logo

04 Haziran 2019

Siyaset siyasetten öte…


Ahmet Taşgetiren
a.tasgetiren@gmail.com

Yıl 1970. Mücadele Birliği ve MTTB’li yıllar. 29 Mayıs. Muhafazakâr camianın iki kuruluşu tarafından iki Fetih Mitingi düzenleniyor. Mücadele Birliği’ninki Topkapı’dan başlayacak, Fatih Camiine gidilecek, oradan da Ayasofya’nın önüne gelinecek. MTTB’nin mitingi ise Şehremini’nde yapılacak. İki kuruluşun merkezi Cağaloğlu’nda karşı karşıya. Derinden bir rekabet var. Hangi miting daha muhteşem olacak, alttan alta konuşuluyor. Mücadele Birliği “Ayasofya Açılsın” sloganını kullanıyor. Miting en son Ayasofya önünde sonlanacağı ve yürüyüş güzergahı Fatih camii ve Şehremini’ni de içine aldığı için MTTB’nin kitlesini de sürükleyip götürmesi mümkün…

Mitingler yapıldı, Allah’a şükür derindeki rekabete rağmen büyük bir sıkıntı yaşanmadı.

***

Bir başka Fetih yıldönümü…

Bu defa başka bir rekabete sahne oluyor. Refah tabanı ikiye ayrılmış. Necmeddin Erbakan liderliğinde Saadet, ve Tayyip Erdoğan liderliğinde Ak Parti. Saadet Çağlayan’da yapacak Fetih mitingini, Ak Parti Kazlıçeşme’de. Ak Parti iktidarda, taban akışı o istikamette, Saadet de bu akışı kendi bünyesinde korumaya çalışıyor. İşte o günlerde merhum Hoca “Çağlayan’da toplananların Fatih’in, Kazlıçeşme’de toplananların Bizans’ın çocukları olduğu”nu söylüyor.

Bunu inanarak söylemediğinden emin olabilirsiniz. Sonuçta düne kadar Ak Parti’yi kuranlar da “Erbakan’ın çocukları” idi. Hoca “Çocuklar” demiyor muydu onlar için, siyasette hemen yanı başında doğmuş, büyümüş değiller miydi?

Peki neden o sarsıcı sözü söylemişti? Siyaset.

Peki o sarsıcı söz, kitleler üzerinde etkili olmuş muydu? Tabii ki hayır.

Şöyle bir psikoloji okuyorum bu tür davranışlarda. Rakibimiz kötü yerde dursun, kötülüğü sembolize etsin, biz de ona kolay vuralım, kitlelerin gözünde onu bitirelim.

Hadi soralım: Ekrem İmamoğlu’nun iyi bir insan olmasını mı tercih ediyoruz, olmamasını mı?

Camiye gelmesini mi istiyoruz, gelmemesini mi?

Annesinin başörtülü olması mı iyiydi olmaması mı?

Pontuslu-Yunanlı olmasını mı istiyoruz olmamasını mı?

Belli ki 23 Haziran seçimleri İstanbul ile Konstantinopolis arasında geçerse İstanbul mutlaka galip gelir.

İstanbul galip gelir de ya Konstantinopolis için de bilmem kaç milyon oy çıkarsa İstanbul’dan?

Hatta daha ilginci, daha vahimi vatandaş bizim İstanbul-Konstantinopolis kamplaşmasına itibar etmez, bunda kötü bir “İstanbul istismarı” olduğuna inanır, ağırlığı öteki tarafa verirse, İstanbul Konstantinopolis mi olur?

O Yunan paçavrası öyle yazdı diye, onu bizim de kendi siyasi söylemimize taşımamız mı gerekir?

Ahmet Davutoğlu’nun “Alman ajanı” olduğunu tedavül ettirdik bir süre.

Abdullah Gül’ün “İngiliz ajanı” olduğunu.

Temel Karamollaoğlu’nun eşinin “İngiliz kökenli” olmasından yola çıkarak, tertemiz Müslümanlığının üstünü çizip, komplo teorileri ürettik.

Bir yandan Cuma namazına gelen rakip siyasetçiye “Ne işin var burada?” diye bağırıyoruz, bir yandan da 300 bin kişi ile kıldığımız teravihin hazzı ve Feth’in ruhaniyeti ile yetinmeyip “İstanbul’u Konstantinopol olarak görmek isteyenlere karşı 22 günümüz var” diyerek işi siyasete bağlıyoruz.

