logo

Kadınlar olmasa çok güzel din aslında


İsmail Kılıçarslan
i.kilicarslan@gmail.com

Belki bir kez daha yazmışımdır. Türkiye’nin en yetkin fıkıh hocalarından biri olan Prof. Dr. Yunus Apaydın, şöyle demişti: “Fakih, olanla fıkheder.” Hocaya, “Ne demek istiyorsunuz hocam?” diye” sorduğumda cevap şöyle gelmişti: “Mesela kadınların sosyal hayata katıldığı, çalıştığı, kamusal alanda var oldukları bir dünyada buldum ben kendimi. Dolayısıyla bana düşen ‘bu verili durumun’ fıkhını üretmektir. Yani ‘olmayan bir durum üzerinden gelişen’ değil, ‘olanın hukukunu üreten’ bir ilimdir fıkıh.”

Bu, burada bir dursun; biz şuradan ilerleyelim ve bir soru soralım: Bugün üniversite bitirmiş ve evliliğe adım atacak dindar bir gencin “eş arayışındaki kriterleri” arasında eş adayının bir meslek sahibi olması ve çalışmak isteyip-istemediği var mı yok mu?

Soru sormaya devam edelim: Eş adayının çalışmasını isteyen dindar erkekler bize “verili bir sosyoloji” üretmiş olmuyorlar mı? Bu durumda fıkıhçıya düşen “kadınlarla erkeklerin birlikte çalıştıkları bir dünyanın fıkhını üretmek” olmuyor mu?

Kafa mı karıştırdım? O halde biraz daha karıştırayım. Mesela iş KADEM’i eleştirmeye geldiğinde son derece cevval birer eleştirmen kesilen erkekler (ki haklı ya da haksız olabilirler bu eleştirilerde, orası bahsi diğer) iş evlilik tercihine geldiğinde niçin “kadim” olanı hatırlamak yerine “modern” olanı tercih ederek “çalışan eş” istiyorlar?

Hadi eli artırayım. Para kazanmak, çalışmak, ev geçindirmek, krediyle ev almak gibi konularda seküler hayatla kavga etme cesareti olmayan, -cesaretleri olsa bile kendilerini dinleyenlere pek de söz geçiremeyen- televaizler, mesele “kadınlar” olunca niçin eşsiz bir şecaatle “kadim olana davet” ediyorlar dindarları?

Çünkü “kadın üzerinden geliştirilen dindarlık” son derece kolay bir şey… Ticaret üzerinden dindarlık geliştirmeye çalışmaktan daha kolay mesela. Zira ticaret üzerinden dindarlık geliştirmeye çabalasa sevgili televaizimiz, bir süre sonra “sistemi ayakta tutan bağışlar”ı yapan zengin tacirlerimiz sohbet halkasını terk edecekler muhtemelen. Kendisini destekleyen “firmaların” reklamlarında “takır takır” kadın bedeni kullanıyor olmalarına gram ses etmeyen televaizlerimiz bin yaşasın yine de.

Dini ve dindarlığı “yaşanması gereken eksiksiz bir hayat tarzı” olarak tanımlamak yerine “iktidar alanı” olarak tanımlamanın yan etkisi bu. En kolay sertlik görece “sessiz ve savunmasız olanlar” üzerinden gerçekleşir. Bireysel fıkhi tercihler inşa etmek kolay! Kadınlara yükselmek kolay! O halde vur gözüne gözüne.

Benim “sosyolojiyi ıskalamak” dediğim şey tam da budur aslında. Türkiye dindarları bugün eşi çalışmasa evini geçindirmekte zorlanacak bir topluluktur ve bu son derece modern bir durumdur. Bununla yüzleşmek yerine söz konusu kadınlar olunca “en kadim ve yıpranmış gelenekleri” din adı altında konuşmak daha kolayımıza geliyor. Mesele budur bir yanıyla.

Hadi güncel örneği de vereyim. İnsanlara itibar suikastı yapmasıyla ve tezlerindeki intihal iddialarıyla gündeme gelen biri var. Adı Ahmet Şimşirgil. Bundan bir önceki Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez Hoca’ya mesnetsiz şekilde attığı kurşunlar hepimizin aklında. Bir çeşit sniper gibi çabalamıştı. Şimşirgil, AK Parti Grup Başkanvekili ve Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in kendisini Tokat Kitap Fuarı’nın etkinliklerinden çıkardığı vaveylası kopardı bir iki gün önce. Ve tabii ki bunu yaparken İstanbul Sözleşmesini, KADEM’i falan karıştırdı işin içine. Çünkü kolay olanı buydu.

