logo

14 Kasım 2018

Yeni bir CHP mümkün mü?


Abdurrahman Dilipak
a.dilipak@gmail.com

Öztürk Yılmaz ne yapmak istiyor. Bu tartışma durup dururken niye çıktı. Yılmaz CHP’yi köşeye sıkıştırıp boğmak mı istiyor, ya da CHP’yi fabrika ayarlarına yani tek parti günlerine geri dönmeye mi zorluyor. Veya, Kılıçdaroğlu Arapça Ezana “evet” derken CHP’yi köklerinden kopartıp, seçim kazanmaya yönelik popülist bir politikaya mı savuruyor. Yoksa Kılıçdaroğlu CHP’yi ayakta tutmak, yaşatmak için elindeki son kozları mı kullanıyor. CHP’lilere bir öneri, Ezan, Arapça mı, Türkçe mi okunmalı tartışmasını bırakın, yasaklayın bitsin. Minareleri de yıkarsak, bu iş hallolur. Namazı da kaldırın, Camiler Halkevi olsun. Kur’an-ı Kerim’deki ahkam ayetlerini de çıkarıp yerine Nutuk’tan parçalar ekleyelim oldu olacak. (Olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz. Ne demek istediğimi merak ediyorsanız Osman Nuri Çerman’ın dinde Reform Projesine bir göz atın isterseniz.)

Ya da her iki politikacı da ne yapacaklarını bilmediklerinden mi böyle davranıyorlar.

Bir ihtimal daha var, hangi yola saparsanız sapın, CHP bölünecek.

Sanki AK Parti de bir ayak oyunu ile Mustafa Kemal’i CHP’nin elinden almaya mı çalışıyor. Kılıçdaroğlu “Atatürkçü Müslüman”a oynarken, AK Parti, “Müslüman Atatürkçü”ye oynuyor sanki. Bana kalırsa bu iki yaklaşım da oportünizme kayan bir pragmatizmden başka bir şey değil..

Ben diyorum, CHP adını “Cumhuriyet Halk Partisi”nden “CumhuriyetÇİ Halk Partisi”ne çevirsin, İş Bankasından elini çeksin ve Anayasadaki, şu değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen yasaların değiştirilmesine, Anayasanın başlangıç maddesinin değiştirilmesine, “And” metninin değiştirilmesine karşı çıkmasın, o zaman “normal”leşme yönünde ileri doğru bir adım atmış olur.

Cumhuriyet Savcılığı”, “Cumhuriyet Merkez Bankası” gibi “Cumhuriyet (…) Partisi” olmaz. Türkiye artık TEK PARTİ ile yönetilmiyor. CHP 1950’den beri tek başına iktidar olamıyor ama düşünebiliyor musunuz, kim iktidar olursa olsun, Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen çerçevesinin içine hapsedilerek, aslında CHP kongresinde belirlenen politikaların taşeronluğunu yapmak zorunda kalacak. Yani seçim sonuçları ne olursa olsun, kazanan parti ancak “Anayasal bir zorunluluk” olarak CHP’nin değiştirilemez iktidarının siyasi taşeronu olarak görev yapmak zorunda olacak. Evet bu anlamda CHP hâlâ, olağanüstü, hukuk üstü, siyasi DOGMAları yasa zoruyla dayatan bir “TEK parti”. CHP’liler artık şunu anlamalılar: Dayandıkları kavramlar ve kurumların günümüz dünyasında karşılığı yok.Çağdışı kaldılar.  Cumhuriyetten söz ediyorlar, Monarşilerde olan “Tek Adam”cılık yapıyorlar. İnkılapçıyız diyorlar, oysa, Türkiye’nin en muhafazakar partisi oldular. 

Türbeleri kapattılar, Mustafa Kemal’in mezarını türbe edindiler.

Bakın İnkılap diye, Osmanlı’da olmayan bir şeyi getirmediler. Latince de, şapka da, kıyafet de, takvim de, Osmanlı’da hepsi vardı. İnkılap diye “İslami” olanı, “Müslümanlara ait” olanı yasakladılar ve diğerini dayattılar, mecbur ettiler. Karşı çıkanı ağır bir şekilde cezalandırdılar.

CHP aslında geçmişten kopamıyor ve bu kamburu daha fazla sırtında taşımaya mecali de kalmadı. Geçmişi ile yüzleşmekten korkuyor. Çünkü nerede duracaklarını bilmiyorlar. Aslında Kılıçdaroğlu ile Öztürk Yılmaz arasındaki ağız dalaşını bir de bu açıdan görmek/okumak gerek.

