logo

10 Ağustos 2019

Türkiye ABD’ye zarardan dönme fırsatı sunuyor


Yasin Aktay
y.aktay@gmail.com

Türkiye ve ABD arasında uzunca bir süredir devam etmekte olan Suriye’nin kuzeydoğusunda terör koridoruna karşı bir barış koridoru oluşturmakla ilgili görüşmeler, geçtiğimiz günlerde bir ABD heyetinin ziyaretinde yapılan görüşmelerle belli bir noktaya gelmiş oldu.

Aslında Türkiye’nin bu konudaki talepleri de niyeti de, planı da son derece açık ve net. Hiç kimseye zarar vermeyecek ama tabii ki bir terör örgütünün burada konuşlanmasına da fırsat vermeyecek bir plandır Türkiye’nin istediği.

Ortada anlaşmayı zorlaştırıyor ve yavaşlatıyor olduğu görünen sorunlar ABD’nin bu konuda açık, net ve şeffaf olmamasından kaynaklanıyor. ABD’nin Suriye’de ne yapmak istediğini kimse anlamış değil. Görünen kadarıyla kendisinin de bu konuda kafası karışık. Pentagon’dan gelen akılla Beyaz Saray’dan gelen akıl birbirini tutmuyor. Geldiğimiz durumda Pentagon’un planı Trump’ınkini iptal etmiş ve şimdi üzerinde durulan plan ABD’nin baştan beri uygulamakta olduğu plan.

Suriye’de bir terör örgütüne karşı başka bir terör örgütünü destekleyerek ulaştığı nokta ABD’nin özde teröre karşı olmadığını gösteriyor. Üstelik bu terör örgütünü kendi müttefikinin güvenliğine zarar verdiği açıkça göründüğü halde desteklemeye devam ediyor olması, ABD’nin müttefikliğine de hiçbir zaman güvenilemeyeceğini bir daha göstermiş oluyor.

Üstelik ABD’nin Suriye’de uygulamakta olduğu bütün politikaların en ağır bedelini Suriye halkından sonra Türkiye ödemektedir. Bugün karşı karşıya olduğumuz Suriyeli mülteciler sorununun tamamı ABD’nin bu anlaşılmaz, güven vermeyen politikalarının sonucu olduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz. Daha işin başından itibaren Suriye’ye geliş sebebi olarak ilan ettiği Esad’ı devirmek yerine DAEŞ denilen, ne idüğü belirsiz bir örgütle mücadeleye hedefi çevirerek zaten kiminle ne tür gizli danışıklar içinde olduğunun işaretlerini verdi. Oysa açıkçası, en iyi ihtimalle DAEŞ’in varoluş sebebi Esad rejiminin kendisiydi. Tabi daha gerçek ihtimal bu karanlık cinayet örgütünün çok önceden, tam atölye işi bir ABD prodüksiyonu olmasıdır.

Günün sonunda, Suriye’de tek taraflı olarak uygulanacak olan bir planın sadece bahanesi veya maymuncuğu rolünü oynamış bulunuyor DAEŞ. Bu karanlık örgütle samimiyetle, adamakıllı Türkiye’den başka hiç kimse mücadele etmiş değil.

DAEŞ’le mücadele konusunda Türkiye’nin dışında hiç kimse samimi değil. DAEŞ’i terk eden militanların sakallarını keserek veya kısaltarak hemen PYD safına katıldığına dair tonlarca bilgi var. Bunların aralarındaki kavganın da sahici bir kavga olmadığını yeterince gösteriyor bu durum. Kimi kandırdıklarını zannediyorlar?

Peki işin sonunda ne olmuş oluyor? Suriye’de tam bir demografik operasyonla etnik temizlik cereyan etmiş oluyor. Suriye halkının neredeyse üçte biri yurtdışına, yarısından fazlası ise ülke içinde yer değiştirmiş oluyor.

ABD’nin PYD ile iş tutmakta ısrar edişinin Türkiye üzerine doğrudan etkisi, PYD eliyle yaşanmakta olan etnik temizlik dolayısıyla Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki bölgelerden Türkiye’ye yaşanan Suriyeli göçü. Bunun ürettiği insani, iktisadi ve siyasi sorunların hiç birisi ABD’yi etkilemiyor, ilgilendirmiyor. Bu yüzden ABD buradan ortaya çıkan sorunları hiç umursamıyor bile.

