logo

09 Ekim 2019

Yüzleşme ve özeleştiri siyaseti


Elif Çakır
e.cakir@gmail.com

Geçen hafta Adana’da yaptığı konuşmada “başörtüsü yasakları” üzerinden partisi adına tarihi bir özeleştiride bulunan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Gerçeği konuşalım. Bir başörtüsü meselesini Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel meselesi haline getirdik. Sana ne kardeşim. Kadın ister başörtüsü takar, ister takmaz. O kız çocuğumuz üniversiteye gidiyor mu, okuyor mu, imkanını sağlıyor muyuz? Derdin o olmalı.” (4 Ekim 2019)

Hiç kuşkusuz ki Sayın Kılıçdaroğlu’nun “velev ki sorun artık çözülmüş olsa bile” çıkıp da “biz hatalı davrandık” demesi, diyebilmesi takdire şayandır.

Türkiye’nin en önemli fay hatlarından biri, bütün modernleşme tarihimiz boyunca ‘din -laiklik’ gerilimi oldu. Maalesef ki Cumhuriyet devriminde gerçekleştirilen radikal reformlar bu gerilimli fay hattını oluşturmakla kalmadı, öyle keskinleştirdi ki üzerinden neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen etkileri muhafazakar dindar kesim tarafından bugün yaşanıyormuşçasına hissedilmeye devam etti.

Ülkemizde hala kimlikler ve ideolojiler üzerinden yapılan siyasetin etkili olmasının ve bir türlü hizmet siyasetine geçilememiş olmasının nedeni de budur.

Ancak son yıllarda toplumu din ve laiklik üzerinden keskin kamplara ayıran din -laiklik gerilimin bir hayli azaldığını söyleyebilirim.

Artık başörtüsü üzerinden yaşanan bir gerilim yok.

Çünkü başörtüsü üzerinden çizilmeye çalışılan kamusal alan tartışmaları da antidemokratik bir uygulamanın çözümü için yapılan ayıplı ‘hizmet alan olsun da hizmet veren olmasın’ pazarlıkları da siyasi semboldü değildi münazaraları da geride kaldı. Başörtüsü yasağı kalktı. Türkiye bir demokrasi ayıbını geride bıraktı.

Başörtüsü artık kamusal alanın her katmanında. Hatta “başörtülü” ve “imam hatip”li olmak kamu kurumlarında işe girebilmek için büyük bir avantaj haline geldi.

Ve görüldüğü gibi Türkiye İran olmadı. Suudi Arabistan olmadı. Başörtüsü sorunun çözülmesi ülkeye şeriat devletini falan da getirmedi.

Kıyamet falan da kopmadı.

Bütün bunların olmadığı görülmesi için yedi yıl önemli bir süre olmalı.

Ne oldu peki?

Türkiye sadece temel hak ve özgürlükler alanındaki onlarca meselesinden sadece başörtüsü başlığını çözmüş oldu. Ve Türkiye demokrasi, özgürlük, hukuk ve adalet gibi alanlardaki başka ayıplı sorunlarıyla yerinde durmaya devam ediyor.

Demokrasi, özgürlük, hukukun üstünlüğü ve adalet alanlardaki diğer sorunlar, diğer ayıplar yerinde durmaya devam ediyor.

***

Hakkını teslim etmek gerekir ki bu Sayın Kılıçdaroğlu’nun partisine yönelik yaptığı ilk özeleştiri değil. Hem partisine yönelik özeleştirilerde bulundu hem de parti tabanından gelen tepkilere rağmen AK Parti hükümetinin olumlu adımlarını destekleyen açıklamalarda bulundu… Devlet meselelerini siyasi mesele yapmadı. Google girin ve “CHP’den AK Parti hükümetine destek” başlığı ile bir arama yapın. Onlarca örnekle karşılaşacaksınız.

Evet, Sayın Kılıçdaroğlu partisine yönelik hep özeleştiriler yaptı.

Diyarbakır’da şöyle demişti:

“Geçmişimizle gerekirse yüzleşeceğiz. Acılarımızı paylaşacağız.” (31 Mayıs 2011)

CHP’ye yönelik en büyük eleştirilerden birisi statükocu, devletçi, kendisini dar bir alana sabitlemiş, kitlesinin dışına çıkamayan, halka dokunamayan, toplumun değerleriyle örtüşemeyen bir parti olmasıydı.

Eskişehir’de yaptığı konuşmada CHP’nin statükocu olduğu eleştirilerine değinen Kılıçdaroğlu şöyle demişti:

“Türkiye’nin geleceği konusunda oturup, dertleşmemiz lazım. ‘CHP statükocu parti’. Doğrudur, bir dönem statükocu partiydi. Ancak statükoculuğumuz geçmişte kaldı. Son 6-7 yılda değişimi yaşayan bir parti CHP.” (7 Ekim 2013)

Mesela iktidar olamadığı ve oylarını artıramadığı için partilerine kızan CHP’lilere, partisinin Kadın Kolları Kurultayı’nda yaptığı konuşmada şöyle demişti:

“Bir dükkana girip merhaba dememişiz. Tepeden bakmaya alışmışız. Bizim insanımız aslında her türlü kabule hazır. Fakat biz tepeden bakmaya alışmışız. Ben olsam CHP’ye oy vermem.” (8 Ekim 2013)

Sayın Kılıçdaroğlu yaptığı özeleştirilerle lideri olduğu partisini ve partisine oy veren dar kitleleri değişime hazırladı. Yaptığı her konuşmada özeleştiri yapmaları gerektiğini vurguladı:

“Neden ve hangi gerekçeyle? Eğer bir siyasal parti, dünyada meşruiyeti tartışılan bir konuma gelmişse o siyasal partinin Türkiye’ye verebileceği bir şey yoktur. Özeleştiri yapacağız. Hepimizin bunu görmesi lazım. Bütün bu olaylara karşı hak ettiğimiz ya da beklediğimiz yere gelemiyorsak oturup ciddi ciddi öze eleştiri yapmamız gerekiyor.” (7 Kasım 2015)

Bütün siyasal performansını AK Parti karşıtlığına yöneltmiş olan CHP’yi merkeze çekmeye, toplumla buluşturmaya, toplumun taleplerini dikkate alan bir parti haline getirmeye çalıştı.