CHP “TEK Parti” olmasının ötesinde “Resmi İdeoloji”sini “Resmi DİN” haline getiren, ÇOĞULCULUĞU reddeden, ÇOĞUNLUĞU görmezden gelen, ama kendine “Çoğunlukçuluğu ad olarak alan bir AZINLIK partisi.

CHP, başından beri uluslararası sistemin Truva atı olarak kuruldu ve devam etti. İddia edildiği gibi Kuvayı Milliye ya da Müdafayı Hukuk’un devamı değil. Türkiye’deki darbelerin arkasında kim varsa, CHP’nin arkasında onlar var. Hatırlayın her darbeden sonra kurulan hükümetlerde kimler koltuğa oturur. CHP’liler ve Masonlar. Darbelerde Meclis, partiler kapansa bile kapanmayan tek örgüt Mason Localarıdır. CHP’lilerin Masonlarla başından beri hiçbir sorunu olmamıştır. Mustafa Kemal Mason Localarını kapattı diyorlar. Hayır Mustafa Kemal Mason Localarını “Aynı davaya hizmet edecek iki ayrı yapıya gerek olmadığı için” kapattı. Mason Localarının Meşrik-i Azam’ını da kendine baş müşavir yaptı. Zaten Kemalizm fikriyatının öncüleri de Masonlar değil mi idi!  (Bakınız Tekin Alp, Osman Nuri Çerman, M. Kemal Öke)

CHP her 29 Ekim ve 10 Kasım’da durumdan vazife çıkararak sahne alıyor. Hem de, her kurbanda “Kaçan dana” ve “kendini kesen acemi kasap” tadında. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi Emine Şahin, “Atatürk İlah değil”, “Bu yapılan kıyamdır, Kıyam yalnız Allah’a yapılır” şeklinde bir şeyler söylemiş. Şimdi ne diyelim, “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal” demek de suç olabilir mi? Müslüman gelenekte, “kıyam”, “rüku” ve “secde” ibadet şeklidir. Bu bütün ilmihallerde yazar. Bu hakikat Mustafa Kemal’den 1500 yıl öncesinden beri böyledir. Mustafa Kemal İlah mı? Birilerinin İlah’ı olabilir. Ben Allah’tan başka bütün İlahlara “La” diyorum.

Kur’an-ı Kerim’de “Din büyüklerinizi İlah ve Rab edinmeyin” diye bir ayet var. Bir zamanlar Tanrı Kıral da vardı. “Augustus” o Tanrı kırallardan biri idi. Ağustosayı o Tanrı / kırala adandı. Hani biz de Ramazan’ı dini bir bayram olarak kutluyoruz ya! Bu ay da öyle bir şey.

Anıtkabri yapanlar, “Tanrılara yakışır bir mabed” inşa ettiler.

“İlah” kime denir? Yukarıdaki ayet meali ile ilgili olarak Peygamberimize soruyorlar, O da diyor ki, “Hani onlar size bir şey söylerlerdi de, siz o şey üzerinde düşünmeden onun söylediği şekilde kabul ve red etmez miydiniz, işte bu onları İlah ve Rab edinmek demektir.” Müslüman aklı böyle çalışır. Buyurun, şu satırlar CHP’nin 15. yıl “Şeref Kitabı”ndan (S:25) “Ufukta sonsuzluğu çizen kudretli bir el / Göklere yükseliyor İlah gibi bir el / Bu varlığın önünde bir dakika dize gel / Bu taş daha kutsidir o Kabe’nin taşından”. (S:17) “Ey Büyük Ata! Ey Tanrının oğlu!”, (S:43) “Sana güneş mi desem, Tanrı mı desem sana / Ey Atam, kıvılcımlı gözlerinle bak bana.”, (S:49) “SelanikteYüceldi İlahların bir eşi / Doğuşuyla karattı sanki gökte güneşi. // Bütün millet bir olup sarılmalı silaha / Kurtulmak, kurtulmakta hacet yoktu Allah’a