Oysa Uluslararası Af Örgütü’nün daha 2015’ten itibaren yayımlamakta olduğu raporlarda PYD’nin ABD himayesinde hakim olduğu Münbiç ve Fırat’ın Doğusundaki bölgelerde Arap nüfusun oranının yüzde 95’leri bulduğu halde burada PYD’nin etnik temizlik uygulamaya cüret edişinin yaratmış olduğu ve daha da yaratabileceği insani felaketlere dikkat çekiliyor. Tabi PYD kendi doğal güçleriyle asla cüret edemeyeceği bütün bu işlere ABD’nin desteği ve yönlendirmeleriyle girişiyor.

Bu arada ABD’nin PYD’ye verdiği bu destekte ısrar etmesini izah edebileceği, öne sürebileceği hiçbir argümanı yok. DAEŞ’e karşı mücadele hatırına kullandığını söylediği PYD’yi satmayacağının söylemesinin da hiçbir mantığı yok, tutarlılığı da yok. 7000 tır dolusu silahı ölmüş eşeğe yükleseniz oradan bir güç çıkarırsınız. Bu PYD’nin DAEŞ’e karşı mücadelede başarılı olduğunu değil, sadece ABD’nin yanlış tercihini ve bu tercihteki ısrarını gösteriyor. ABD neticede bölgemizde hiç kimse için hiçbir faydası olmayan, hiç kimseye de açık ve şeffaf olmayan bir program uygulayarak bölgedeki kaosu artırmaktan başka bir şey yapmış olmuyor.

Türkiye ise başından beri Suriye içinde bir güvenli bölge uygulamak isterken bir yandan bu etnik temizlik faaliyetlerine karşı bütün Suriye halkını koruyacak bir tedbiri önermiş oluyordu, bir yandan da kendisine yönelen göçü Suriye içinde tutmayı düşünmüş oluyordu. Türkiye Suriye’de ne önerdiyse, sonuçları doğrudan kendi güvenliğini ilgilendiren gelişmelere karşı tedbir kabilinden önerdi. Suriye’nin toprak bütünlüğü, istikrarı ve iç barışı arayışı bu tedbirlerin özüdür. Bunları tehdit edecek hiçbir şey ne Suriye halkına ne bölge halkına ne de dünya barışına katkı yapar.

ABD’nin ise taa 8 bin km. ötelerden, kendisini doğrudan hiçbir şekilde ilgilendirmeyen Suriye’deki varlığını izah etmesi bir dertken uyguladığı bu yanlış politikalarla bedelini bölge ülkelerinin ödemek zorunda kaldığı insani sorunlara yol açmış olması ayrı bir dert.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda barış koridorunda ısrar etmesi, kimse endişe etmesin, ne Kürtlere, ne de herhangi bir etnik gruba karşı bir adım değil, sadece neticesi etnik temizlik ve Suriye’nin parçalanması olan bir terör koridoruna karşı bir tedbirdir. ABD’nin artık bunu anlayıp Türkiye ile daha yakın çalışması kendisinin de hayrınadır. Çünkü bugün tuttuğu yol onun 300 yıllık bütün değerler birikimini tüketmeye yüz tutmuş bulunuyor..

ABD zarar ediyor, Türkiye’nin sunduğu plan ona aslında neresinden bakarsanız zararın bir yerinden dönme fırsatı sunuyor.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
478 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...
  • Tribünlerin adalet sorununu çözmek!

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Adalet Bakanlığı “Seri Muhakeme Usulü” ile “Basit Yargılama Usulünün” 1 Ocak itibariyle uygulanmaya başladığını “yargıda yeni dönem” başlığı ile duyurdu. Adalet Bakanlığı Yargı Reformu’nun 24 Ekim 2019’da yasalaşan ilk paketindeki bu iki düzenlemeyi oldukça önemsiyor. Bu düzenlemelerin önemini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül şöyle anlatmıştı: “1 Ocak itibariyle yürürlüğe girecek yargı sisteminde yeni bir düzenleme var: Seri ve basit yargılama… Yeni sistemde daha hızlı, adil ve makul kararların verildiği bir süreç olacak. Bu usul vatandaşl...
  • Ünal Karaman’ın kaliteli vedası

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Belki daha önce de yazmışımdır. Ben, fanatik olmayan bir Trabzonspor taraftarıyım. Nasıl oluyor ‘fanatik olmayan’ taraftar olmak? En basit şekilde ifade edeyim. Trabzonspor’un bir haksızlık sonucu galip gelmesini istemem. Takım güzel oynasın ve kazansın. Bunu tercih ederim. Şenol, Kadir, Necati, Bekir, Turgay, Cemil, Ali Kemal, Hüseyin, İskender, Tuncay, Necmi... Bakın bunları ezberden saydım. Daha da sayabilirim. Trabzonspor’un şampiyonluklarını gördüm... Sonra İstanbul kulüpleri yeni çıkış yolları buldu. Daha zengindiler. Büyük...