“Fatih’in-Bizans’ın çocukları” söylemi söylendiği gün ne kadar etkili oldu bilmem, bizim Mücadele Birliği-MTTB rekabetimiz ne işe yaradı bilmem, rakip konumda olanlara, yıllarca birlikte koşmuş olmamızı göz ardı ederek akla ziyan tanımlamalarda bulunmanın getirisi ne oluyor bilmem… Ve bugün siyasi rakiplerimizi din-milliyet üzerinden şeytanlaştırmalarımız bize siyaseten ne kazandırıyor bilmem… Ama bütün bunların bizim “muhafazakâr değerler” dediğimiz ölçülerle ilişkimizdeki samimiyet boyutumuzu hayati nitelikte tahrip ettiğinden eminim. Neredeyse “Kendi çocuğumuz” gibi tanıdığımız insanlar için bile iftiralar üretebiliyorsak, öteki tarafa ne yaparız varın hesap edin.

Şu ayet bu psikolojiyi ne kadar güzel anlatır:

“Kendilerine kitap indirdiğimiz kimseler, Peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Tanırlar ama gene de içlerinden bir kısmı bilebile gerçeği gizler.” (Bakara suresi, 146)

Asıl tehlike bizim, yani muhafazakâr camianın “ilke ıskalaması” ve bunun, insanlarda “Bunlar siyasi, ekonomik çıkar için her şeyi yapar” algısının oluşmasıdır.

Hadi şu söz kalıbını ben de kullanayım:

Siyaset, siyasetten öte bir şey haline geliyor, hâlâ anlamadık mı?

Bayramınızı en kalbi duygularla tebrik ediyor, tüm İslam dünyası olarak kederlerden kurtulmanın, sevinçle buluşmanın vesilesi olmasını diliyorum.

(KARAR)

Etiketler:
Share
376 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Demek ki…

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Doğrusu bu kadar beklemiyordum. Bir kağıda herkes fikrini yazsın, saklayalım, bakalım kim doğru tahmin edecek deseler 51’e 49 civarında bir şey yazardım. Hadi olsun 52’ye 48. Birer puan bağımsızlar ve diğer partiler için düş, 51’e 47. Fark, benim tahmin ettiğimden çok fazla çıktı. Şu saat itibarıyla (20:00 civarı) 54’e 45. Demek ki benim ulaştığım göstergeler gerçekliği eksik yansıtıyor. Demek ki kamuoyu araştırma şirketleri -spekülatörleri, merdivenaltı anketçileri, siparişe uygun anket üreten sahtekarları hariç tutuyorum- bu işleri b...
  • 31 Mart’ın en doğru hikayesini seçmen yazdı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Son birkaç yılda AK Parti’nin kendi ilkelerinden uzaklaştığını, reformist kimliğini kaybettiğini yazarak hiçbir hesabın ve beklentinin içinde olmadan uyarılarda bulunmaya çalışıyoruz. Bu süre içinde özellikle görevli troller tarafından linç kampanyalarına tabi tutulduk, AK Parti’ye ihanetle suçlandık. Oysa yaptığımız sadece, geçmişte bu ülkede özgürlük mücadelesi vermiş, Türkiye’nin sorunlarının çözümünün ancak hukukun üstünlüğünün sağlandığı demokratik hukuk devletiyle mümkün olabileceğine inanmış ve bu konuda ciddi mesafeler almış AK Parti ik...
  • Sandığın isyanı

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    23 Haziran’da kurulan sandık siyasal tarihin unutulmaz kilometre taşlarından birisidir. Sadece İstanbul seçimi değildir. Ekrem İmamoğlu açık farklı bir zaferle birlikte, belediye başkanlığından fazlasını kazanmıştır. Sonuçtan bağımsız olarak demokrasinin kazandığını kabul etmek lazımdır. AK Parti ise İstanbul belediye başkanlığını 31 Mart gecesi seçim verilerinin kesildiği anda kaybetmişti. Nitekim sabaha karşı seçim sonuçları bunu gösterdi. Tartışmalı, yanlış ve kesinlikle adil olmayan bir kararla seçimin iptal edildiği 6 Mayıs’ta da 23 Haz...
  • Basiretsizliğin ve ferasetsizliğin bedeli

    25 Haziran 2019 YAZARLAR

    Ekrem İmamoğlu üç aşağı beş yukarı 31 Mart'taki kadar oyla kazansaydı, 'Gasp edilen hakkını geri aldı, adalet tecelli etti' denip geçilebilirdi; ama dünkü seçimin neticesinde bundan fazlası var: Adaletin tecellisi + maşeri vicdanı yaralayan eylem ve söylemlerin ağır faturası. 31 Mart'ta AK Parti'li Binali Yıldırım'a oy vermiş olan pek çok seçmen de bu sefer CHP'li İmamoğlu'ndan yana oy kullanarak faturanın şişmesine katkıda bulundu. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İmamoğlu ve CHP'ye karşı varını yoğunu orta...