logo

23 Aralık 2019

Türkçe ezan, Arapça İstiklâl Marşı!


D.Mehmet Doğan
m.dogan@gmail.com

Kim derdi ki Türkçe bir eser bir başka bir dile çevrildi diye birileri tantana çıkaracak? Gazetelerde hep görmez miydik, filan şairimizin şiirinin, filan hikâyecimizin hikâyesinin, romanının; feşmekan mütefekkirimizin kitabının diğer dünya dillerine çevrilme haberlerini. Bu haberler hep olumlu bir muhteva taşımaz mıydı? İşte bize ait bir yazarın değerli eseri dünya dillerine mal oluyor diye sevinmez miydik?

Peki nedir İstiklâl Marşı’nın Arapçaya çevrilmesinden duyulan dehşet? Evet “dehşet”, bundan başka kelime bulamadım. Bu tepki sırf dehşet uyandırmak için ortaya konulmuştur. Bugün dehşet yerine “terör” dediğimizi de hatırlatalım. Evet, millet böyle bir korku ile terörize edilmek isteniyor, dehşete düşürülmek hedefleniyor!

İstiklâl Marşı Arapçaya çevrileli çok olmuştur. Başka dillere çevrildi mi bilmiyorum. Muhakkak bazı dillere çevrilmiştir, bizim yapmamız gereken İstiklâl Marşı’nın bütün dünya dillerine çevrilmesini sağlamaktır, hatta o dillerde seslendirilmesi de düşünülmelidir.

İstiklâl Marşı sıradan bir marş değil. Bugün yeryüzünde iki yüze yakın “devlet” olarak nitelenen organizasyon mevcut. Bunların içinde çeşitli yönleriyle öne çıkan devletler var. Ekonomisiyle, ilmiyle, tekniğiyle vs. Bu öne çıkan devletlerin önemli bir kısmı, bayraklarıyla ve marşlarıyla da öne çıkarlar.

Bunlar köklü devletlerdir. Bayrakları tarih içinde oluşmuştur. Marşları tarihin mahsulüdür. İşte Türkiye bu devletlerdendir.

Türkiye Cumhuriyeti doksanlı yaşlardadır da bayrağı yüzlerce yıllıktır; hadi bakalım neden böyle olduğunu açıklayın!

Eğer bayrak devletin sembolü ise, Cumhuriyet yeni bir devlet değildir. Devletin idare şekli değişmiştir, fakat milleti, vatanı, dili, bayrağı değişmemiştir. Osmanlı anayasasında devlet dili Türkçe idi, Cumhuriyet anayasasında da öyledir. Peki, İstiklâl Marşı için “Cumhuriyet marşı” diyebilir miyiz? İstiklâl Marşı Cumhuriyet’ten önce marşımızdı, Cumhuriyet’ten sonra da marşımız olmaya devam etti. İyi ki de öyle oldu.

Bu marş bizim tarihimizin sancılı bir döneminde yazılmıştır. Şairi ısrar üzerine bir vazife telakki ederek İstiklâl Marşını yazmıştır. İki asırdır vuruşa vuruşa çekilen bir milletin marşıdır bu. Bu millet ki kendisi için savaştığı kadar kıtalar aşan büyük bir topluluk için mücadele etmiştir. İşte İstiklâl Marşı’nın TBMM’de kabul edildiği gün, Meclis’in kendi bütçesinden bastırdığı Hakimiyet-i Milliye gazetesinin başyazısının başlığı: “Ankara’da bir İslâm kongresi.”

Yazı Matbuat Müdürü Hüseyin Ragıp’ın imzasıyla yayınlanmıştır ama Mustafa Kemal Paşa’nın dikte ettiği bir metindir. Ve bu yazı şu cümle ile sona erer:

“Mısır’ın, Cezayir’in, Trablus’un, Tunus’un, Hind’in, Afgan’ın, Azerbaycan’ın, Suriye ve Irak’ın Müslüman murahhasları (temsilcileri) İslâm kıyamının (ayaklanmasının) karargâh-ı umumisi (genel karargâhı) olan Ankara’da toplandıkları vakit bu arzuyu mütehiden (birlik olarak) ve kuvvetle söyleyecekler ve salib (haçlı) ve sermaye istilâsına karşı en kahhar (kahredici) mukavemet (direniş) azmini ilân edecekler.”

Mehmed Âkif’in şiirinde bu azmin kuvvetle ifade edildiğini görmek zor değil. Ankara’daki mücadele sınırları geniş bir mücadeledir. Mehmed Âkif’in marşı işte böyle bir zamanda yazılmıştır ve şair, bu millî marşda elbette bizim muhtevamızı esas almıştır. Fakat bu muhteva sınırları aşan güçlü bir muhtevadır.

