logo

16 Eylül 2018

Kıssacılar hadisçilerin baş belası idiler


Faruk Beşer
f.beser@gmail.com

Geçen yazımda vaazlarda iki farklı versiyonuyla Hz. Ali’ye nispet edilen bir hikâye anlatmıştım ve bu dinin esasları bellidir, onlarda artma ve eksilme olmaz, kolay anlaşılır demiştim. Ama hayatın dünyaya bakan yönü sürekli değişir. Bu değişmelere ayak uydurabilmek için sizin de onlara paralel sürekli bilgi ve fikir üretmeniz gerekir. Bu da ilimle, bilimle ve tefekkürle olur. Bunu yapamazsanız ya olduğunuz yerde kalırsınız ya da hikâyelere sarılırsınız, ama bir gün onları dinleyecek kimse de bulamayabilirsiniz. İşte hikâyeciliğin aslı ve faslı budur.

Tarihte özellikle hadis âlimlerinin en büyük baş belası, kussâs, yani kıssacılar, dini hikâyelerle anlatanlar olmuştur. Uydurma hadislerin çoğunun da onlar kanalıyla çıktığı ve yaygınlaştığı söylenir. İbn Kuteybe, İbnül-cevzî ve Suyuti başta olmak üzere pek çok âlim kıssacıların dine verdikleri zarara dikkat çeken kitaplar yazmışlar. İbnül-cevzi, masalcı vaizler diyebileceğimiz ‘el-Kussâs ve’l-müzekkirîn’ adlı kitabında bir hadis âliminden naklen şöyle bir olay anlatır: ‘Bir gün -meşhur nadis hafızı- Şube’nin yanındaydım, bir genç geldi ve ondan bir hadis sordu. Şube, sen kıssacılardan mısın dedi. Genç, evet deyince, defol git, ben kıssacılara hadis anlatmam dedi. Ben niçin böyle davrandığını sordum. Bunlar benden bir hadisi bir karış olarak alıyor, sonra da onu bir arşın uzatıp anlatıyorlar, dedi.

Konunun uzmanları derler ki, Kıssacılık ilk defa Hz. Osman’ın katlinin ardından, tarafları birbirlerine karşı kışkırtmak için başladı. Ondan önce Ömer vaazlarda hikâye anlatılmasını yasaklamış sadece Temim ed-Dâri’nin anlattıklarına müsaade etmişti. Çünkü o Kitapta ve Sünnette var olanları anlatıyordu. Bunda bir sakıncanın olmadığı açıktır. Çünkü Kuranıkerim’in bizzat kendisi bize, ders almamız için ‘kasas-ı hak’ dediği, hakikaten yaşanmış ibretlik olayları, peygamberlerin ve daha önceki milletlerin kıssalarını nakleder.

Daha sonra Hariciler ve onların bir kolu olan Haruriyye kıssacılığı yaydılar. Hz. Ali, vaazlarında kıssa anlatan birisini uyarıp, sen Kuranıkerim’in nasihini mensuhunu biliyor musun diye sormuş, hayır deyince, o halde sen hem kendin helak oldun hem de insanları helak ettin demişti.

Elbette Kuranıkerim’in bize naklettiği kıssaları anlatıp onlardan ders çıkarmak caizden öte gerekli bir iştir. Resulüllah’ın sîretine ve onun ashabının, hatta daha sonraki Müslümanların örnek hayatlarına dair sahih rivayetler de böyledir. Ama bunların anlatılmaları da; hadis tenkidi ölçülerine tabi tutulmaları ve sahih olmayanlarının anlatılmaması, Şu’be’nin ifadesiyle, bir karışken bir arşın yapılmaması şartına bağlıdır.

Konu hakkında uzmanlaşanlar tarihte kıssacılığın ortaya çıkış sebeplerinin şunlar olduğunu söylerler:

Her nefsini okşayan hikâyeye inanan cahil dindarlık, kendi reklamını yapma ve dikkat çekme merakı, insanların teveccühünü kazanma, bundan maddi ya da manevi çıkar hedefleme, takva ve vera eksikliği, çünkü Allah’tan korkan kimse O’nun dinine bir ekleme yapamaz. Kendi mezhebi, meşrebi ve ideolojisinin propagandasını yapma, büyük gördüğü kimseleri yüceltmeye çalışma. Görüldüğü gibi bunlar aynı zamanda hadis uydurmanın da baş sebepleridir.

