logo

21 Ekim 2019

Konu kapandı mı?


D.Mehmet Doğan
m.dogan@gmail.com

Türkiye’nin güneyinde başlattığı harekât, ABD’nin müdahalesi ile durduruldu. Bu elbette bir Amerika müdahalesidir! Ne için yapılmıştır peki? Orada konuşlandırdığı “Kürtler”den oluştuğu söylenen silahlı unsurlarını korumak için.

Suriye bir vekalet savaşı sahası ve ABD bu sahada PKK/PYD unsurlarını kullanıyor. Bu müdahaleyi “Kürtler ölmesin” diye mi yaptılar peki? Asla ve kat’a. Onlar için Kürtler ölmüş, Araplar ölmüş, Türkler olmuş hiç mesele değil. Hepsi ölebilir, bir tek İsrail yaşa malıdır!

ABD’nin Türkiye’nin güneyinde oluşturduğu İsrail sınırını bizden gelen baskılarla biraz geriye çekeceğini ve kaldığı yerden Türkiye’yi tâcize devam edeceğini daha önce yazmıştık.

ABD bu sınırı tamamen terk eder mi? Bu konu üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

ABD için öncelik İsrail’in varlığıdır. Bölgede İsrail olmazsa emperyalizmin İslâm’ın ana topraklarına müdahalesi yeterince etkili olmaz. Tramp’la birlikte İsrail güçlendirilip, büyütülüp bölgenin hâkim devleti haline getirilmek isteniyor. Bu sadece Filistin’de topraklarını genişletmesi, Golan’da ve Kudüs’te tam hâkimiyetinin tanınması ile bitmiyor, Türkiye’nin önüne bir bend (baraj) çekmeye kadar gidiyor.

Türkiye ABD’nin bölgede İsrail’i hükümran kılma mücadelesini görebiliyor ve adımlarını ona göre atıyor. İsrail’in hâkimiyetini bölgenin “Arap” ülkeleri zımnen destekliyor. Tabiî bu zımnen destek zaman zaman aleni desteğe dönüşüyor. Bilhassa Suudî ve Mısır yönetimi neredeyse kayıtsız şartsız İsrail destekçiliği yapıyorlar. Bazı Suud âlimleri(!) İsrail’e karşı mücadelenin gayri meşru olduğu yönünde beyanda bulundular. Suud yönetiminden etkili isimler İsrail’e desteklerini her fırsatta ortaya koyuyorlar.

Burada meseleyi iyi kavramak lâzım: Ne Suud yönetimi ve ne de Sisi yönetimi İsrailsiz var olamaz! Daha anlaşılır şekilde ifade edelim: İsrail yoksa veya güçsüzse ne Suudlar var olabilir ve ne de Sisi!

Bu noktada ABD’nin Türkiye’nin güç kazanması karşısında nasıl hareket edebileceğini kestirmek gerekiyor.

Sadeleştirelim: ABD bölgede İsrail’in hâkimiyet kurmasını istiyor, bu şekilde bu toprakları daha kolay kontrol edebileceğini hesaplıyor, Türkiye’nin bu hâkimiyeti engelleyecek konumda olmasını da istemiyor.

Barış Pınarı Harekâtı’nın gelişme seyri ABD’yi fena halde tedirgin etti. Evet bu harekâtı her şekilde önlemeye çalıştılar, fakat bir noktadan sonra bunun imkânsızlığını gördüler. Son çâre olarak bölgedeki silahlı güçlerinin ordumuza ağır hasarlar verdirmesini beklediler. Eğer öyle olsa idi, arabulucu olarak kolları sıvayacaklar kanton bölgelerini korumaya alacaklardı. Görüldü ki, PKK/PYD unsurlarının ordumuz karşısında bir engel teşkil etme gücü yok.

İşte o zaman ABD zamirini ortaya döktü: Rusya’yı devreye soktu.

Bu bize şunu gösteriyor: İsrail’in güvenliği konusunda ABD ile Rusya anlaşmış durumda. Eğer ABD âciz kalırsa İsrail’in güvenliğini Rusya sağlayacak.

