare edilen, Türkiye’yi yeni bir vesayete mahkum etmek isteyen, Türkiye’yi eski Türkiye’ye döndürmeye çalışan çeteye de eyvallah demedik.

Türkiye milletin değişim taleplerini daha önce görmüş olsa bugün çok farklı bir yerde olacaktık. Elbette mükemmel değiliz, yapacağımız çok iş var.

Ölüm tehditleri aldım, suikast girişimi önlendi. Pınarhisar Cezaevi’ne gönderilmem denklemin dışına çıkarma çabasıydı. Cezaevinde de tehditler aldık.

Şimdi de diyorlar ‘aday olamaz, çekilmesi lazım.’ Açın şu anayasayı okuyun. Kendileri aday olamadığı gibi ısmarlama adaylarla seçime giriyorlar.

Partimizi kurarken tehditler aldık. Danıştay saldırısını üzerimize yıkılmak istendi. Partim kapatma davasına maruz kaldı.

17 Aralık, 25 Aralık darbe girişimleri başarılı olsaydı şu anda Yassıada benzeri mahkemelerde yargılanıyor olacaktık. Bunun tüm belgelerini, bu komplonun tüm detaylarını ele geçirdik. Bir kısımını açıkladım ama diğerlerini de inşallah milletimizle paylaşacağız. Bunları da açıklayacağız. İşte bütün bu tehditlere, darbe girişimlerine, provokasyonlara, komplo ve tuzaklara karşı cesaretle direndik. Kendimiz adına değil, ülkemiz adına, 77 milyon milletimiz adına, geleceğimiz adına, istiklalimiz adına bu mücadeleyi verdik. Bakın şurası son derece önemli. Sandığa giden yolu her zaman açık tuttuk. Bir baskı rejimi, halkın önüne sandık getirmez. O sandıkta, hür iradenin tecellisine izin vermez. Özgürlük karşıtı bir hükümet basına bu kadar özgürlük zemini sağlamaz. Baskıcı bir başbakan, kendisine her gün her mecrada, hakaret edilmesine müsaade etmez. Başkasının özgürlük alanına müdahale etmediği sürece her özgürlüğü savunduk. Özgürlükler ihlal edildiğinde de yasaların dışında mahkemelerin dışında başvuracağımız hiçbir merci bugüne kadar elhamdülillah olmadı.

Eski Türkiye artık eskide kalmıştır. Eski Türkiye’nin kapısı kapanmıştır. Halkın değişim arzusu, talebi nihayet kendisine diriliş zemini bulmuştur. Kaçınılmaz değişim artık başlamıştır, güçlü şekilde devam etmektedir. Bu değişim sadece AK Partilileri kapsayan değil, 77 milyonun her bir ferdini kapsayan bir değişimdir. Bize oy versin ya da vermesin, bizi sevsin ya da sevmesin. herkes bu değişimden olumlu yönden etkilenmiştir ve etkilenmeye devam edecektir. Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesi işte uzun yıllardır biriken bu değişim arzusunun ortaya çıkmasıdır. Şunu da gururla ifade etmek isterim. Eski Türkiye’den bugüne artık az eser kalmıştır. Terör meselesi, eski Türkiye’nin sorunlarından biridir. O meseleyi de çözdük, çözüyoruz. TBMM’de dün kabul edilen yasa, terör meselesinin çözümünde inşallah yeni bir dönemi başlatacaktır. Kardeşliğimizi güçlendirmek için verdiğimiz mücadele belli bir aşamaya gelmiş, terör, Türkiye’nin can alıcı meselesi olmaktan çıkmıştır.

Yeni anayasa öncelikli gündem maddelerimiz arasındadır. Yeni bir anayasa yeni bir gelecek demektir. 326 milletvekiline sahipken biz dedik ki, bizden üç milletvekili olsun. Diğerleri toplam 220, üçer de onlar verdi. Sizden 9, bunu da kabul ettik. Çalışmalar başladı, bir noktaya geldik. O nokta çok önemli. 47 madde, hepsinin altına 4 siyasi parti imzayı atıyor. 47 maddede mutabakat sağladık. Ana muhalefetin başı çıktı dedi ki, ‘Biz bu 47 maddeyi geçirmeye hazırız.’ Ben hemen arkadaşlara talimat verdim, gidin görüşün. Biz bunu hemen süratle 15 gün içinde çıkarmaya varız. Arkadaşlarım ziyaret ettiler, aldıkları cevap şu, ‘Diğer iki partinin de buna evet demesi lazım.’ İpe un sermektir bunun adı. İkimizin sayısı buna yetiyor mu Yetiyor. Bu 47 maddenin altında 4 siyasi partinin imzası var mı? Var. Bunlar gelmiyor, bırak gelmesin biz bu 47 maddeyi halledelim. Kardeşler işte bu Kılıçdaroğlu böyle.

