logo

11 Eylül 2019

Sakallı ve sakalsız yobazlık


Mehmet Ocaktan
m.ocaktan@gmail.com

Başlığın biraz kışkırtıcı olduğunun farkındayım, ama meramımı anlatabilmek açısından böyle bir giriş yapmaya ihtiyacım olduğu kanaatindeyim.

Yazının genelinde bir anlam kaymasına yol açmamak için hemen belirtelim; Kemalist paradigmanın Ortodoks yobazlarıyla dini bir takım hurafelere indirgeyen ve Allah’ın insanlara bahşettiği akıl ve iradeyi dışlayan sakallı yobazlar arasında görüntü dışında aslında çok büyük farklar yoktur.

“Yobazlık” kavramını doğru anlayabilmek için öncelikle modernleşme kavramına tarihsel perspektiften bakmakta yarar var. Türkiye’nin modernleşme macerasının devlet merkezli bir modernleşme olduğunun altını çizmek gerekiyor. Kuşkusuz bunun tarihsel, toplumsal ve kültürel nedenleri var. Çünkü bizim siyasal geleneğimizde ‘devlet’ ‘birey’den önce gelir, cemaatçi toplum yapımızın kodları devletin bekasına odaklanmıştır. Ve doğal olarak bu geleneksel anlayışta ‘birey’e yer yoktur.

Batı modernleşmesinde ise bireyin ve toplumun öne çıkarılması esastır, doğal olarak demokratikleşme de bireyin tercihlerini ön plana çıkarmaktadır. Türkiye özelinden baktığımızda, özellikle Cumhuriyet döneminde modernleşme uygulamalarının otoriter, buyurgan ve bireye şüpheyle bakan, yasakçı ve müdahaleci bir seyir izlediğini görürüz.

İşte tam da bu yüzden Cumhuriyet’in ilk yıllarında bireyin dini tercihlerine iyi gözle bakılmamış ve dindarlara karşı hep mesafeli bir duruş sergilenmiştir. Kuşkusuz, “Devletin yeniden kuruluş sürecinde modernleşmeci bir yaklaşıma ihtiyaç vardı” diyenler olacaktır. Evet bir noktaya kadar bunu toleransla karşılamak mümkün, ancak esas tehlike bu zihniyet yapısının oluşturduğu ve yeterli oksijene sahip olmayan ağır iklimdir. Zira zamanla bu müdahaleci anlayış kalıcı hale gelmiş ve dini kendi tercihlerine göre yaşamak isteyen dindarlara karşı Ortodoks yobazlıklar gelişmiştir.

***

Türkiye’nin bunca değişim yaşamasına rağmen, bugün bile zihinleri Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki dayatmacı zihniyet kalıplarına ayarlı bazı kesimlerin dindarlara bakışı hala aynı “yobazlık” paradigmasına göre işlemeye devam etmektedir. Bu konuda geçtiğimiz günlerde vefat eden Şule Yüksel Şenler’in haberini veren sol bir gazetenin “Sıkmabaş”ın yaratıcısı Şule Yüksel Şenler öldü” şeklindeki aşağılayıcı başlığı tam da böyle bir yobazlığın göstergesidir. Bu örnek de göstermektedir ki, dünyadaki değişim ve demokratikleşme bizdeki bazı Ortodoks solculara hala uğramamıştır.

Kuşkusuz madalyonun bir de başka yüzü var; her vesileyle demokratik değerlere “Haçlı” kültürü muamelesi yapan, şeffaflığa ve liyakate itibar etmeyen bazı dindar kesimler nedense dinin siyasal ve kişisel çıkar ilişkilerinde bir promosyon malzemesi gibi kullanılmasından hiç rahatsız olmamaktadırlar.