Osman Yüksel yıllar önce “Ayasofya” diye bir yazı yazmış. Demiş ki: “Fethin Fatihin mabedinden kitab-ı mübin’i, bu ulu dini kaldıran kim? / Dinimize, imanımıza saldıran kim, / Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli kimin elidir? / Söyle Ayasofya söyle, seni puthane yapan hangi delidir?” Sen misin bunu yazan.Hoop götürüp sanık sandalyesine oturtmuşlar. Bu iş dün böyle ise, bugün de böyle. Bazı soruları sormak da suç. Dünden bugüne ne değişti? Ne mi değişti; Biraz “Metodist Kemalist” olduk sanki. Şimdi de Kemalist Müslümanlarve Müslüman Kemalistlerden söz etmeye başladık. Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz. Bizimkiler CHP’den oy almak, CHP’liler muhafazakarlardan oy almak için mi böyle davranıyorlar? Dikkat: Pragmatizm’den bir adım sonrası Oportünizm’dir! İlkelerinizden uzaklaşırsanız, alameti farikalarınızı kaybedersiniz, o zaman da siz siz olmazsınız. Selâm ve dua ile.

(YENİ AKİT)

Etiketler:
Share
129 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Türkiye’den bakınca Fransa…

    09 Aralık 2018 YAZARLAR

    Fransa’daki “Sarı Yelekliler isyanı”nın bütün dünyadan ilgiyle takip edildiğini düşünmek yadırgatıcı değil. Her ülke bir yönüyle olayı kendisi ile ilgili bulabilir. Dünya geçtiğimiz yıllarda “Arap Baharı” sürecini yaşadı. Sovyet nüfuzu altındaki ülkelerde “Turuncu” vs. diye renkli devrimlere tanıklık etti. İtalya’da, Fransa varoşlarında “kapitalizm karşıtı” büyük kitlesel gösteriler gördü. Amerika’da ırkçılık karşıtı büyük tahripkâr gösteriler oldu. Türkiye’de de gezi olayları yaşandı. Her yeni olay, farklı ülkelerde kendinde ...
  • Caz denen tuhaf özgürlük meyvesi…

    09 Aralık 2018 YAZARLAR

    Eğer hayatımızda müzik ve şiir olmasaydı, herhalde bu dünya anlamsız ve çekilmez bir yer olurdu. Çünkü insan yalnızlığın en dayanılmaz halleriyle kendisiyle baş başa kaldığında ve varoluşuna anlam katma ihtiyacı hissettiğinde her zaman imdadına şiir ve müzik yetişmiştir. Sonbaharın kışa merdiven dayadığı şu günlerde geceler boyu, benim efsane cazcım Miles Davis’i ve 20. Yüzyılın en büyük caz yorumcularından birisi olan Billie Holiday’i dinliyorum tekrar, tekrar... Yağmurların unutulmuş ve de unutulmamış bütün anıları silip süpürdüğü hüzünlü bi...
  • Teşekkürler sana Şakir Kurtulmuş

    09 Aralık 2018 YAZARLAR

    Birkaç gün önce bir paket getirdi güvenlikteki arkadaşlar. Öyle sıkı sıkı sarılmış, bantlanmış. Uğraştım epeyce. Tükenmez kalemin ucuyla ambalajın üstünde yol aça aça ulaştım, paketin içindeki kitaplara. Aaa! Şakir Kurtulmuş. Yusufun Kuyusu, Ölüm ve Ayna, Ah Güzel Bir Gün, Gökte Asılı Şarkılar. Bunlar şiirler. Edebiyatın İzi ve Kültürün İzi de denemeler. (Çıra Edebiyat) Şakir Kurtulmuş deyince ben nerelere gidiyorum. Taa Yeni Devir’e... Dursunbey’e, Eskişehir’e, Ankara’ya... Ne güzeldi Yeni Devir. Biz de güzeldik. ...
  • Zaten amaaaan, bana neyse…

    09 Aralık 2018 YAZARLAR

    ''Müzik haram” diyen hocanın, teknolojinin bütün imkânlarından yararlanarak okunan ve video paylaşım sitesinde yayınlanan mektubunun altında müzik var. Zannediyorum müzik sadece başkasına haram. Ya da yine zannediyorum, “bu videonun altında haram dediğiniz müzik var” desem bana “müziğin o çeşidi haram değil” cevabı verilecektir hemen; zira “istisna” her zaman onlara çalışır, bize değil. Anlamıyorum, anlamayacağım da… Zaten amaaaan, bana neyse… Cahil desen, adamın isminin önünde hani kocaman “profesör doktor” unvanı var. Sorsan gözü parada...