logo

16 Ağustos 2019

Telefon tellerinden aile bağları


Fatma Barbarosoğlu
f.barbarosoglu@gmail.com

Tefrika roman 5

Her gittiği yerden türlü paylaşımlar yapan babaannem ve “altın kızlar” Uludağ’dan tek kare paylaşmadılar. Sosyal medyaları “hareketsiz” kaldı.

Tuhaf bir şekilde onları o mecralardan kontrol etmeye o kadar alışmışız ki bir birimizden habersiz, hepimiz durmadan babaanneme “bir vesile ile” mesaj yazmışız.

Babaannem telefon açtı “İyi misiniz? Niye arka arkaya durmadan yazıyorsunuz? Her birinize cevap yazacağım diye işaret parmağım tutuldu.”

Bayramın son günü sağ salim geldiler. Huzurlu, dinç, sevimli bir babaanne ile karşılaşmak çok güzeldi. Fakat bu güzellik hasarını da beraber getirdi.

Biz şimdi annem için kurs bakmaya gidiyoruz.

Şaşırdınız mı? Niye, sizin ailenin böyle dertleri yok galiba. Annem için kurs bakmamız şart, yoksa aile birliği bozulup dağılacak.

Annem 25 yıldan sonra emekli oldu. Annem çok erken başlamış çalışmaya. Sağlık meslek lisesini bitirir bitirmez. Genç aslında.60 yaşında. Yani babaanneme bakınca. Babaannem 76 yaşında. Ama o kendini iki gelininden daha dinç ve daha genç buluyor o ayrı. Bazen ona hak veriyorum. Babaannemin kuşağı onun tabiri ile hayatı bir yaz gününde buzlu su gibi içme zevkine sahip insanlar.

Annem yıllarca evini özledi. Yıllarca emekli olunca şöyle uzun uzun evinde oturmanın hayalini kurdu. Ama şimdi onu evinden uzaklaştıracak kurs arıyoruz. Annemin canı filan sıkılmadı. O çiçekleri ve kitapları ile çok mutlu. Evet annem çok kitap okur. Mesleki alışkanlık. Türkiye’de kitabın en çok nöbet saatlerinde okunduğunu bilmiyor muydunuz? Bazı geceler hastane ortamı hareketsiz olur. Annem o zaman bir kitabı bitirir neredeyse. Nöbette en çok bilim kurgu okur. Bilim kurgu okuması onda teknolojiye karşı bir nevi perhizkar bir tutum oluşturmuş. Muş diyorum çünkü emekli oluncaya kadar yani emekli olup da babaannemle teknoloji kullanımı konusunda karşı karşıya gelinceye kadar durumun vahametinden pek haberdar değildik.

Babaannem illa bana feys açın diye tutturdu. Aldın akıllıyı artık kurtaramazsın kendini. Çocuklar hiç olmazsa kendileri hallediyorlar. Yaşlıların akıllı kullanımları aileyi perişan ediyor. Açtık bir feys . Çok hızlı öğrendi. Zehir gibi maşallah.

Amcamın karısı ile babaannemin feysinin ilk on beş gününde, hayatımız, aşıklar atışmasının sahnesi gibi oldu. “Sen bana niye kahve yapmıyorsun.” Sanal kahveden bahsediyor. “Pişirdiğim yemeğin altına niye eline sağlık yazmıyorsun?!” Resmini paylaştığı yemeğin altına yorum yazmasını kastediyor.

Yengemin cevapları babaannemi kendi nasihatleri, ilkeleri üzerinden vurmaya odaklıdır her daim.

“Onu sen mi pişirdin? Hani ev yemekleri satan dükkâna takılıyordun?”

“Olsun. Koymuşum tabağıma yiyeceğim. İnsan bir afiyet olsun yazar.”

“E sen bize biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar derdin. Senin böyle paylaşımlarını görmezlikten geliyorum ben de…”

Yengem gamsızdır. Babaannem ne dese takılmaz. Bir sözüne verilecek bin cevabı hazırdır. Zaten kendi annesi, babaannemden “bin beter” olduğu için feysbuk kullanımında, yengem babaannemi ön idman olarak kabul ediyor.

Annem emekli olunca yengem biraz rahata erdi çünkü annem emekli olunca babaannem anneme sardırdı. “El içine çıkarken yanımda olsan” diye tutturdu. Açtı ortaya Naciye defterlerini. “Sen yeni gelin olduğunda da kendini benim yanıma yakıştırıp da gezmediydin.”