Çalışmalar devam etti, 60 maddeye çıktık, 60 madde oldu. Yine 4 siyasi partinin altında imzası var. Bu defa ben haber gönderdim. ‘Hadi, buyrun’ dedim. Bak 60 madde altında 4 siyasi partinin imzası var. Hadi gel şunu oturalım iki haftada, üç haftada çıkartalım. Hiç olmazsa Anayasa’nın ciddi bir kısmı böylece halledilmiş olur. ‘Diğer iki partinin de buna katılması lazım’ dedi. Eğer iş yapmak isterseniz çözüme siz de destek verirsiniz. Türkiye’de en önemli sorun muhalefet sorunudur. Muhalefetin dürüst olduğu, güçlü olduğu bir ülkede sizin sıçramanız da çok daha güçlü olur. Eski Türkiye’nin direnci nedeniyle maalesef bunu bu dönemde başaramadık. Ancak yeni Anayasa’ya ilişkin umutlarımızı yitirmedik.”

Eski Türkiye’den bugüne ulaşan bir başka önemli sorun da Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı Gazi Mustafa Kemal’in vefatından sonra statükoyu korumak üzere şekillendirilmiş bir makamdır. 1960 darbesiyle cumhurbaşkanlığı makamı adeta rejimin bekçiliğini yapan bir makama dönüştürüldü. Statüko milleti kendisi için bir tehdit olarak algılarken cumhurbaşkanlığı makamını da milletin karşısında konumlandırdı. Her zaman bir tarafta milletin seçtiği hükümet, bunun karşısında ise cumhurbaşkanlığı makamı oldu. Abdullah Bey’den önce bunu yaşadığım için damdan düşeni biliyorum. Cumhurbaşkanlığına yüklenen anlam aslında devleti, milleti korumak gibi gerçekten son derece rahatsız edici bir anlamdır. Milletin, meclisin, hükümetlerin değişim arzusu en başta cumhurbaşkanlığı makamı tarafından frenleniyor. Birkaç istisna dışında cumhurbaşkanlığı makamına hep askerler, darbeciler, devleti kutsallaştırmış bireyler getiriliyor. Devletin milletle kucaklaşması engelleniyor. İşte şimdi bu yarışta bizimle beraber olan değerli iki partinin adayı ne diyor. ‘Ben icranın başı değilim’ diyor. Tavsiye ederim Anayasa’yı okumasında fayda var. Anayasa’yı okursa devletin başının cumhurbaşkanı olduğunu 104. maddede görür. Devletin başı cumhurbaşkanıdır, icranın başıdır. O demeden çok engeller olur.

Vizyon belgesi yeni dönemin yol haritasını ihtiva ediyor. Vizyon belgesi 77 milyonun başvuru kaynağı olacak. Vizyon belgesi, ‘Yeni Türkiye Yolunda’ ismini taşıyor.

Vizyon belgemizde demokratik yönetim, refah toplumu ve öncü Türkiye başlığı bulunuyor.

Şehirlerimizin tarihi karakteri restorasyon çalışmalarıyla ortaya çıktı.Türkiye artık yardım alan değil, yardım veren bir ülkedir.

2023 milletimiz için büyük bir hedeftir, gayretimiz bu büyük hedef içindir. Bizim mayamız birliktir. Toplumsal ahengimizi daha da büyüteceğiz. Taş üstüne taş koyan herkesi kucaklıyor, biz kimseyi reddetmiyoruz.

Yeni anayasa öncelikli gündem maddelerimiz arasındadır. Yeni bir anayasa yeni bir gelecek demektir.