Daha sonraları ise keramet ve menkıbe İslam’ı ortaya çıkınca ipin ucu hepten kaçtı. Keramet Allah’ın bazı kullarına bazı sebeplerle verdiği olağanüstü özel ikramlardır. Menkıbe ise bazı Müslümanların bazı konularda gösterdikleri, yaşanması zor çok hassas örnek dindarlıklardır. Bunu ‘menkıbe İslam’ı diye daha önce örneklendirmiştim. Keramet de menkıbe de birer vakıadır. Her müminde görülmeleri mümkündür. Ancak bunlar kişiseldir, anlıktır, özneldir. Bunların üzerine din bina edilemez. Kaldı ki bunların tespiti de zordur, hatta imkânsızdır, yanlış anlaşılmaları mümkündür. Oysa eskiden olduğu gibi bugün de en büyük keramet istikamettir. Yani müminin Sünnet ölçüsüyle Kitaba uygun bir hayat sürdürebilmesidir. Bunu anlayabilmemiz için de belli seviyede bir bilgiye sahip olmamız gerekir. Bu sebeple tasavvuf yolunun istikamet üzere olan ilk mürşitleri, talipleri imtihan eder ve Kitap ve Sünnet bilgisi yeterli olmayanları kabul etmezlerdi. Bugün eğer bir zatın büyüklüğünü anlatmak için Şeriat üzre yaşama yerine bir yığın kerametten söz ediliyorsa orada kesin bir problemin olduğunu hemen anlayabiliriz.

Günümüzde televizyonlarda kerametlere ve kıssalara bina edilen filmler ve anlatımlar, tarihteki o baş belası kıssacılığın, tahribatı katlanmış modern versiyonlarıdır.

Bu tür bir İslam anlayışının ve anlatımının en büyük yıkımı, ilmi ve tefekkürü ortadan kaldırması, Kitabın ve Sünnetin anlaşılmasının ve aklın önünü tıkamasıdır. Bu bazen bilmeden, bazen de kasıtlı olarak yapılır ve bu yolla insanların mallarına mülklerine, akıllarına, hatta bedenlerine sahip olunur. Sonucu ise kula kul olmaktır. Örnek mi istiyorsunuz?

Etiketler:
Share
147 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şu faizsiz finans konusu üzerine tekrar

    22 Eylül 2018 YAZARLAR

    Harika! Olumlu tepkiler alıyorum. Ama insanların kafası karışık. Bu konuda suali mukadderler cevap vermek gerek ki, birileri bu işi sulandırmasın. Niye Halkbank örneği! Ziraat, Vakıf ve Halk Bankası ayrı birer katılım bankası kuracaktı, Ziraat ve Vakıf kurdu, Halk kaldı. Şimdi o halkayı tamamlamamız lazım ama bunu farklı bir açımla yapmamız gerek. Murabaha, muşaraka, mudaraba birer finansal enstrüman. Bunu dileyen diğer bankalar da kullansın. CitiBank kullanıyor, HSBC kullanıyorsa niçin İş Bankası, Garanti kullanmasın. Çin, Japon, Rus Ban...
  • Gazze her an patlayabilir

    22 Eylül 2018 YAZARLAR

    Siyonistlerin tanınmış gazetelerinden olan Yediot Aharanoot gazetesinin dün (21 Eylül 2018 Cuma) yayınlanan sayısında yer alan bir haberde, işgal hükümetinin güvenlik kabinesinin son toplantısında Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot’un da görüşlerine başvurulduğuna ve onun, “Abbas, Gazze’nin yüzümüze patlamasını istiyor” şeklinde bir görüş beyan ettiğine dikkat çekildi. Habere göre Eizenkot, Abbas’ın Gazze’yi iyice kıskaca almak suretiyle Hamas ile İsrail arasında bir savaş patlak vermesini ve böylece bir taşla iki kuş vurmayı amaçladığını iddia ...
  • Bu pısırıklıkla daha çok dayak yeriz!

    22 Eylül 2018 YAZARLAR

    Bir yanda ABD’ye rest çeken Türkiye’yi yöneten AK Parti iktidarı.. Diğer yanda, üç kuruşluk yalancıların kaleminden şamaroğlanına dönmüş bir AK Parti iktidarı.. Somut örneklerini vereceğim.. Birincisi Emin Çölaşan.. Danıştay Başkanı ve kızı üzerinden, AK Parti’ye, Tayyip Erdoğan’a çakıyor. Dün akşam saatlerine kadar bekledim ki, Danıştay Başkanı veya kızı veya avukatları, bir açıklama yapsınlar.. Bu yalancının mumunu söndürsünler.. Tek bir açıklama gelmedi.. Kendilerini feda etmiş görünüyorlar.. Benim için bir beis yo...
  • Uçak kazası

    22 Eylül 2018 YAZARLAR

    Türkiye ile İran arasındaki demiryolu hudut kapısı Kapıköy’de o gün yine diğer günler gibi sıradan başlamıştı. Ortalık sessiz ve dingindi. Karşılıklı yolcu ve yük trenlerinin geçtiği saatler dışında, bu dağlık bölgede zaten fazla hareketlilik görülmezdi. Yakınlarda bulunan ve ismini huduttan alan küçük kasabanın halkı için, doğal yaşamlarındaki tek yabancı şey, trenlerin her gün belli vakitlerde çalan uzun düdükleriydi. Sınırın karşı tarafında iki yıldır devam eden yıkıcı İran-Irak Savaşı’nın uğultusu, buralardan çok uzaktaydı. Ya da, öyle zann...