Doğrusu, Şimşirgil’in kitap fuarı etkinliğinden çıkarılma gerekçesini de bilmiyorum, bu çıkarılmada Özlem Hanım’ın bir dahli olup olmadığını da. Üstelik -intihal mintihal de olsa- bir eser sahibinin kitap fuarlarında kendisini ifade edebilme hakkını sonuna kadar savunuyorum. Ancak Şimşirgil’in “beni KADEM karşıtlığım yüzünden fuardan çıkardılar, beni İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıktığım için engellediler” sözlerine de zerre itibar etmiyorum.

Kim bilir, belki de asıl sebep, FETÖ’cü olduğuna zerrece inanmadığım Şimşirgil’in bütün yazarlık kariyerini FETÖ’cü ve an itibariyle yaşadığı yurt dışından Türkiye’ye ateş edip duran bir kadın editöre borçlu olmasıdır. Ya da tamamen başka bir sebep vardır. Belki de “kendi kitlesini konsolide etmek için bütünüyle saçma bir yerden” konuşmasıdır sebep.

Diyeceğim odur ki lütfen dikkat edelim “kadınlar olmasa çok güzel din aslında” diyen adamlara… Belki de bizden saklamaya çalıştıkları şeyler başkadır. O delikten bile bile sokulmanın âlemi yoktur.

(YENİ ŞAFAK)

Etiketler:
Share
210 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Her şey kültür ve sanat için…

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Sirkeci Garı, 1890’dan beri İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısı ve 129 yaşında. 1908’de Bağdat Demiryolu’nun başlangıç noktası olarak yapılan Haydarpaşa Garı ise 111 yaşında. İstanbul’un sembolü olan bu iki tarihi garda bulunan bazı binalar ve açık alanlar, önümüzdeki 15 yıl boyunca sadece kültür ve sanat etkinlikleri için kullanılmak üzere, 2017’de 10 bin sermayeyle, 29 yaşındaki bir girişimci tarafından kurulmuş bir şirkete kiralandı. Genç girişimci, hiçbir şekilde ticari amaçlar için kullanamayacağı bu tarihi mekanlardaki binalar ve...
  • Konu kapandı mı?

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Türkiye’nin güneyinde başlattığı harekât, ABD’nin müdahalesi ile durduruldu. Bu elbette bir Amerika müdahalesidir! Ne için yapılmıştır peki? Orada konuşlandırdığı “Kürtler”den oluştuğu söylenen silahlı unsurlarını korumak için. Suriye bir vekalet savaşı sahası ve ABD bu sahada PKK/PYD unsurlarını kullanıyor. Bu müdahaleyi “Kürtler ölmesin” diye mi yaptılar peki? Asla ve kat’a. Onlar için Kürtler ölmüş, Araplar ölmüş, Türkler olmuş hiç mesele değil. Hepsi ölebilir, bir tek İsrail yaşa malıdır! ABD’nin Türkiye’nin güneyinde oluşturduğu İsra...
  • Nuri Pakdil’in ardından

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Gençtim, habersizdim, Nuri Pakdil destanını Şaban Abak’tan işittim ilkin. Sene 1988. Nuri Pakdil çoktan çekip gitmişti o vakit. Nesi varsa (Kitaplar, kitaplar, kitaplar) dağıtıp bir otel odasında inzivaya çekilmişti. Cesaret isterdi ziyaretine gitmek; yeterince devrimci -bilhassa “antifiravunist”- bulmadıklarını azarlarmış ve devrimcilik konusunda Nuri Pakdil’den geçer not almak çok zormuş zira. Antiemperyalistlik, antikapitalistlik, antinasyonalistlik, “antifiravunistlik” standartlarını çok yüksek tutarmış. Fevkalade hassas...
  • ‘Esed’le ne yapacağız’ sorusuna geldik

    21 Ekim 2019 YAZARLAR

    Endişeliydim, Barış Pınarı Harekatı sırasında başımıza bir çorap örüleceğinden. Trump bir türlü konuşuyordu ‘öteki Amerika’ bir türlü. Avrupa’da Macaristan hariç aleyhte beyanat vermeyen kalmamıştı. Münbiç’te rejim birdenbire yeni bir zemin kazanmıştı, üstelik YPG’yle temas halinde. Kobani de kapsam dışına çıkıyordu. Trump’ın tweetleri berbat mı berbattı. Mektubu tweetlerinden daha berbat. ABD Başkan yardımcısı Pence Ankara’ya gelmişti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tokalaşırken suratından düşen bin parçaydı. O saatlerde bor...