logo

17 Ağustos 2019

Kuzey İslamının çıkış yolu: Doğal tarım


İsmail Kılıçarslan
i.kilicarslan@gmail.com

Aslında bugün Hatay’da mezar taşlarını kırıp üzerine “Geleceğiz! Biz İslam devletiyiz” yazan tuhaflıkla ilgili de yazmak istiyordum ama sonra dedim ki kendi kendime: “Bu tuhaflığı ortadan kaldırmanın yegâne yolu olan Kuzey İslamı dediğimiz meseleyi övmeye başladığında da bu sefer Türklüğünü Müslümanlığı ile bir türlü eşitleyememiş, Türklüğünü Müslümanlığa bir türlü içkin hale getirememiş adamların el ovuşturmaları hoşuna gitmeyecek.”

Fakat ne gam! Yine de diyeceğimi demiş olayım. Biz Türkler “kendimize mahsus bir din kültürü” oluşturmayı başardığımız için aslında o olgunun adı Kuzey İslamı. Ne ki dinin kültür üretmeden varlığını ‘berrak’ şekilde devam ettirmeyeceğini biliyoruz da “kültürün dine dâhil bir şey olmadığını, dinin yerine ikame edilemeyeceğini” bir türlü anlamıyoruz. Bu, uzun süredir beklemiş konserve kavanozu kapağı gibi sıkışmış meseleyi açmayı ve aşmayı başarabilirsek cidden önümüzde bir otoban olduğunu görebileceğiz. Din kültürünün ürettiği irfanı ötelemeden ve fakat irfanı din yerine koymadan bir denge tutturmak. Maturidiliğin dünyaya kattığı esas derinliğin burada olduğunu, fakat bu derinliğin artık flulaştığını düşünüyorum. Yeni bir “parlatma”nın da ancak kolektif bir bilinç ile mümkün olabileceğini öngörüyorum.

Uzattım, hatta belki de tadını kaçırdım.

Aslında bugün yazacağım mesele de yukarıdaki satırlardan bağımsız değil. Doğa da tıpkı din gibi üzerinden kültür oluşturmaya çok müsait bir zemin oluşturmuş insanlık tarihi boyunca… 16 ve 17. yüzyılda pastoral yazarların aynı zamanda bitkileri incelemek, kelebek toplamak gibi ilgileriyle zirveye ulaştırdıkları bu kültür, modernizmle birlikte yerini “biyoloji odaklı doğacılık” diyebileceğimiz bir olguya bırakmış görebildiğim kadarıyla.

“Doğa nedir?” sorusuna “Parçası olduğumuz şeydir” cevabı böylece yerini “Hem sahibi olduğumuz hem de fayda odaklı olarak ilişki kurabildiğimiz şeydir” cevabına bırakmış.

Ham bir şey söylediğimin fakındayım ama kadim insan tipolojisi hem dini hem doğayı “bir parçası olmak” üzerinden değerlendirmekle kayıtlı. İçinde yaşadığımız “sonsuz şimdi çağı”nda ise artık din de doğa da “hükmetme ve faydalanma” kavramları üzerinden sirayet ediyor modern insana.

Fakat… Bu “fakat”a bir mim koyalım ve başka bir yerden devam edelim.

Sadece takipçisi olduğum “doğal tarım” isimli çok katılımcılı bir sosyal iletişim grubundan bahsedeyim size. Kadim insanın varoluşun ilk anından beri kurduğu doğal ilişki üzerinden doğayla ilişkilenmek isteyen bu güzide insan topluluğu, uzak atalarına bir saygı duruşu gibi “doğa ile doğanın parçası olmak” üzerinden bir etkileşim kurmanın peşinde. Üstelik ne “diyalektik/doğacı anarşistler” gibi tepkisel bir yerden ne de “organik tarımcılar” gibi ticari bir yerden konuşuyorlar. Kendi döngülerine yetecek yaşamsal ihtiyaçlarını doğayla uyum içerisinde sağlamanın derdindeler. Doğayı zehirlemek, tek çeşit ürün ekerek ticaret yapmak, börtü-böceği öldürmek, ürün verimliliğini genetik müdahalelerle artırmak gibi “hükmedici” tavırların hiçbirine prim vermeden “toprağın verdiğine razı olmak” üzerinden nefis bir düzlem geliştiriyorlar.

Geldik mi meselenin ek yerine? Geldik.