Mesela geçtiğimiz günlerde Ümraniye’de ruhsatsız bir derneğin bünyesinde faaliyet gösteren yatılı Kur’an kursunda yaşanan taciz olayı, kelimenin tam anlamıyla utanç verici bir tablodur. Ama esas vahim olan, dini değerlere önem verdiğine inandığımız, ahlaki ilkeleri önemsediklerini sandığımız anlı şanlı vakıfların, dindar sivil toplum kuruluşlarının bu konuda söyleyecek bir tek sözlerinin bile olmamasıdır. Olayın üzerinden günler geçmesine rağmen, bu vakıf ve derneklerden vicdanlı bir Allah’ın kulu çıkıp bir kelime olsun bir şey söylememesi, ne yazık ki daha da yürek yaralayıcı bir durumdur.

Maalesef dindarlar olarak çok kötü bir sınav veriyoruz. Gerek siyasal alanda, gerekse makam-mevki tedarikinde dinin araçsallaştırılmasından rahatsız olmuyoruz, dini değerleri kendilerine kalkan yaparak her türlü melaneti işleyen din tüccarlarına ve yobazlıklara karşı bir kez olsun sesimizi yükseltmiyoruz ama dindarlık adına caka satmayı da kimseye bırakmıyoruz.

(KARAR)

Etiketler:
Share
38 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Maskeli balo ya da kuruntu

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Böyle bir kıssa okumuştum: Adamın birinin, bir gece yarısı arabasının lastiği pat­lamış. Otomobilden inip tekeri onarmaya teşebbüs etti­ğinde bakmış ki, krikosu yok. Uzakça bir mesafede gö­rünen bir ışığı fark edince: “Gidip oradan kriko isteyeyim, demiş, gene de talihli sayılırım!” Işığa doğru yürürken de aklından geçiriyormuş: Şimdi bu adam, gecenin bu saatinde kendisini rahatsız ettiğim için kızacak, belki benden bir miktar para bile isteyecek. Eğer böyle yaparsa, ben de ona, bu yaptığının komşuluğa sığmadığı­nı söylerim. Gene de ona, ...
  • Adaletin olmazsa olmazları

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Şu beş temel esasın korunmasının İslam’ın ana hedefi ve gerçekleştirmek istediği öncelikli değerler olduğu bilinir: Yaşama hakkı (hayat), inanma hakkı (din), düşünme hakkı (akıl), Mülk edinme hakkı (mal), onur ve haysiyet hakkı (ırz). Bunların her birine aynı zamanda özgürlük de diyebilirsiniz. Bunlara ‘beş zorunlu umde’, zaruriyyat-ı hamse denir ve İslam’ın diğer bütün hükümleri bunların gerçekleştirilmesi içindir. İnsanlar bu temel haklar mümin olanla olmayan için fark etmez. İnsan olan herkes bu haklara sahiptir. Yine bilindiği gibi İslam ü...
  • Suret-i haktan atış yapma

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Soner Yalçın, Sözcü’nün 6 Eylül 2019 tarihli nüshasında Ak Parti’den ayrılıp parti kurmak isteyenlerin partiyi ve dolayısıyla halkı böleceklerini, bu bölünmenin İslam tarihi boyunca hep olageldiğini, bu olayın kendisine, iktidar hırsının Tebük seferi dönüşünde bazı büyük ashabın da içlerinde bulunduğu bir grubu Peygamberimiz’e (s.a.) başarısız kalan bir suikast tertip etmeye sevk etmesini, iktidar hırsının bu noktada kalmayıp O’nu eşine öldürtüp yerine geçmek istemelerini, O’nun vefatından sonra da bölünmenin devam etmesini… hatırlattığını yazm...
  • Öcalan teröristti de, Demirtaş değil miydi?

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Bir propagandadır gidiyor.. CHP’nin “Biz Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyen eşbaşkanın partisi ile işbirliği yaptığını söylediğimizde. Hemen karşımıza çıkıyorlar: “Ha ha.. Siz de Apo’nun kardeşini TRT’ye çıkarıp, seçimde ondan medet umdunuz.” Saadet partisinin bile, “PKK’lıların cenazelerine katılmayan milletvekillerine disiplin soruşturması açarım” diyen eşbaşkana sahip çıkan HDP ile bazı bölgelerde işbirliği yaptığını söylediğimizde, “Ha ha.. AK parti de tam seçim öncesinde, avukatların Abdullah Öcalan’a ziyaretine izin verip, ord...