logo

Oktar davası nereye gidiyor?


Ali İhsan Karahasanoğlu
a.karahasanoglu@gmail.com

Adnan Oktar hakkında açılan davanın duruşmaları başladı..

İfadeler alınmaya devam ediliyor.

Örgüt içinde yer alıp, daha sonra itirafçı olanların beyanlarına henüz başlanmadı..

Oktar, örgütün ikinci adamı Tarkan Yavaş ifadelerini verdiler.

Örgütün içindeki üçüncü, dördüncü isimlerin ifadeleri ile duruşmalar devam ediyor..

Ama bakıyorum, toplumu en fazla rahatsız eden konular hakkında ne ciddi bir soru var..

Ne de sanıklardan bir açıklama..

Gizli saklı şu suçu işlemişler..

Gizli saklı bu suçu işlemişler..

Bunlar iddia ediliyor.

Onlar da, gayet rahat bir şekilde “Hayır, doğru değil” diyerek, kanunun suç olarak tanımladığı eylemleri kabul etmiyorlar..

Kafalarda soru kalıyor: “Doğru mu söylüyorlar, yoksa yalan mı?”

Hatta bir de üste çıkıyorlar: “Bu soruşturma, atılan iftiralar, bize karşı İngiliz derin istihbaratının bir atağıdır!”

Haydi bakalım, çıkın işin içinden.

Çıkabilirseniz..

İngiliz derin istihbaratı mı Adnan Oktar’a oyun oynuyor..

Yoksa, İngiliz derin istihbaratının bizzat kurduğu, İslam’ı sulandırmak isteyen, hiçbir ahlaki ilkesi olmayan, utanmaz adamlarla mı karşı karşıyayız?

İlk günlerde, tekrarlanıyordu: “Örgütün ağına düşürülen genç kızlara tacizde bulunuluyor, bunlar şantaj amaçlı olarak kasete alınıyordu!”

Bugün geldiğimiz noktada, aradan 1.5 yıl geçmiş olmasına rağmen, iddia makamı böyle bir kaset ortaya çıkaramadı.

Çıkaramadı mı, çıkarmadı mı, yoksa işin içinde başka işler mi var, bilemiyoruz.

Olayı derinlemesine sorguladıkça, Adnan Oktar ve ekibi kendisini büyük bir pişkinlikle, temize çıkartacak adımları atıyor…

Oysa bu yapı hakkında gizemli ilişkiler ile ilgili suçlamalar yapılacağına.. Veya onlar yapılırken.. Onlarla birlikte..

82 milyonun, hatta 8 milyar insanın önünde yapılan, seyrettirilen ahlaksızlıklar da sorgulanarak ifadeler alınsa, belki örgütün gerçek yüzü çok daha kolay deşifre edilecek..

Elinizde kaset yok ise, istediğiniz kadar, “Tecavüze uğrayan kızların kasetleri ile şantaj yapılıyordu” deyiniz..

Sadece demiş oluyorsunuz.

Ama..

Hepimizin gözü önünde, bu adamlar kadınları çırılçıplak soyup, karşılarında oynatmadılar mı?

Havuz başlarında, köşklerin salonlarında, erkekler tempo tutarken, bayanlara da kimi zaman mayoları ile, kimi zaman bikinileri ile dans ettirmediler mi?

Bu görüntüler gizli değil.

Üçüncü şahıslar tarafından çekilmiş değil..

Bu soytarıların bizzat kendileri bu görüntüleri çekip, kendi televizyonlarından millete seyrettirdiler.

Kendi internet sitelerinden dünyaya izlettirdiler..

Hem “Müslümanız” dediler.

Hem de..

İslam’ın en birinci şartı olan başörtüyü çıkartmayı geçtik.. Transparan elbise giymeyi geçtik, vücut hatlarını gösteren dar giysileri geçtik..

Kadınları, bikini ile milletin karşısına çıkaracaksınız.

Adnan Oktar başta olmak üzere, hakim önüne çıkan her sanığa, “Bu rezalet nedir” diye soru üstüne soru yöneltilmesi gerekir iken..

“Kadınlarla ilişkiniz nedir” diye bir soru yöneltip, “Ben bütün kadınları seviyorum” cevabı ile konuyu kapatacaksınız..

“Bu ahlaksızlığı nasıl işleyebildiniz” diye sormayacaksınız.

Peki, bunları ne ile mahkum edeceksiniz?

İnkar edemeyecekleri ahlaksızlıkları önlerine koyup, o sorulara verdikleri kaypak cevaplarla, kendilerine yöneltilen diğer sorulara verdikleri kaypak cevaplar karşılaştırılıp, “Git baba.. Git.. Bizimle kafa bulma” denilmeden, bunları nasıl mahkum edeceksiniz?

**

Örgütün bir de, kendisini ele veren, suçüstü olduğu bir yönü var..

Bakıyorsunuz..

Çırılçıplak diyebileceğimiz boyutta soyulan kadınlar, örgütün içinde yer alan belli isimler..

Örgüt içinde yıllardır yer alan, örneğin Babuna soyadlılar, kesinlikle bu şekilde bir çıplaklığı tercih etmiyorlar..

İslam’da kabul edilen tesettür kurallarını, sadece başı açma şekilde ihlal ediyorlar..