Allah nasip eder de Cumhurbaşkanı olursak, çözüm sürecini daha güçlü şekilde sürdürmek için ilgili tüm kurumları yönlendirmeye ve toplum kesimlerini bu sürece sahip çıkmaları için gerekli mesajları vermeye devam edeceğiz. Dolayısıyla cumhurbaşkanı olarak da çözüm sürecinin en yakın takipçisi ve destekçisi olacağız. Bu kardeşlik projesini, bu Türkiye’yi ayağa kaldırma projesini, bu demokratik çözüm sürecini inşallah hep birlikte nihayete erdireceğiz.

Devlet, din ve inanç etrafında örgütlenen vatandaşlarının özgürlüğüne müdahale edemez. Bu özgürlükleri koruyan hukuk, aynı zamanda bu özgürlüklerin suistimal edilmesine de engel olur. Nasıl devlet, din üzerinde tahakküm kuramazsa, dini topluluklar da devlet ve diğer dini gruplar üzerinde tahakküm kuramaz.

Dini istismar eden örgütlerin devlet içinde yapılanmasına, paralel devlet yapıları kurmasına, devletin gücünü kendi çıkarları için kullanmasına elbette izin verilemez. Demokratik devlet bunun güvencesidir. Devletin görevi, dinlerin ve inançların kurduğu yaşattığı kurumların sivil toplum örgütlerinin serbestiyetini güvence altına almaktır. Dolayısıyla devlet-din ilişkisini belirleyen unsur sivilliktir.

Yargı teşkilatı yeniden yapılanmalıdır, yargının demokrasiye olan bağı da güçlendirilmelidir. Genel bütçeden en büyük payı eğitime ayırdık. Bugün 81 vilayetin tamamında üniversite var.

Hastanede rehin kalma dönemi vardı. Ölmüş hastayı rehin alıyorlardı. Biz bunları kaldırdık. Aile hekimliğini başlattık, 30 büyükşehirin tamamında şehir hastaneleri yapacağız.

Paramızdan altı sıfırı attık. Geçmişte İstanbul gibi bir yerde delikli 2.5 kuruşla tuvalete giderdik. Ama 1 milyona tuvalete gider hale geldik. Eskiden milyoner zengine derlerdi. Zengin rakamıyla bizi tuvalete gitmeye mahkum ettiler. Attık 6 sıfırı, düşürdük onu 1 liraya. ‘Enflasyon patlar’ dediler; tam aksine çatladı, tek haneye düştü. Paramız itibarlı bir hale geldi.

Yüzyılın projesi olarak adlandırılan Marmaray halkımızın hizmetine sunduk. “Marmaray projesi bize ait, hiçbir siyasetin katkısı yok.

Yüksek Hızlı Tren şimdi İstanbul’la buluşuyor.

Savunma sanayi iktidarımız döneminde büyük aşama kaydetti. Bir ülkenin caydırıcı gücü olmazsa o ülke tehdit altındadır. Aselsan en büyük savunma sanayi kuruluşları arasına girdi.

Atılan adımlar boşa gitmiyor, hepsinin bir karşılığı var. 3 milyar fidan ve ağaç diktik. Bunu duymak istemeyen duymuyor.

Kapımız mazlumlara her zaman açık olacak.

Diyorlar ki, ‘Ortadoğu’da tarafsız olmalıyız, Filistin’de tarafsız olmalıyız’. Filistin davası bizim davamızdır. Çanakkale’de şehitleri olan Filistinlilere asla sırtımızı dönmeyecek, onları zulme teslim etmeyeceğiz.

Filistin’e ambargonun kalkmasını beklerken Gazze’ye bombalar yağdı. Diyor ki, havan topu attılar, roket attılar. Peki, kaç İsrailli öldü? Var mı ölen, hayır. Nasıl oluyor bu iş? Roket atıyorlar, havan topu atıyorlar ama bir kişi ölmüyor. Ama sizin öldürdüğünüz Filistinli sayısı 100’e yaklaştı. Hayatları yalan üzerine kurulu. Dürüst değiller. Biz buna inanırız; zulme rıza zulümdür. Zalimlerin yanında yer alamayız.

Irak’ta maalesef IŞİD denilen bir örgüt 49 vatandaşımızı kaçırdı ve hala rehin olarak tutuyor. Diyorum ki, bunun size sağlayacağı bir fayda yok ey IŞİD. Bu 49 vatandaşımızı bırakmanız gerekiyor.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.