Burada Esed rejiminin bir oyuncu olarak görülmesi yanılsamadan ibaret. Esed rejimi Rusya’nın elinde kukla. Kendi gücü ve iradesi yok. Eğer Türkiye daha etkili hale gelirse, PYD’nin başarısızlığı kesinleşirse, İsrail Türkiye sınırını Esed rejimi veya onun yerine konulan kukla yönetimler tutacak!

Bölgenin yakın gücü Rusya’nın Suriye’de ağırlığının artmasının uzaktaki ABD tesirine göre daha ihtiyatlı bakılması gereken bir konu olduğunu da unutmamak gerekir.

Şu sıralar ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde Türkiye’nin NATO üyeliği konusu tartışılıyor. Tam zamanı: Türkiye NATO’dan çıkarılsın, yerine Rusya alınsın! Zaten ABD Menbiç ve Aynelarap’taki tavrı ile bu yolda güçlü bir adım attı. NATO Rusya merkezli Sovyetler Birliği’ni durdurmak için kurulmuştu. Şimdi ABD Türkiye’yi durdurmak için Rusya ile işbirliği içinde. NATO Müttefikliği fasaryadan ibaret.

(KARAR)

Etiketler:
Share
244 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sofrayı melekler mi beklermiş?

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Gülliver Cüceler Ülkesinde. Ne zaman okuduğumu bile hatırlamıyorum. İlkokul yılları olmalı. Gülliver’in bir saati var. Liliputlular, o saatin, Gülliver’in tanrısı olduğunu düşünüyorlar. Neden öyle düşünüyorlar? Çünkü Gülliver Liliputlulara, “Ona bakmadan hiçbir işe başlamam” gibi bir laf etmiş. Benim aklımda öyle kaldı. Şimdi kitabı bulup cümlenin aslı nasıldı diye kontrol etmem imkansız. Gülliver’i 1968 yılında okuduysam, akıllı telefonlar da internetle birleşerek 2000’lerin başında piyasa girdiyse, demek ki akıllı telef...
  • Mehmet Genç anlaşılmazsa…

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    Mehmet Genç’i tanıtmaya gerek var mı? Hele sayın Cumhurbaşkanı’na tanıtmaya gerek var mı? 2015 yılında bir hafta arayla iki kere onun elinden ödül almış bir isim Mehmet Genç. 2015 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında, sosyal bilimler ve tarih alanında, ve Uluslararası Akademi Ödülü kapsamında, Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde, ödülünü bizzat sayın Cumhurbaşkanının elinden almış bir isim. O törende ödül alan bilim adamları için Cumhurbaşkanı’nın kurduğu cümle şöyle: “Kökleri bu toprakların derinlerine uzan...
  • Üniversite’yi hacizle boğmak!

    17 Kasım 2019 YAZARLAR

    İstanbul Şehir Üniversite’nden bahsediyorum tabii. Hepimiz ülkemizde yaşanan garabetleri, keyfi tasarrufları her gün görüyoruz. İktisat tarihçiliğimizin büyük isimlerinden Mehmet Genç hocamızın feryadını okuduğumda büsbütün içim yandı. Hocaların hocası Mehmet Genç, bizim üniversitelerimizde genelden Batı’dan bilgi aktarıldığını, “yeni bilgiler üretme”nin nadir olduğunu belirterek şöyle diyor: “Şehir Üniversitesi yeni bilgiler meydana getirmek üzere 10 senedir bu yöndeki sebatı ısrarla sürdüren bir üniversitedir. Bilgilerimize yenilerini katm...
  • İmanın tabiatı ve imancılık

    16 Kasım 2019 YAZARLAR

    İman dinî-ahlâkî tecrübenin medarıdır. Bu yüzden, imanın tabiatı adamakıllı biçimde irdelenmesi gereken bir konudur. İslam kelam geleneğinde iman “tasdik” kavramına bağlanarak tanımlanır. Fakat tasdik denen şey, imandan ziyade, aklın ve akıl yürütmenin çok işlevsel olduğu ve belirleyici denebilecek bir rol oynadığı önermesel inançla alakalıdır. Kaldı ki iman kelimesinin tasdik manasına geldiği yönündeki hâkim görüş, İbn Teymiyye’nin de uzun uzadıya anlattığı üzere sağlam bir lisani temele dayanmamaktadır. Gerçekte iman, Arap dilindeki kelime kö...