Onlar, mayo ile, bikini ile ekranlara çıkmıyorlar..

Mayo ve bikini giydirilenler, örgütteki kadınların bir bölümü..

Bir dönem iddia ediliyordu, “Örgütte bayanlar; ablalar ve motorlar diye ikiye ayrılır” diye..

O tarihte, bu iddianın ispat edilemediği söylendi…

Şimdi örgütün kendisi, bu ‘kabul’ü, tv ekranlarından milyonlara bizzat kendileri adeta açık ettiler..

Bazı kadınları soyarak vücutlarını teşhir ettirerek kullandıklarını ispatladılar..

Bazı kadınlar ise, ısrarla çıplaklıktan uzak durdular..

Ve suçüstü oldular..

Kendi batıl itikadlarınca, hiçbir doğruluk payı olmayan komik gerekçelerle, bu suçüstü hallerini izah etmeye kalkışsalar da.

Kimseyi inandıramıyorlar.

Ama yargılamalar sırasında, herkesin gözü ile gördüğü bu suçüstü halleri sorgulanmayıp.

Bilmediğimiz ilişkiler, somut deliller de sunulmadan sorulup, kaçamak cevaplarla olaylar geçiştirilirse..

Kadınların çırılçıplak soyulmaları ile ilgili sorular sanıklara yöneltilmezse, bu dava da, öncekiler gibi sonuçsuz kalabilir..

Bazı arkadaşlarımız, “Canım kadının çırılçıplak soyunması, oynatılması ile ilgili kanunlarımızda bir suç yok ki? Bu sadece İslam’a göre bir günah” diyebilirler..

Ben fikrimi söylemiş olayım..

Kendileri, mevcut laik sistemdeki suçlar açısından Oktar grubunun kanunlara aykırı eylemlerini ispat edip mahkum edebiliyorlarsa, ne ala..

Ama bu ispatları, şu veya bu sebeple yapamıyorlarsa, bari o ahlaksızlıkları milyonların önünde sergileyenlerin İslam ile bir ilgileri olmadığını göstersinler de, tahliye olduklarında “Nerede kalmıştık” diyerek müslümanları aldatmaya devam etmesinler..

(YENİ AKİT)

Etiketler:
Share
145 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Her şey kültür ve sanat için…

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Sirkeci Garı, 1890’dan beri İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısı ve 129 yaşında. 1908’de Bağdat Demiryolu’nun başlangıç noktası olarak yapılan Haydarpaşa Garı ise 111 yaşında. İstanbul’un sembolü olan bu iki tarihi garda bulunan bazı binalar ve açık alanlar, önümüzdeki 15 yıl boyunca sadece kültür ve sanat etkinlikleri için kullanılmak üzere, 2017’de 10 bin sermayeyle, 29 yaşındaki bir girişimci tarafından kurulmuş bir şirkete kiralandı. Genç girişimci, hiçbir şekilde ticari amaçlar için kullanamayacağı bu tarihi mekanlardaki binalar ve...
  • Konu kapandı mı?

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Türkiye’nin güneyinde başlattığı harekât, ABD’nin müdahalesi ile durduruldu. Bu elbette bir Amerika müdahalesidir! Ne için yapılmıştır peki? Orada konuşlandırdığı “Kürtler”den oluştuğu söylenen silahlı unsurlarını korumak için. Suriye bir vekalet savaşı sahası ve ABD bu sahada PKK/PYD unsurlarını kullanıyor. Bu müdahaleyi “Kürtler ölmesin” diye mi yaptılar peki? Asla ve kat’a. Onlar için Kürtler ölmüş, Araplar ölmüş, Türkler olmuş hiç mesele değil. Hepsi ölebilir, bir tek İsrail yaşa malıdır! ABD’nin Türkiye’nin güneyinde oluşturduğu İsra...
  • Nuri Pakdil’in ardından

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Gençtim, habersizdim, Nuri Pakdil destanını Şaban Abak’tan işittim ilkin. Sene 1988. Nuri Pakdil çoktan çekip gitmişti o vakit. Nesi varsa (Kitaplar, kitaplar, kitaplar) dağıtıp bir otel odasında inzivaya çekilmişti. Cesaret isterdi ziyaretine gitmek; yeterince devrimci -bilhassa “antifiravunist”- bulmadıklarını azarlarmış ve devrimcilik konusunda Nuri Pakdil’den geçer not almak çok zormuş zira. Antiemperyalistlik, antikapitalistlik, antinasyonalistlik, “antifiravunistlik” standartlarını çok yüksek tutarmış. Fevkalade hassas...
  • ‘Esed’le ne yapacağız’ sorusuna geldik

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Endişeliydim, Barış Pınarı Harekatı sırasında başımıza bir çorap örüleceğinden. Trump bir türlü konuşuyordu ‘öteki Amerika’ bir türlü. Avrupa’da Macaristan hariç aleyhte beyanat vermeyen kalmamıştı. Münbiç’te rejim birdenbire yeni bir zemin kazanmıştı, üstelik YPG’yle temas halinde. Kobani de kapsam dışına çıkıyordu. Trump’ın tweetleri berbat mı berbattı. Mektubu tweetlerinden daha berbat. ABD Başkan yardımcısı Pence Ankara’ya gelmişti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tokalaşırken suratından düşen bin parçaydı. O saatlerde bor...