***

Sayın Kılıçdaroğlu’nun partisine yönelik yaptığı özeleştirileri neden hatırlatma gereği duydum. Şundan: Sayın Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü yasakları üzerinden yaptığı özeleştiri ve yüzleşme konuşmasının CHP tabanı tarafından sert tepkiyle karşılanmadığı sizlerin de dikkatini çekmiştir.

Altı yıl önce olsaydı böylesi bir konuşma kızılca kıyameti koparırdı. Sayın Kılıçdaroğlu’na söylenmedik söz bırakılmazdı. Kabul edelim ki bütün bunlar Kılıçdaroğlu ile CHP’de başlayan değişim çabasının ürünüdür.

Bu çaba oldukça kıymetlidir. Çünkü demokrasi, hukuk gibi ortak paydaları çoğaltarak geniş kesimlere ulaşabilecek bir CHP Türkiye’nin normalleşmesini sağlayabilir. Sert kutuplaşmaları bitirebilir.

Ben Türkiye’nin temel hak ve özgürlükler alanındaki sorunlarını çözerek demokrasi rayına oturmasında, Kürt ve Alevi sorunun çözülerek ülkemizin normalleşmesinde, kutuplaşmanın bitirilmesinde ve toplumsal uzlaşmanın sağlanmasında CHP’nin katkısının büyük olacağına işte bu nedenle inanıyorum.

Tabii özgürlükler alanında acil olan; fikir ve ifade hürriyeti üzerindeki baskıların, kısıtların kaldırılmasıdır.

Başörtüsü yasakları konusunda “hata yaptık” denilmesi büyük bir erdemdir. Bu aynı zamanda geçmişin acılarıyla yüzleşilmesidir. Geçmişle yüzleşmek ise geçmişi ilgilendiren bir husus değildir. Geçmişle yüzleşme, hatayı kabullenme bugün ve gelecekte aynı hatalara sebebiyet verilmeyeceğinin vaadidir.

(KARAR)

Etiketler:
Share
183 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Her şey kültür ve sanat için…

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Sirkeci Garı, 1890’dan beri İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısı ve 129 yaşında. 1908’de Bağdat Demiryolu’nun başlangıç noktası olarak yapılan Haydarpaşa Garı ise 111 yaşında. İstanbul’un sembolü olan bu iki tarihi garda bulunan bazı binalar ve açık alanlar, önümüzdeki 15 yıl boyunca sadece kültür ve sanat etkinlikleri için kullanılmak üzere, 2017’de 10 bin sermayeyle, 29 yaşındaki bir girişimci tarafından kurulmuş bir şirkete kiralandı. Genç girişimci, hiçbir şekilde ticari amaçlar için kullanamayacağı bu tarihi mekanlardaki binalar ve...
  • Konu kapandı mı?

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Türkiye’nin güneyinde başlattığı harekât, ABD’nin müdahalesi ile durduruldu. Bu elbette bir Amerika müdahalesidir! Ne için yapılmıştır peki? Orada konuşlandırdığı “Kürtler”den oluştuğu söylenen silahlı unsurlarını korumak için. Suriye bir vekalet savaşı sahası ve ABD bu sahada PKK/PYD unsurlarını kullanıyor. Bu müdahaleyi “Kürtler ölmesin” diye mi yaptılar peki? Asla ve kat’a. Onlar için Kürtler ölmüş, Araplar ölmüş, Türkler olmuş hiç mesele değil. Hepsi ölebilir, bir tek İsrail yaşa malıdır! ABD’nin Türkiye’nin güneyinde oluşturduğu İsra...
  • Nuri Pakdil’in ardından

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Gençtim, habersizdim, Nuri Pakdil destanını Şaban Abak’tan işittim ilkin. Sene 1988. Nuri Pakdil çoktan çekip gitmişti o vakit. Nesi varsa (Kitaplar, kitaplar, kitaplar) dağıtıp bir otel odasında inzivaya çekilmişti. Cesaret isterdi ziyaretine gitmek; yeterince devrimci -bilhassa “antifiravunist”- bulmadıklarını azarlarmış ve devrimcilik konusunda Nuri Pakdil’den geçer not almak çok zormuş zira. Antiemperyalistlik, antikapitalistlik, antinasyonalistlik, “antifiravunistlik” standartlarını çok yüksek tutarmış. Fevkalade hassas...
  • ‘Esed’le ne yapacağız’ sorusuna geldik

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Endişeliydim, Barış Pınarı Harekatı sırasında başımıza bir çorap örüleceğinden. Trump bir türlü konuşuyordu ‘öteki Amerika’ bir türlü. Avrupa’da Macaristan hariç aleyhte beyanat vermeyen kalmamıştı. Münbiç’te rejim birdenbire yeni bir zemin kazanmıştı, üstelik YPG’yle temas halinde. Kobani de kapsam dışına çıkıyordu. Trump’ın tweetleri berbat mı berbattı. Mektubu tweetlerinden daha berbat. ABD Başkan yardımcısı Pence Ankara’ya gelmişti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tokalaşırken suratından düşen bin parçaydı. O saatlerde bor...