Ali Ulvi Kurucu, Mısır’da Hasanü’l-Benna’ya İstiklâl Marşı’ndan bahseder. “Ezan bizim milli marşımıza girmiştir” der. Sonra şu kıt’ayı okur, Arapçaya çevirirler:

Ruhumun senden İlâhî şudur ancak emeli

Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli;

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

Benna, “bir millî marşa ezanı, ibadeti, mâbedi koymak çok mânalı, çok güzel” der.

İstiklâl Marşı, birçok ülke marşı gibi uydurma vatanlar, sentetik uluslar, kifayetsiz liderlere övgü için yazılmış bir marş değildir. O güçlü bir iman ve esaslı fikrin ifadesidir. Nasıl bayrağımız bizi aşar şekilde bir Müslümanlık timsali ise, İstiklâl Marşı da öyledir. Bu yüzden o bütün Müslüman toplumların benimseyebileceği bir metindir. O yüzden de öncelikle Müslüman toplumların dillerine çevrilmelidir.

Gelelim meselenin esasına…Bir zamanlar ezan Türkçeleştirilerek okutuldu. Millet bunu benimsemedi. İlk serbest seçimden sonra asli şekliyle okunmaya başlandı. Şimdi Türkçe ezancılar bir rövanş olarak Arapça İstiklâl Marşı’ndan nemalanmak istiyor olmasınlar?

(KARAR)

Etiketler:
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNZAL EDİLMİŞ ADIMIZI, ÜRETİLMİŞ “İSLÂMCI” KAVRAMI İLE DEĞİŞTİRMEK SAPMALARA KAYNAKLIK ETMİŞTİR

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Her din ya da ideoloji, kendini özgün taşıyıcı kavramlarıyla ifade eder, tanımlar ve mesajını insanlara ulaştırır. Temel tanımlayıcı kavramlar, nötr değildirler; zihnine girdikleri, kendilerini benimseyerek kullanan insanları, kendi arka planındaki din, düşünce, felsefe ve ideoloji istikametinde dönüştürürler. Bunlar, o din ya da ideolojinin, taşıyıcı, inşa edici ve dönüştürücü etkiye sahip olan inanç eksenli kavramlarıdır. Bir de taşıyıcı olmayan, yani dinî ve ideolojik boyutu belirleyici olmayan kavramlar vardır ki onları, her din ya da ideol...
  • ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir Kaynak: ‘Savaş ve Siyaset’, Aynı Hedef İçin, Farklı Silâhlarla Yapılan Eylemler Manzumesidir – SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

    02 Mart 2020 YAZARLAR

    Bu Pazar günü, birkaç noktaya değinelim: 1- Anamuhalefet’in lideri ve sözcülerinin, ‘Bizim askerimizin tırnağının ucundan kesip attığı bir parça bile bütün Suriye’den daha değerlidir.’ şeklindeki sözü çok matah bir şeymiş gibi geçen hafta boyunca sık sık dile getirmeleri sorgulanması ve utanılması gereken bir yaklaşımdır. KK ve adamları, yürekleri elveriyorsa, aynı sözü, Suriye için değil de, o ülkeye yarım asırdır zorla tahakküm ve zulmeden Baas Partisi, Esed Hanedanı ve Beşşâr Esed’in şahsı için söylesinler. Ama, dilleri varmaz ona bir olu...
  • Süleymani’nin öldürülmesine niye sevineyim?

    04 Ocak 2020 YAZARLAR

    İran’ın önemli generallerinden birisi, ABD füzeleri ile öldürüldü. Sevinmemiz gerektiğini söylüyor bazılarımız.. Gerekçeler önümüze koyuyorlar.. “Ortadoğu’da sürekli Şia mezhebinin yayılması için, haksız girişimlerde bulunup, örgütlenmeler yaptı.. Suriye’de binlerce Müslümanın ölümüne sebep oldu.. Yemen’den sorumlu.. Irak’tan sorumlu.. Kadınların ırzına geçilmesinden sorumlu.. Bebeklerin ölümünden sorumlu.. Esad’ın kimyasal silah kullanmasından sorumlu..” Devam ediyor, tutulan liste.. Devam ediyor, gerekçeler.. Ben ise şöyle bakıyor...
  • Tapu idaresi tepkide niye gecikti?

    03 Ocak 2020 YAZARLAR

    Haber yankı uyandırmış, konu nazik, konu netameli, ucu 'çılgın proje' hassasiyetlerine dokunuyor, kamuoyu zaten teyakkuzda, duyarlılık tavana vurmuş, üstüne belediyelerin tapu bilgilerini online sorgulama yetkisinin kaldırıldığı söyleniyor, Kanal İstanbul hattındaki arazileri toplayanların izi sürülemeyecek deniyor, yer yerinden oynuyor... Ne beklersiniz; tepkilerin hedefindeki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün zaman kaybetmeden, sabah ilk iş duruma açıklık getirmesini. Peki onlar ne yapıyor? Haberi alan alıp satan sattıktan sonra, a...