logo

17 Temmuz 2019

Tarihin cilveleri


Taha Kılınç
t.kilinc@gmail.com

Fransa’nın başkenti Paris’te, 1999’un başında Fransızca olarak yayımlanan bir kitap (La Prisonnière – “Tutsak”) Fas Krallığı’yla ilgili çok sayıda gizli bilgiyi ortaya döküyordu.

O zamana kadar dedikodu kabilinden söylenen ve fısıltıyla dillendirilen şeyler, artık olayların birinci elden tanığının kaleminden dünya kamuoyuna ifşa ediliyordu. Kitabın yazarı, uzun yıllar kraliyet sarayının koridorlarında ve tam göbeğinde yaşamış, kendisini evlat edinen Kral İkinci Hasan’ın yakın ilgisine mazhar olmuş, hanedanın prensesleriyle yakın dostluklar kurmuş, ardından baş döndürücü bir hızla zirveden yere çakılarak hapse atılmış ve dünyayla teması kesilmiş bir isimdi: Melike Ufkir.

Fas eski İçişleri ve Savunma Bakanı Muhammed Ufkir’in kızı olan Melike Ufkir, 24 yıllık esaret hayatının ardından 1997’de nihayet Fas’tan ayrılmasına müsaade edilip de Fransa’ya yerleşince, İngiliz The Guardian gazetesine konuşarak yaşadıklarını anlatmıştı. “Gerçek babam, beni evlat edinen babamı devirmeye çalışınca, üvey babam gerçek babamı öldürdü. İşte benim ve ailemin trajedisi” diyen Melike Ufkir, esaret hayatının zindan, işkence, akrep ve yılanlar, açlık grevleri ve yalnızlıkla dolu ayrıntılarıyla birlikte, Fas’ın yakın tarihine de ışık tutuyordu.

Melike Ufkir’in babası Muhammed Ufkir, 1920’de Fas’ın Tafilalt bölgesinde Fransızların “paşa” olarak görevlendirdiği bir babanın oğlu olarak dünyaya geldikten sonra, temel eğitimlerini tamamlayarak 1941’de askeri akademiden mezun olmuştu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız ordusunda görev yapan Ufkir, hizmetleri dolayısıyla Paris’ten ödüller kazandı. Savaştan sonra Fransız ordusuyla bağını koparmadı, 1947-49 arasında Fransızlar namına Vietnam’da çarpışmalara katıldı. Ufkir böylece, hem tecrübesi hem de Fransızlarla yakın irtibatı dolayısıyla, 1961’de tahta oturan Fas Kralı İkinci Hasan’ın en güvendiği adamlardan biri haline geldi. Ordu içindeki gücünü kullanarak Kral’ın iktidarına yönelik her türlü protesto ve itirazı anında bastıran General Ufkir, Kral Hasan’ın rakiplerini ortadan kaldırma operasyonlarını da bizzat yürütüyordu. 29 Ekim 1965 günü Fransa’nın başkenti Paris’te kaçırılan ve bilahare işkence edilerek öldürüldüğü, kesilmiş başının da Rabat’a gönderildiği ortaya çıkan Mehdi bin Bereket suikastı, bunlardan biriydi örneğin.

1967’de içişleri bakanı olarak atanan Muhammed Ufkir, artık güvenlik kuvvetlerinin ve polisin üzerinde de direkt kontrol gücüne sahip olmuştu. Kral Hasan, özel işleri de dâhil olmak üzere, iktidarıyla ilgili her türlü meselede yalnızca Ufkir’e itimat ediyordu. Tecrübeli general, adeta Fas’ın fiilî yöneticisi ve karar vericisi konumuna yükselmişti. 10 Temmuz 1971’de, Rabat yakınlarındaki sarayın bahçesinde düzenlenen Kral Hasan’ın 42’nci doğumgününün 250 dolayında askerî öğrenci tarafından basılmasıyla yaşanan darbe girişiminin bastırılmasında da General Ufkir başrol oynamıştı. Kral, bu defa fiilen canını da kurtaran Ufkir’i terfi ettirerek kendisini savunma bakanı ve genelkurmay başkanı olarak tayin etti. Kraliyet sarayı erkanına “Bu kadar da olmaz” dedirten bu görevlendirme, bir yıl sonra, Muhammed Ufkir’in bu defa kendi hesabına darbeye kalkışmasına yol açacak, ancak netice hiç de beklendiği gibi tecelli etmeyecekti:

Kral Hasan, 16 Ağustos 1972 günü Fransa’ya yaptığı resmî ziyaretten dönüyordu. Kral ve beraberindeki heyeti taşıyan Boeing 727 tipi uçak, başkent Rabat’a doğru alçalmaya hazırlanırken, birden bire dört bombardıman jeti, uçağa yaylım ateşine başladı. Jetler, bizzat Savunma Bakanı Muhammed Ufkir’in emriyle, Kenitra Üssü’nden havalanmıştı. Ufkir, üssün komutanı General Muhammed Emekran’la işbirliği içinde Kral’ı öldürüp ülke yönetimine el koymayı planlamıştı.

