logo

Kızamık şekeri yahut iki İsmail’den biri


İsmail Kılıçarslan
i.kilicarslan@gmail.com

Eskiden kolay ölünürdü. Zatürreden, tifodan, “iskorpitten”, sıtmadan, veremden…

Arabada Bektaşi deyişleri dinleyerek yolculuk ettiğimiz dostumla ben, kolayca ölünen zamanlarda büyümüş son çocuklardık. İstanbul iftarını etmiş, teravihten çıkmış, sahura doğru akıyordu ağır ağır. İki dostun, tam da olması gerektiği gibi, dertleşerek ilerlediği güzel bir İstanbul gecesiydi.

O yokuşa geldik. Dostum dedi ki “Fukara mahallemizde araba namına hiçbir şey olmadığı için annem beni sırtında 3 saat taşıyarak getirmişti hastaneye. İşte şurada, yokuşun tam ortasında ‘yoruldum yavrum, az bir soluklanayım’ dediydi. Soluklana soluklana büyüttü bizi annelerimiz.”
Zaten bildiğim, zaten yaşadığım pek çok öyküden biriydi anlattığı. Yine de, “belki henüz anlatmak istedikleri vardır” diye düşünerek sordum. “Kaç yaşındaydın abi?”

Biraz düşündü. Zihnini yokladı: “6,5 yaşındaydım. İsmail öleli 6 ay olmuştu.”

Aramıza bir ölü kardeş girivermişti usulca. Susmakla, anlatması için bir ara soru daha sormak arasındaki sarkaca tutundum bir süre. “İsmail neden öldü abi?” diye sordum sonra.

“Kızamıktan” dedi, “eskiden kızamıktan insan ölürdü. İlaç milaç yok ki. Kızamık şekeri alırsın aktardan. Onu kaynatır içirirsin. Hepsi oydu.”

Hepsi oydu. En azından “bazılarımız” için hepsi oydu.

1971 doğumluydu dostum. Yani o altı yaşındayken öldüyse İsmail, senelerden 1977 idi. Bana “ölür bu” dedikleri sene yani.

Annem beni kucağına alıp köye gitmiş o yaz. Tarlada tabanda babasına yardımı dokunacak. Ayçiçeğinin, buğdayın, nohutun harmanı olacak.

Sabahtan kalkılıp tarlaya gidilirmiş. Annem beni sırtına sıkıca sarar, öğlene kadar sırtında gezdirir, öğlen karnımı doyurup bir gölgeliğe yatırırmış.

Gölgelik dememe bakmayın. Ankara’nın bozkırında ağacı kim bulmuş da biz kaybedelim? Varsa ufarak bir kaysı, vişne falan onun altına… Yoksa yere üç çubuk çatıp üzerine bürgü koyup ilkel bir cibinlik yaparak.

Kızamık olmuşum ben o yaz. Dostumun İsmail’i gibi… “Ölür bu” demişler.

Bunu bir kez söylemiştim. Yine söyleyeyim: Eskiden kolay ölünürdü.

Ateşim düşmemiş, lekeler artmış. “Ölür bu” demişler tekrar.

Size bu “ölür bu” kalıbını nasıl anlatsam bilmem ki? Anadolu köylüsü, ahırdaki danasına, ağıldaki kuzusuna, kümesteki tavuğuna söylediği kayıtsızlıkla söyler bu cümleyi: “Ölür bu.” 60 yıl komşuluk ettiği dostuna, kırk yıl kocalık ettiği karısına, onu büyüten babasına, kundaktaki torununa bakıp verir hükmü: “Ölür bu.”

Annem sımsıkı sarılmış bana. “Ölecekse Ankara’da ölsün benim bebem” diyerek düşmüş yola.

Sami Ulus Hastanesi’ne götürmüşler beni. “Ölecek mi?” diye sorarak teslim etmişler doktora.

Ölmemişim.