Yengem ta o zamanlardan bunalmış zaten , “Gelin olup yanıma yakışsan” mevzularından. Misafir gelecek “Gel Gülderen gelinliğini görelim.”

Taziyeye gidilecek “Bana eşlik et, yanıma düş Gülderen.”

Öğretmen Gülderen yenge. Ama okul yarım gün olduğu için kendisini kurtaracak bir kör nokta yok hayatında. Ya kendi annesine eşlik etmek durumunda garibim, ya babaanneme.

Geçen gün “Ben gençliğimde sana çok eşlik ettim kaynanacığım” dedi. Kendisi kayınvalide olduğundan beri babaanneme kaynanacığım diye hitap ediyor. Kendi gelini “Gülderen anne” diyormuş hatta bazen de “Güldüren anne”. Yengem hiç hoşlanmıyor gelininin hitap şeklinden: “Gelin Hanım, anne diyeceksen de, ne demek Gülderen anne. Tek başına anne hitabı diline yapışıyorsa, Gülderen Hanım münasiptir.”

Ne diyordum, “Bak benim kehribar gözlü kayınvalideciğim” demiş Gülderen yenge -öyle, çok dilbazdır Gülderen yenge- “Ben gençliğimde çok eşlik ettim, Suadiyelerden Bakırköylere az taşınmadık. Ben vazifemi gerçek hayatta yaptım sanalda da elticiğim yapsın.”

Kadın haklı haklı olmasına ama annemin akıllı telefonu bile yok “sanal gelinlik performansı” için. Bir tane Nokyası var. Ağabeyim dedi ki geçen gün “Anne, Nokya’nın senden haberi olsa kesinlikle sana yeni telefonlarını hediye diye gönderirler.”

Babam önce ikisine de Motorola almıştı. Şöyle tuğla gibi bir şey. Annem şu an kullandığı telefonu görmüş vitrinde, kasasının pembesi hoşuna gitmiş, almış. Annem cep telefonu ile konuşmayı çok fazla tercih etmiyor. Söylemiş miydim, annem ameliyathane hemşiresi. Cep telefonu ile ulaşmak mümkün değildir. Ama ev telefonundan arayanlar ulaşır anneme. İşte olmadığı zaman evdedir. İlk zamanlar doktorlar bir hayli kızdı anneme. Annem hiç istifini bozmadı: “Cep telefonunun olmadığı zamanlar nasıl yaşıyorduk. O halde…”

Babaannem “Annenin doğum gününe bir akıllı telefon alsanız” dedi bana geçen ay. Her şey bu cümle ile başladı zaten. “Yok babaanne, annem hoşlanmıyor” filan dediysek de “kahrından öyle söylüyordur şimdiye kadar neden almadınız” diye tutturdu. “Kullanamam akıllı telefonu” diyor dedik “Aaa, o zaman annenizi bir Alzheimer testine götürün” dedi. “Yok öyle değil zamanını ona vermek istemediğinden” dedik. “ Emekli oldu artık bütün gün yün bere örecek hali yok ya” dedi.

Annem çalışırken yün bereler, atkılar örerdi. Her tabii afet kolisinde annemin elemeği yün bereleri ve atkıları muhakkak vardır.

Babaannemden kurtuluş yok. Babaannem Gülderen yengeye sardırdıkça o da anneme pas ediyor.

Kadıncağızın ağız tadı ile yaşanacak bir emekliliği olamadı velhasıl. Annem dedikodudan hiç hoşlanmaz. Meraksızın önde gidenidir. Ona göre bildiğimiz her türlü bilginin mesuliyetini yerine getirmemiz lazım. Yoksa zihnimize yük. Babaannem dedikodunun -o dedikodu demiyor sohbet diyor ya- insan ruhuna nasıl iyi geldiğine dair bir haber dinlemiş. Hemen annemi aramış. Cepten. Annem evdeyken cebini hiç kullanmaz. Hep sessizdedir. Babaannem babamı aramış. Sonra ağabeyimi aramış “Müberra’ya uluşamıyorum” diye. Herkes panik. Beni de aramış, ulaşamamış, çünkü bizim aşırı modern okulumuzun bodrum katında cep telefonu çekmiyor. Herkes panik. O panik ile eve gelmişler. Ev telefonunu aramak hiçbirisinin aklına gelmiyor. Annem garibim reçel kaynatıyor. Yok emeklilik eğlencesi değil annem çalışırken de iki ayda bir muhakkak reçel kaynatırdı. Hem de ne reçeller. Bir defasında ceviz reçeli bile yapmıştı. Muhteşem bir şey. Ama bir daha yapmadı çok meşakkatli. İlkinde niye mi yapmış? Annemin öyle merakları vardır. Vişne reçeli kaynatıyormuş herkesin panik yaşadığı sıra. Vişneyi çekirdeğinden ayırırken alnına filan sıçramış olmalı. Ağabeyim ile babam bir hışım kapıya gelip annemin alnını kanlar içinde görünce… Kan değil vişne tabi. Ağabeyim bayılmış. Ayıldığında anneme bas bas bağırıyor: “Dağdaki çoban kullanıyor, köylü Hatçe kadın kullanıyor bir sen öğrenemedin şu cep telefonunu kullanmayı.”