Fas hava sahasındaki bu boğuşma sırasında, gövdeye çarpan mermiler uçağı sarsarken, kendisi de bir savaş pilotu olan Kral Hasan, büyük bir risk alarak cesurca bir adım attı. Kokpite girerek jet pilotlarıyla radyo üzerinden temasa geçti: “Diktatör öldü! Ateşi durdurun!” Konuşanın bizzat Kral olacağına hiç ihtimal vermeyen pilotlar, suikastın başarıya ulaştığını düşünüp saldırıyı bitirince, Kral Hasan, uçağı Rabat Havaalanı’na kendisi indirdi. Savaş jetleri, havada Kral’ın uçağını düşürmeye çalışırken, yerde kendisini bekleyen protokolün de üzerine ateş açmış; pistte 8 kişi ölmüş, 40 kişi yaralanmıştı. Yaşanan dehşetin ardından, Boeing 727’nin kapısı açılıp içinden Kral indiğinde, neler olacağını artık herkes tahmin ediyordu.

Kral’ın yeniden ve hızlıca kontrolü ele almasından sonra, birkaç saat içinde binlerce subay ve asker tutuklandı. Darbenin elebaşı Muhammed Ufkir, aynı gün “intihar etti”. Kenitra Üssü Komutanı Muhammed Emekran ise, sığındığı Cebelitârık’tan Fas’a iade edilerek 13 Ocak 1973’te kurşuna dizildi. Ufkir ve Emekran’ın aileleri de hapse atılarak dış dünyayla irtibatları kesildi.

Muhammed Ufkir’in kızı Melike’nin sözünü ettiği baş döndürücü öykü bu idi, özetle. Kriz anında Kral Hasan’ın aldığı çabuk ve cesur karar, sonucu belirlemişti. Netice Ufkir ve ailesi açısından pek parlak olmasa da -kavgaya girip yumruk yememek ihtimali yoktu elbette-, Kral, kendisinin ve ülkesinin gidişatı açısından risk almış ve kazanmıştı.

Tarihin böyle sayısız cilvesi var. Derinlere doğru kazıyı sürdürdükçe, birbirinden düşündürücü hadiseler, tüm zamanlara göz kırpıyor. Bu nedenle, her devlet başkanına, görevi sadece tarih okuyup ibret derslerini önüne sıralamak olan hikmetli danışmanlar lazım.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
327 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Haccın imkânları

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Bir hac daha sona erdi. Suudi Arabistan resmî makamlarının yaptığı açıklamaya göre, 2019 haccına iştirak edenlerin sayısı 2 milyon 489 bin 406. Hac vizesi dışında başka yollarla Mekke’ye giriş yapanların dâhil edilmediği bu rakamın yüzde 55,65’ini erkekler, yüzde 44,35’ini ise kadınlar oluşturdu. Bir milyon 855 bin 27 kişi yurtdışından gelirken, 634 bin 379 kişi de Suudi Arabistan sınırları içinden hacca katıldı. Hacıların yüzde 93’ü hava yoluyla, yüzde 5,2’si kara yoluyla, kalan kısmı da deniz yoluyla Hicaz’a ulaştı. Söz konusu rakamlar, Su...
  • Kuzey İslamının çıkış yolu: Doğal tarım

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Aslında bugün Hatay’da mezar taşlarını kırıp üzerine “Geleceğiz! Biz İslam devletiyiz” yazan tuhaflıkla ilgili de yazmak istiyordum ama sonra dedim ki kendi kendime: “Bu tuhaflığı ortadan kaldırmanın yegâne yolu olan Kuzey İslamı dediğimiz meseleyi övmeye başladığında da bu sefer Türklüğünü Müslümanlığı ile bir türlü eşitleyememiş, Türklüğünü Müslümanlığa bir türlü içkin hale getirememiş adamların el ovuşturmaları hoşuna gitmeyecek.” Fakat ne gam! Yine de diyeceğimi demiş olayım. Biz Türkler “kendimize mahsus bir din kültürü” oluşturmayı baş...
  • İtfaiye mi ateş mi…

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Churchill, “Niye eleştiriyorsunuz” diye sorana “İtfaiye ve ateş arasında bîtaraf kalamam” dermiş. Biz ise değil tarafsız kalmak ateşi tutuyoruz neredeyse! … Toplumun her kesiminde hatta çağın insanında yaygın olan bu ‘kendinden emin olma’, ‘her şeyin ölçüsü olarak kendisini görme’ hali ruhumuza sirayet etmiş durumda. Öyle ki, ortak bir paydada buluşamayan ülke insanımız bu ruh halinde buluşmuş sanki. Ortak kodlarımız nihayet ortaya çıkmış.Bayram sohbetlerinde farklı farklı kesimlerde tespit ettiğim tek ortak nokta da bu ‘kendinden eminlik...
  • Arap Birliği’nin bir Arap politikası var mı?

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Türkiye ve ABD arasında Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmasında mutabık kalınan barış koridorunun öncelikle Suriye halkı için güvenli bir alan oluşturması bekleniyor. Bu güvenli alan sayesinde Suriye halkını hem Esad’ın sivil-silahlı ayrımı yapmadan kendi halkına karşı uyguladığı katliamlara karşı bir koruma sağlayacak hem de terör gruplarının cirit atamayacağı ve yine Suriye halkını tehdit edemeyeceği bir bölge oluşturulmuş olacak. Mevcut durumda ABD desteğini alarak, ABD tarafından şımartılmış olan PYD bölgede hem Araplara yönelik etnik temi...