Niye ölmediğimi anlamam içinse 42 sene geçmesi gerekmiş aradan. Gücü her şeye yeten Yüce Rabbimiz o yaz “iki İsmail’den biri kalsın” demiş bence; “biri kalsın ki o yokuştan geçerken kardeşini hatırlayan o kulum İsmaillerin geride kalanına bakıp ‘şükür, adı İsmail olan bir kardeşim daha var işte’ desin.”

Eskiden kolay ölünürdü. Zatürreden, tifodan, “iskorpitten”, sıtmadan, veremden… Eskiden dost kolay bulunurdu. Kardeş bulmaksa hep zordu. “Kardeşlikle hayatta kalmak” ise en zoruydu.

O yokuştan öylece inerken, o yaz biri ölen, biri ölmeyen iki İsmail’den biri olarak dostuma dönüp mahcubiyetle “kabul edersen ben kalmışım geride abi” dediğim de doğrudur böylece.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
285 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Adalet tek boyutlu değildir

    20 Eylül 2019 YAZARLAR

    Adalet deyince bizde kısaca her hak sahibine hakkını eksiksiz verme anlaşılır demiştik. Bizdeki kullanılışı hem adaleti hem de kıst’ı anlatır. Çünkü adalet, hukuku herkese eşit uygulama, kıst ise herkese hakkı olanı vermedir. Paylar her zaman eşit olmayabilir. Bu sebeple mesela miras eşit taksim edilmez ama ‘kıst’ anlamında adildir. Adalet üzerine konuşanlar onun farklı açılardan çeşitlerinden söz ederler: Yönetimde adalet, yargıda adalet, siyasi adalet, misliyle mukabelede adalet, sosyal adalet ve ailede adalet gibi. Bunların her birinin açıl...
  • “Adam evli çoluklu çocuklu”

    20 Eylül 2019 YAZARLAR

    Tefrika roman: Bölüm 10 Olayları hatırlıyorsunuz. Balık beyinli değilsiniz ya! Babaannemin salonunda babaannemin ninesine ait olmadığın bildiğim, ama onun öyle olduğunu iddia ettiği devasa çerçeveleri duvara raptediyoruz. Biz dediğime bakmayın hayatımda ilk defa gördüğüm kot gömlekli genç bir adam elinde matkap bekliyor. (Hatırlamıyorsanız geçen Cuma’ya şöyle bir göz atmanızı tavsiye edeceğim.) Girişteki duvar ile devasa çerçeve birbiriyle buluşturulunca kot gömlekliyi matkabıyla birlikte girişte bıraktık . Biz babaannemle salona geçtik. ...
  • Katılım bankalarında büyük değişim

    20 Eylül 2019 YAZARLAR

    Dün sözünü ettiğim Tebliğ’de benim bildiğim ilk defa resmi olarak bu bankaların “faizsiz bankalar” olduğu şöyle kaydedilmiştir: Faizsiz bankacılık danışma komitesi MADDE 4 – (1) Bankalar, faaliyetlerinin faizsiz bankacılık ilke ve standartlarına uygunluğunu sağlamak amacıyla bünyesinde bir danışma komitesi tesis etmekle yükümlüdür. Danışma komitesi yönetim kuruluna bağlı olarak faaliyet gösterir. Bu madde yıllardır devam eden bir özlemi sona erdirmiştir. Evet bu bankaların bütün işleri “faizsiz bankacılık ilke ve standartlarına” uygun ...
  • Oktar davası nereye gidiyor?

    20 Eylül 2019 YAZARLAR

    Adnan Oktar hakkında açılan davanın duruşmaları başladı.. İfadeler alınmaya devam ediliyor. Örgüt içinde yer alıp, daha sonra itirafçı olanların beyanlarına henüz başlanmadı.. Oktar, örgütün ikinci adamı Tarkan Yavaş ifadelerini verdiler. Örgütün içindeki üçüncü, dördüncü isimlerin ifadeleri ile duruşmalar devam ediyor.. Ama bakıyorum, toplumu en fazla rahatsız eden konular hakkında ne ciddi bir soru var.. Ne de sanıklardan bir açıklama.. Gizli saklı şu suçu işlemişler.. Gizli saklı bu suçu işlemişler.. Bunlar iddia e...