logo

16 Ağustos 2019

Kim haklı? Siz mi, biz mi?!


Taha Akyol
t.akyol@gmail.com

Bugün size yakın tarihimizden iki olay aktaracağım; ilk olay muhafazakarların tarihe bakışına uygun… İkinci olay Atatürkçü ya da geleneksel CHP çizgisinde olanların tarihe bakışına uygun.

Sonra da birlikte bir değerlendirme yapalım.

Amacım, tarihe siyasi görüşlerimiz için malzeme devşirmek için bakmakla “anlamak” için bakmak arasındaki farkı anlatmak…

CHP HÜKÜMETİ

Milli Şef İsmet İnönü demokrasiye geçileceğini açıklaması üzerine 7 Ocak 1946’de Celal Bayar ve Adnan Menderes’le arkadaşları Demokrat Parti’yi (DP) kurdular, Temmuz 1946’daki şaibeli seçimlerde 62 milletvekiliyle Meclis’e girdiler.

18 Ağustosta Başbakan Recep Peker hükümet programını okudu. Kürsüye gelen Menderes, hükümet programını incelemek için iktidarın muhalefete zaman ve eleştiriler için hazırlanma imkanı vermediğini anlattı:

“Hükümetçe, geniş bir cihazla ancak bir haftada hazırlanmış olan ve iktidar partisince enine boyuna müzakere edilerek kabul edilmiş bulunan hükümet programına kulaktan dinlemekle hemen cevap vermeğe kalkışmağı asla doğru bulmuyoruz… İktidar partisi muhalefete tetkik etmek ve hazırlanmak için imkân ve zaman vermemek istemektedir…”

Bunu protesto etmek için DP’liler Meclis’i terk etti…

Menderes’in de söylediği gibi bu olay, Tek Parti otoriterliğinin devam ettiğini, meşru muhalefete araştırma ve eleştirme imkanı verilmek istenmediğini gösterir.

Muhafazakarlar bu yazdıklarıma katılacaklardır.

MENDERES HÜKÜMETİ

14 Mayıs 1950 seçimlerinde DP yüzde 53 oyla Meclis’te 415 sandalye, CHP yüzde 39 oyla 69 sandalye almıştır; o zaman seçim sisteminin adaletsizliği!

Kırşehir, Osman Bölükbaşı’yı seçmiştir.

Başbakan Menderes hükümet programını okumuş, CHP’li Faik Ahmet Barutçu ile CMP lideri Osman Bölükbaşı programı eleştirmiştir.

2 Haziran 1950 günlü oturumda Menderes eleştirilere cevap vermiş, Tek Parti devrini yine sert bir dille eleştirmiştir.

CHP’liler cevap hakkı istediler. İçtüzükteki “son söz milletvekilinindir” kuralını hatırlattılar ama bu defa da DP’liler muhalefete söz hakkı vermeyi reddettiler.

İnönü ve Bölükbaşı dahil, bütün muhalefet Meclis’i terk etti.

Milliyet gazetesinin sahip ve başyazarı Ali Naci Karacan, 1946 yılında da DP’lilerin Meclis’i terk ettiğini hatırlatan bir başyazısı yazdı. (Milliyet, 3 Haziran 1950)

Tarihçi Feroz Ahmad, CHP’nin “parlamenter demokrasiye aykırı uygulamalarını” hatırlatarak, “şimdi de DP’liler onların örneğine özeniyordu” diye yazar. (Demokrasi Sürecinde Türkiye, Hil Yay. S. 52)

DP gittikçe otoriterleşecek, Tek Parti devrinin metotlarına baş vuracaktır. Adalet Bakanı Esat Budakoğlu, 1954-1958 arasında 238 gazetecinin mahkum olduğunu açıklayacaktır! O zaman terör örgütleri falan yoktu.

Bu yazdıklarıma da DP karşıtları katılacaklardır.

DÜŞÜNELİM, DÜŞÜNELİM

Görüşleri farklı ama otoriterlikte benzer iki ana akım!

Tarihe “biz haklıyız” gözlüğüyle bakınca bu gerçekleri görmüyoruz.

Tarihe bir laboratuvar gibi bakamaz mıyız?

Tarih laboratuvarı bize gösteriyor ki, bu ortak otoriter miras yüzünden kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge, hukuk devleti gibi bugün çok ihtiyaç duyduğumuz değerler yeterince gelişmedi.