Annem “Ev telefonunu niye aramıyorsunuz?” diye gayet rasyonel bir soru soruyor. Annem öyledir insanı ifrit eden rasyonel soruları vardır. Sinirleri alınmış sorgulayıcı polis memuru havasında adeta.

Baba-oğul ikisi aynı anda “ Ev telefonu diye bir şey mi kaldı!” diye bağırıyor. Annem ev telefonunun ahizesini kaldırıp sinyal sesini kulaklarına tutuyor.

Annem için üzülüyorum. Neden mi?

Devamı haftaya Cuma’ya

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
114 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Haccın imkânları

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Bir hac daha sona erdi. Suudi Arabistan resmî makamlarının yaptığı açıklamaya göre, 2019 haccına iştirak edenlerin sayısı 2 milyon 489 bin 406. Hac vizesi dışında başka yollarla Mekke’ye giriş yapanların dâhil edilmediği bu rakamın yüzde 55,65’ini erkekler, yüzde 44,35’ini ise kadınlar oluşturdu. Bir milyon 855 bin 27 kişi yurtdışından gelirken, 634 bin 379 kişi de Suudi Arabistan sınırları içinden hacca katıldı. Hacıların yüzde 93’ü hava yoluyla, yüzde 5,2’si kara yoluyla, kalan kısmı da deniz yoluyla Hicaz’a ulaştı. Söz konusu rakamlar, Su...
  • Kuzey İslamının çıkış yolu: Doğal tarım

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Aslında bugün Hatay’da mezar taşlarını kırıp üzerine “Geleceğiz! Biz İslam devletiyiz” yazan tuhaflıkla ilgili de yazmak istiyordum ama sonra dedim ki kendi kendime: “Bu tuhaflığı ortadan kaldırmanın yegâne yolu olan Kuzey İslamı dediğimiz meseleyi övmeye başladığında da bu sefer Türklüğünü Müslümanlığı ile bir türlü eşitleyememiş, Türklüğünü Müslümanlığa bir türlü içkin hale getirememiş adamların el ovuşturmaları hoşuna gitmeyecek.” Fakat ne gam! Yine de diyeceğimi demiş olayım. Biz Türkler “kendimize mahsus bir din kültürü” oluşturmayı baş...
  • İtfaiye mi ateş mi…

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Churchill, “Niye eleştiriyorsunuz” diye sorana “İtfaiye ve ateş arasında bîtaraf kalamam” dermiş. Biz ise değil tarafsız kalmak ateşi tutuyoruz neredeyse! … Toplumun her kesiminde hatta çağın insanında yaygın olan bu ‘kendinden emin olma’, ‘her şeyin ölçüsü olarak kendisini görme’ hali ruhumuza sirayet etmiş durumda. Öyle ki, ortak bir paydada buluşamayan ülke insanımız bu ruh halinde buluşmuş sanki. Ortak kodlarımız nihayet ortaya çıkmış.Bayram sohbetlerinde farklı farklı kesimlerde tespit ettiğim tek ortak nokta da bu ‘kendinden eminlik...
  • Arap Birliği’nin bir Arap politikası var mı?

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Türkiye ve ABD arasında Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmasında mutabık kalınan barış koridorunun öncelikle Suriye halkı için güvenli bir alan oluşturması bekleniyor. Bu güvenli alan sayesinde Suriye halkını hem Esad’ın sivil-silahlı ayrımı yapmadan kendi halkına karşı uyguladığı katliamlara karşı bir koruma sağlayacak hem de terör gruplarının cirit atamayacağı ve yine Suriye halkını tehdit edemeyeceği bir bölge oluşturulmuş olacak. Mevcut durumda ABD desteğini alarak, ABD tarafından şımartılmış olan PYD bölgede hem Araplara yönelik etnik temi...