Efendiler! Bize, tıpkı doğal tarımcıların geliştirdiği yaklaşıma benzer bir yaklaşımla “toprağın verdiğine razı” bir din dili gerekiyor. Bunun peşine düşecek, ticari kaygılardan ve tepkisel davranışlardan uzak kolektif bir bilinç gerekiyor. Dine “faydalanma alanı” yahut “iktidar alanı” gibi bakmak yerine “parçası olduğumuz mesele” olarak bakabilecek bir yaklaşım gerekiyor.

Dini zehirlemeden, tek çeşit din satarak ticaret yapmadan, kenarı-köşeyi ademiyete mahkûm etmeden, dine genetik müdahalelere tevessül etmeden geliştirilecek bir “doğal din dili.”

Aksi takdirde mezar taşlarımızı kıracaklar. Aksi takdirde kurban ibadetimizi “dogmatik özgürlük söylemi”ne kurban edecekler. Aksi takdirde “organik din” yavesiyle bize kimyasal zehir yedirecekler.

Topyekûn bir değişikliğe ihtiyaç var. Ve “Kuzey İslamına doğal tarım tekniklerini uygulamak”tan başka çıkış yolu görünmüyor önümüzde. Üzümün değil toprağın peşine… Kültürün değil dinin peşine… Toprak olmazsa üzümün, din olmazsa kültürün olmayacağını, olamayacağını bilerek…

Belki buradan devam ederiz…

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
132 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Maskeli balo ya da kuruntu

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Böyle bir kıssa okumuştum: Adamın birinin, bir gece yarısı arabasının lastiği pat­lamış. Otomobilden inip tekeri onarmaya teşebbüs etti­ğinde bakmış ki, krikosu yok. Uzakça bir mesafede gö­rünen bir ışığı fark edince: “Gidip oradan kriko isteyeyim, demiş, gene de talihli sayılırım!” Işığa doğru yürürken de aklından geçiriyormuş: Şimdi bu adam, gecenin bu saatinde kendisini rahatsız ettiğim için kızacak, belki benden bir miktar para bile isteyecek. Eğer böyle yaparsa, ben de ona, bu yaptığının komşuluğa sığmadığı­nı söylerim. Gene de ona, ...
  • Adaletin olmazsa olmazları

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Şu beş temel esasın korunmasının İslam’ın ana hedefi ve gerçekleştirmek istediği öncelikli değerler olduğu bilinir: Yaşama hakkı (hayat), inanma hakkı (din), düşünme hakkı (akıl), Mülk edinme hakkı (mal), onur ve haysiyet hakkı (ırz). Bunların her birine aynı zamanda özgürlük de diyebilirsiniz. Bunlara ‘beş zorunlu umde’, zaruriyyat-ı hamse denir ve İslam’ın diğer bütün hükümleri bunların gerçekleştirilmesi içindir. İnsanlar bu temel haklar mümin olanla olmayan için fark etmez. İnsan olan herkes bu haklara sahiptir. Yine bilindiği gibi İslam ü...
  • Suret-i haktan atış yapma

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Soner Yalçın, Sözcü’nün 6 Eylül 2019 tarihli nüshasında Ak Parti’den ayrılıp parti kurmak isteyenlerin partiyi ve dolayısıyla halkı böleceklerini, bu bölünmenin İslam tarihi boyunca hep olageldiğini, bu olayın kendisine, iktidar hırsının Tebük seferi dönüşünde bazı büyük ashabın da içlerinde bulunduğu bir grubu Peygamberimiz’e (s.a.) başarısız kalan bir suikast tertip etmeye sevk etmesini, iktidar hırsının bu noktada kalmayıp O’nu eşine öldürtüp yerine geçmek istemelerini, O’nun vefatından sonra da bölünmenin devam etmesini… hatırlattığını yazm...
  • Öcalan teröristti de, Demirtaş değil miydi?

    22 Eylül 2019 YAZARLAR

    Bir propagandadır gidiyor.. CHP’nin “Biz Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyen eşbaşkanın partisi ile işbirliği yaptığını söylediğimizde. Hemen karşımıza çıkıyorlar: “Ha ha.. Siz de Apo’nun kardeşini TRT’ye çıkarıp, seçimde ondan medet umdunuz.” Saadet partisinin bile, “PKK’lıların cenazelerine katılmayan milletvekillerine disiplin soruşturması açarım” diyen eşbaşkana sahip çıkan HDP ile bazı bölgelerde işbirliği yaptığını söylediğimizde, “Ha ha.. AK parti de tam seçim öncesinde, avukatların Abdullah Öcalan’a ziyaretine izin verip, ord...