Denetlenmeyen ve dengelenmeyen iktidarlarda otoritenin nerelere kadar sürüklenebileceğinin bir örneği, trajik 1938 Dersim harekatıdır. Başbakanlıktan uzaklaştırılan İnönü’ye göre de ihtiyaç yoktu bu şiddette bir harekata.

Şevket Süreyya’nın Kadro dergisi, “gerici” miydi ki kapatılmıştı?..

DP, muhalefette birkaç defa “kuvvetler ayrılığı” talebinde bulundu fakat iktidarda bunu unuttu. İnönü “kuvvetler birliği”ne dayalı 1924 anayasasının değişmesini daha 1949’da söylemişti; DP iktidarı buna yanaşmadı, 6 Ok’lu bu anayasayı DP devam ettirdi!

Prof. Ali Fuat Başgil’in eleştiri ve uyarılarını dikkate atmadılar.

Metin Toker, DP’nin otoriterleşmesini CHP’nin nasıl “sadistçe” kullandığını yazar!

Trajik sonuç malum…

Netice: Tarih okurken, “bizimkiler haklıydı” diye kavga mı edelim?.. Yoksa, hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge, temel hak ve hürriyetler, uzlaşma gibi değerlerin hayati önemini mi düşünelim?

Düşünelim, düşünelim…

(KARAR)

Etiketler:
Share
118 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Haccın imkânları

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Bir hac daha sona erdi. Suudi Arabistan resmî makamlarının yaptığı açıklamaya göre, 2019 haccına iştirak edenlerin sayısı 2 milyon 489 bin 406. Hac vizesi dışında başka yollarla Mekke’ye giriş yapanların dâhil edilmediği bu rakamın yüzde 55,65’ini erkekler, yüzde 44,35’ini ise kadınlar oluşturdu. Bir milyon 855 bin 27 kişi yurtdışından gelirken, 634 bin 379 kişi de Suudi Arabistan sınırları içinden hacca katıldı. Hacıların yüzde 93’ü hava yoluyla, yüzde 5,2’si kara yoluyla, kalan kısmı da deniz yoluyla Hicaz’a ulaştı. Söz konusu rakamlar, Su...
  • Kuzey İslamının çıkış yolu: Doğal tarım

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Aslında bugün Hatay’da mezar taşlarını kırıp üzerine “Geleceğiz! Biz İslam devletiyiz” yazan tuhaflıkla ilgili de yazmak istiyordum ama sonra dedim ki kendi kendime: “Bu tuhaflığı ortadan kaldırmanın yegâne yolu olan Kuzey İslamı dediğimiz meseleyi övmeye başladığında da bu sefer Türklüğünü Müslümanlığı ile bir türlü eşitleyememiş, Türklüğünü Müslümanlığa bir türlü içkin hale getirememiş adamların el ovuşturmaları hoşuna gitmeyecek.” Fakat ne gam! Yine de diyeceğimi demiş olayım. Biz Türkler “kendimize mahsus bir din kültürü” oluşturmayı baş...
  • İtfaiye mi ateş mi…

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Churchill, “Niye eleştiriyorsunuz” diye sorana “İtfaiye ve ateş arasında bîtaraf kalamam” dermiş. Biz ise değil tarafsız kalmak ateşi tutuyoruz neredeyse! … Toplumun her kesiminde hatta çağın insanında yaygın olan bu ‘kendinden emin olma’, ‘her şeyin ölçüsü olarak kendisini görme’ hali ruhumuza sirayet etmiş durumda. Öyle ki, ortak bir paydada buluşamayan ülke insanımız bu ruh halinde buluşmuş sanki. Ortak kodlarımız nihayet ortaya çıkmış.Bayram sohbetlerinde farklı farklı kesimlerde tespit ettiğim tek ortak nokta da bu ‘kendinden eminlik...
  • Arap Birliği’nin bir Arap politikası var mı?

    17 Ağustos 2019 YAZARLAR

    Türkiye ve ABD arasında Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmasında mutabık kalınan barış koridorunun öncelikle Suriye halkı için güvenli bir alan oluşturması bekleniyor. Bu güvenli alan sayesinde Suriye halkını hem Esad’ın sivil-silahlı ayrımı yapmadan kendi halkına karşı uyguladığı katliamlara karşı bir koruma sağlayacak hem de terör gruplarının cirit atamayacağı ve yine Suriye halkını tehdit edemeyeceği bir bölge oluşturulmuş olacak. Mevcut durumda ABD desteğini alarak, ABD tarafından şımartılmış olan PYD bölgede hem Araplara yönelik etnik temi...